SEVGİ, SAYGI VE HÜMANİZM

SEVGİ, SAYGI VE HÜMANİZM

İnsan, Hakikat ve Ölçü Meselesi

Sevgi mi önce gelir, saygı mı? sorusu basit bir duygu meselesi değildir. Bu soru, insanın varlığı nasıl gördüğüyle ilgilidir. Çünkü sevgi de saygı da insanın neyi değerli gördüğünü açığa çıkarır.

Bugün dünyada sevgiden, insanlıktan, hoşgörüden ve insan haklarından çok söz ediliyor. Fakat aynı dünyada :

  • Savaşlar büyüyor.
  • İnsan araçsallaşıyor.
  • Yalnızlık artıyor.
  • Çıkar ilişkileri derinleşiyor.
  • Güçlü olanın haklı sayıldığı düzenler kuruluyor.

Bu bir çelişki gibi görünüyor. Çünkü insanı merkeze aldığını söyleyen çağ, insanı en fazla tüketen çağ hâline gelmiş durumda.

Burada temel mesele şudur : İnsanın değeri nereden geliyor?!.

Modern hümanizm büyük ölçüde şu cevabı verir : İnsan değerlidir; çünkü insandır.

Bu yaklaşım başlangıçta güçlü bir itiraz olarak ortaya çıktı. Kilise tahakkümüne, sınıfsal baskıya, insanın ezilmesine ve değersizleştirilmesine karşı insan onurunu korumaya çalıştı. İnsan aklını, bireyi ve özgürlüğü merkeze aldı.

Fakat zamanla başka bir problem doğdu : Eğer insan kendi kendisinin ölçüsü hâline gelirse, hangi insan ölçü olacaktır?!.

Çünkü :

  • Arzular çatışır.
  • Çıkarlar çatışır.
  • İdeolojiler çatışır.
  • Güç merkezleri çatışır.

Aşkın bir ölçü kaybolduğunda insan sonunda kendi arzusunu hakikat zannetmeye başlar. Böylece sevgi de saygı da giderek :

  • Çıkara,
  • Hazza,
  • Faydaya,
  • Performansa,
  • Kimlik âidiyetine indirgenir.

Modern dünyanın insan sevgisi söylemi bile çoğu zaman bu zeminde çalışır. İnsan; ekonomik değer ürettiği, haz verdiği, politik olarak işe yaradığı veya aynı ideolojik dili konuştuğu kadar önemsenir. Menfaat bittiğinde sevgi de saygı da hızla geri çekilir.

Bu yüzden modern sistem görünüşte insanı yüceltirken fiiliyatta onu :

  • Tüketici,
  • Veri kaynağı,
  • Seçmen kitlesi,
  • Üretim aracı,
  • Biyolojik organizma olarak işlemeye başlar.

Burada büyük bir paradoks vardır : İnsanı en çok merkeze alan çağ, insanı en çok araçsallaştıran çağ hâline gelmiştir.

Çünkü aşkın hakikat kaybolduğunda insanın sınırı da kaybolur. Sınırı kaybolan insan ise sonunda diğer insanları kendi arzusu için kullanmaya başlar.

Demek ki sevgi ve saygıyı yalnız duyguya, biyolojiye veya çıkara dayandırmak yeterli değildir.

Kan bağı, milliyet, hemşehrilik, ideoloji, sınıf, kültür veya ortak çıkar insanlarda güçlü bir “biz” duygusu üretir. Bu doğaldır. İnsan önce yakınına yönelir. Fakat insan burada durursa adâlet kaybolur. Çünkü artık ölçü hakikat değil, “bizden olmak” olur.

Bu durumda :

  • Güçlü olan sayılır.
  • Faydalı olan sevilir.
  • İşe yaramayan değersizleşir.
  • Yabancı olan tehditleşir.
  • Rakip olan düşmanlaşır.

Oysa insanın değeri yalnız kendisinden değil, yaratılmış olmasından geliyorsa burada başka bir zemin doğar.

İnsan :

  • Allah’ın mahlûku olduğu için,
  • İrade taşıdığı için,
  • Emanet yüklenmiş olduğu için,
  • Hakikate muhatap olduğu için. değerlidir.

Bu yaklaşım insanı merkeze koymaz; hakikati merkeze koyar ve insanı o hakikat içinde konumlandırır. Böylece insan, ne ilâhlaştırılır, ne de değersizleştirilir.

Çünkü en temelde hepimiz Âdem’in çocuklarıyız.

Burada ilk büyük ilke doğar : Herkese ontolojik saygı.

Ontolojik saygı, insanın her davranışını onaylamak değildir. Bu, insanı mutlaklaştırmak da değildir. Bu, insanı tamamen değersiz görmemektir.

Çünkü insan :

  • Hata yapabilir,
  • İnkâr edebilir,
  • Zulmedebilir,
  • Sapabilir.

Ama bütün bunlara rağmen insan “eşya” değildir.

Bu yüzden :

  • Düşmanın bile hakkı vardır.
  • Suçlunun bile hukuku vardır.
  • Ölünün bile hürmeti vardır.
  • Zayıfın bile dokunulmazlığı vardır.

İnsanın insan oluşundan gelen asgarî bir değer alanı vardır.

Bu alan kaybolduğunda geriye sadece güç kalır. Gücün olduğu yerde ise merhamet değil tahakküm büyür.

Fakat herkese aynı sevgi duyulamaz. Çünkü sevgi yalnız varlığa değil, yöne de bakar.

İnsan; aynı hakikate yürüdüğü, aynı derdi taşıdığı, aynı ahlâkı koruduğu, aynı kıbleye yöneldiği kimselere daha fazla muhabbet duyar. Bu doğaldır. Sevgi yakınlık ister; ortak yön ister; ortak yürüyüş ister.

Burada ikinci ilke doğar : Hakikate yönelenlere muhabbet.

Muhabbet yalnız biyolojik yakınlıktan doğmaz. Hakikat ortaklığı, ahlâk ortaklığı ve yön birliği daha derin bir yakınlık üretir.

Bu yüzden bazen insan :

  • Kan bağı taşıdığı birine yabancılaşır.
  • Hiç akrabası olmayan birine ise kardeşlik hisseder.

Çünkü asıl yakınlık beden yakınlığı değil, yön yakınlığıdır.

Fakat sevgi hakikatten koparsa körleşir. İnsan sevdiğinin yanlışını görmemeye başlar. Kabilecilik, lider kültü, ideolojik fanatizm ve putlaştırma buradan doğar.

Sevgi ölçüsüzleştiğinde adâlet ölür.

Bu yüzden sevginin yanında saygı; yakınlığın yanında ölçü gerekir.

Fakat üçüncü bir ilke daha zorunludur : Zulme karşı net tavır

Ontolojik saygı, zulmü meşrulaştırmak değildir.

Merhamet adına zulmü normalleştirmek, aslında mazluma merhametsizliktir. Çünkü zulme sessizlik, zulmün büyümesine hizmet eder.

Bu yüzden :

  • Bâtıla bâtıl demek gerekir.
  • Zulme zulüm demek gerekir.
  • Haddi aşana sınır göstermek gerekir.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken ince bir çizgi vardır : Zulme karşı çıkmak başka şeydir; insanı tamamen yok saymak başka şey.

Hakikate karşı çıkanın fikri reddedilir; zulmü reddedilir; taşkınlığı reddedilir ama insan bütünüyle “şey”e indirgenmez.

Çünkü insanı tamamen değersiz gören yerde kolayca nefret ideolojileri doğar.

Böylece denge ortaya çıkar :

  • Herkese ontolojik saygı.
  • Hakikate yönelenlere muhabbet.
  • Zulme ise net tavır.

Bu denge bozulduğunda insan savrulur.

  • Sadece sevgi merkezli yaklaşım, hakikat farklarını siler.
  • Sadece sertlik merkezli yaklaşım, merhameti öldürür.
  • Sadece çıkar merkezli yaklaşım, insanı araçlaştırır.
  • Sadece kimlik merkezli yaklaşım, kabileciliğe dönüşür.

Hakikat merkezli yaklaşım ise hem insanı korur hem ölçüyü korur.

Çünkü burada :

  • İnsan mutlaklaştırılmaz,
  • ama değersizleştirilmez de.
  • Sevgi putlaştırılmaz,
  • ama kurutulmaz da.
  • Adâlet sertleşmez,
  • ama gevşetilmez de.

Asıl mesele şudur : İnsanı Allah’tan bağımsız kutsarsak ölçü kayar; insanı tamamen değersizleştirirsek merhamet kaybolur.

Bu yüzden sevgi de saygı da hakikate bağlanmak zorundadır. Çünkü hakikatten kopan sevgi körleşir; hakikatten kopan saygı korkuya veya çıkara dönüşür.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP