NOMİNALİZM
Kısa adı adcılık. Kavramın dayandığı kelime numen, çoğulu noumena. Numen, öz, şeylerin aslı/özü. Bir de fenomen var. Bu da şeylerin görüntü/görüngüleri. (= özellikleri.)
Numen, kendinde şey = ding an sich. Fenomen, duyularla algılanabilen. (= görülebilen, duyulabilen, koklanabilen, tadılabilen, dokunulabilen.)
Duyularla algılanabilenlerden akledilebilenlere (numenlere?!) doğru yol alırız; bilme (= akletme) böyle bişeydir ve bunu yaratılmışlar içinde sadece insan yapabilir.
Tanrı dışında hiç kimse tam bilme ile tanışamaz. Ancak, tabiri caizse, bilmenin aklî kokusunu alır ve bu koku onu mest eder.
...
Dinde bu iki kavramın karşılığı gayb ve şehâdettir. Gayb (= görünmeyenler), numene; şehâdet (görünenler), fenomene karşılık gelir. = işareti koymadım, çünkü, gayb, görünmeyenlere; şehâdet görünenlere eşit değil.
Gayb, Platon’da (= Eflâtun’da) idedir; Kant’ta numen; Leibniz’de monad, vs.
Ruh-Beden ikilemine (= dikotomisine) de (hatta bütün dikotomilere) böyle bakabiliriz.
...
Benim, görünen bir bedenim var; bu bedenimle bi çok şey yapabiliyorum (yazabiliyor, okuyabiliyor, düşünebiliyor, gezebiliyor, konuşabiliyor, ilâ âhir.), bunları bana yaptıran, bu bedenimin görünmeyen yanı.
Hasan ismi benim hangi yanıma verilmiş bir ad = isim; numen (görünmez) yanıma mı, fenomen (görünen) yanıma mı?!.
Büyük ölçüde görünen (fenomen) yanıma. Ben, görünmeden (= ana rahmine düşmeden veya doğmadan) bana bu adı (anam-babam) vermezler. Bir oğlumuz olursa, adını Hasan koyalım diyebilirler, ama bunun uzun süreli bir karşılığı olmaz.
Adlar, her şeyin adı, dolayısıyla dil, görünenin olan ve olması arzulanan özelliklerini “tanımlar”, ama aynı zamanda da görünenden görünmeyene bir referans olarak kullanılır. Aynı zamanda, bu özelliklerin (= niteliklerin) paylaşılmasını sağlar. Bu yanıyla da (adlar = dil) toplumsaldır, oydaşmaya dayalıdır.
Toplumda (= insanlar arasında) adların özellikleri (kelimelerin gösterdikleri anlamlar) üzerinde bir oydaşma yoksa, anlaşma da yoktur. Herkes, kelimelerin gösterdiklerinin (= işaret ettiklerinin) tümünü aynı düzeyde elbet göremez = her işareti (= âyeti) aynı şekilde anlayamaz. Hele de bu kelimeler, cümle (= âyet), pasaj (= paragraf) ve bölüm (= sûre) ve metin (= makale, konu) ve kitâb şeklinde genişliyorsa.
...
İnsan da bir kitap gibidir; sadece bir kelime (Ali, Veli, Hasan, Hüseyin, Ayşe, Fatma, vs.), onu tanımlayamaz. Bir sürü Ali, Veli, Hasan, Hüseyin, Ayşe, Fatma, vs. var; ben hangi Hasan’ım?!. Hasan ismi (bu kıyastan dolayı Rabbim beni affetsin) Allah ismi gibi başka kimseye verilmese de yine tek kelime beni “tanımlamaz”!.
Sizce Allah İsmi, Allah’ı (= Allah’ın Zâtını) “tanımlar mı”; tanımlasaydı, diğer 99 (= sonsuz) İsme gerek var mıydı?!.
İsimler (tüm kelimeler), birer gösterge, âyet, işarettir. Bunların bir kısmı fâil = etkin özne; bir kısmı meful = nesnedir.
Gerçekte (= hakikatte); TEK ETKİN ÖZNE (= ETKİN FÂİL), RABB-ÜL ÂLEMÎN’dir. O, FA’ÂL-ÜN LİMÂ YÜRÎD’dir. = DİLEDİĞİNİ YAPAN’dır.
Yorumlar
Yorum Gönder