SALÂT, NASIL NAMAZ OLDU?!.
Namaz, Farsça; salât, Arapça. Türkler, Farslar (= Persler = İranlılar) üzerinden İslâm’la tanışmışlardır. İran’ın kadim dini Zerdüştlük. Zerdüştlük, M.Ö. 6. yüzyılda Zerdüşt tarafından kurulmuştur. Zerdüştlükte de beş vakit namaz ve abdest vardır. Abdestin ab'ı, su; dest'i, el; el suyu; Arapça karşılığı, vudû (= وضوء)’dur. Vudû kelimesi Kur'ân’da geçmez, hadislerde geçer. Namaz gibi abdest de Peygamber de Farsça.
Türkler, Müslüman olmadan önce, pagandı = putperestti; Zerdüştlerin Güneşe taptığı gibi, bir Gök Tanrıya = Tengri’ye (= Gökteki bir Tanrıya) tapıyorlardı. Türklerin Tanrısı da (dini de) Perslerin Tanrısı (dini) gibiydi. Türklerin yaşadığı coğrafya, güneyde Hint ve Çin (= Budizm, Hinduizm, Konfüçyunizm); batıda İran (= Zerdüştlük); daha sonraları (610-751 arası), güney batıda Arabistan. (= İslâm.) 610, İslâm’ın doğuşu; 751 (Talas Savaşı), Türklerin İslâm’a girişi. 751’den önce de kısmî kabuller var. Yüzyıl önce (651’de) İran, Hz. Ömer zamanında fethedilir. Türkler, Emevî “Hanedânı” döneminden itibaren askerdir; Abbasî “Hanedânı” döneminde ise, Emevî “Hanedânı” yıkacak kadar etkindirler. 751’deki savaş, Abbasîlerle Çinliler arasındadır; Abbasî askerleri, büyük ölçüde Türktür...
Türk ismi, terk (= ترك) isminin bozulmuş hâlidir; bu kelimenin ilk harfinin ötre ile okunmasından oluşur. Rivayet o dur ki, Zülkarneyn, Çin seddini Ye’cüc ve Me’cüc isimli bozguncu kavimler için inşa ettiği zaman, Nuh’un oğlu Yasef’in soyundan gelen kavmi terk etmiş, onları seddin içine dâhil etmemiş, serbest bırakmış; bunlar daha sonra kendilerini Türk olarak adlandırmışlardır. Türkler Müslüman olduktan sonra batı, neredeyse Türk ismi ile İslâm = Müslüman ismini özdeş olarak kullanır; Türk = Müslüman gibi algılanır.
Konu epey dağıldı. Türklerin İslâmî kavram ve ritüelleri (= ibâdet şekillerini) Farslar (= Farsça) üzerinden kabullenmeleri; Farsçanın nerdeyse Türkçe kadar kabul görmesi, önemli düşünce (fikir) adamlarının ve sûfîlerin Farsça yazması ve konuşması; Arapçaya sonradan meyl, vs... salâtı, namaz; vudûyu abdest olarak almamıza (algılamamıza) sebep oldu. Dediğim gibi Zerdüşt’ün = Zerdüştlüğün de namazı, abdesti, namazgâhı ve kıblesi var. Zerdüşt’ün kıblesi gündüz Güneş; gece ateştir; o, ışıkla ateşi (= nurla nârı) birler. Bu yüzden onun bir adı da ateşgededir; onun kıblesi sabit değildir; gündüz Güneşi takip eder; bu yüzden öğleden önce doğu, öğleden sonra batıdır; gece de en güçlü ışık kaynağı olan ateştir.
Namaz vakitleri de (Tanrı = Ahuramazda olan) Güneş’e göre ayarlanmıştır. Sabah (= Havangâh), Öğle (= Rapîsvîngah), Öğleden sonra (= Uzeyeringâh), Akşam (= Evisrevsrimgah) ve Gece (= Uşehingah).
Zerdüştlükteki namaz da Tanrı’ya niyazdır. Namaz kılarken baş örtülür (erkekler beyaz takke/külâh takar; kadınlar başörtüsü örter) ve bele kuşak bağlanır...
Maveraünnehir (= Buhara, Taşkent, Semerkant), Türklerin “beslendiği” bölgedir. Tasavvufta Yesevî, Kelâm ve Fıkıhta Maturudî, bilimde Harizmi, Birunî, Farabî, İbni Sinâ ve Gazalî gibi adamlar, bu bölgenin insanlarıdırlar. Bu bölge, İslâm’a “kendi rengini” vermiştir. Bu da gayet doğaldır ama bu rengin asıl/asil renk ile uyumlu olması, çatışmaması esastır. İslâm’ın asıl/asil rengi Muhammedî renktir. Bu renge rağmen, yeni bir renk ihdas etmek, İslâm’ı etnik ve kültürel olarak böler. Emevîler ve Abbasîler Muhammedî rengi değil, Arap rengini; nisbeten Selçuklular (= Selçûkîler) ve Osmanlılar Türk rengini; Persler Fars rengini öne çıkarma gayreti güttüler; ırklarını dinlerinin önüne geçirdiler. Artık böyle tuzaklara düşmemeniz; bunu önce içeride (= Türkiye’de), sonra da bölge ve dünyada hayata geçirmemiz gerekiyor; “terörsüz bölge” için bu şart.
Nereden nereye “savruldum”!. Salât ile başladım, “terörsüz bölge” ye geldim. Neyse... son söz : Nevruz (= Newroz) da bir Zerdüşt geleneğidir, dînî bir bayramdır; ve bize onlardan geçmedir. Yol yürürken, yolda heybemizi de doldurmuşuz. Hayat ve kültür, işte böyle bişey.
Yorumlar
Yorum Gönder