BEDENSİZ BEN

Sözün başında söyleyeyim ki yanlış anlaşılmaları önleyeyim. Bu yazı, kısmen bilgiye, büyük ölçüde “hayale” (= “kuruntuya”) dayanıyor. Yeni düşüncelerle (= katkılarla) sağlamlaştırılabilir.

Beden, topraktan yapılmış (= yaratılmış) cismânî (= ağırlığı olan) bir âlettir. 

En geriye gidelim ve çook hızlı bir şekilde geri gelelim. 

Evren, önce çook yoğun ve çook küçük bişeydi; patladı, ateş topu oldu; söndü ve soğudu. Onu söndüren su; soğutan hava. Sönme, yüzeyde/kabukta. Dünyanın merkezi hâlâ ateş topu. Sönen ve soğuyan dış yüzey = toprak. İnsanın bedeni, işte bu topraktan; bu toprak, su ile karıldı, şekil verildi ve tekrar kurutuldu; (salsâl, fehhâr, hame-in mesnûn) ve ona (= o bedene, toprağa) ruh üflendi.

Bizler burada = bu dünyada, bu bedenlerle varız, görünüyoruz ve (bir âlet gibi) bu bedenleri kullanarak iş yapıyoruz. 

Beden, fonksiyonlarını yitirince = tamamen işlevsiz ve hareketsiz kalınca da ölüyoruz. Ölüm, bedenin ölümüdür. Ölünce, artık beden âletini (= elimizi, ayağımızı, gözümüzü, kulağımızı, aklımızı, vs.) kullanamıyoruz.

Bedenimiz yoksa, biz de yokuz!.

Gerçekten b/öyle mi?!.

Bedensiz ben diye bişey olamaz mı; beden kullanılmadan bişey yapılamaz mı?!.

Önce empatiyi, sonra sempatiyi, sonra telepatiyi, en son da telekineziyi bi düşünün!.

Sonra da Belkıs’ın tahtının göz açıp-kapayıncaya kadar kısa bir sürede getirilmesini.

...

Beden, benin bir âleti yanında, bir hapishanesi de olabilir mi?!.

Beden hapishanesinden kurtulanlar, “kuş gibi, tüy gibi” hafif olabilirler mi?!.

Bu “ağırlık”!, yarın başımıza büyük belâlar açabilir mi?!.

...

Pekiî nasıl kurtulabiliriz bu ağırlıktan?!.

İntihar kesinlikle yasak. 

Duyuları güçlendirerek, duyguları incelterek ve aklı keskinleştirerek = feraset sahibi olmaya gayret ederek.

Duyular (= beş duyu : göz/görme, kulak/duyma, dil/tatma, burun/koklama, deri/dokunma), bi yönüyle bedene bağlı, bi yönüyle değil. Hiç duyu verisi alamasak, ölü gibiyiz, bitkisel hayattayız. Duygu/lanım, tamamen içerde olup-bitiyor ama onu da dışarı etkiliyor. Akıl da, nesne (= dış dünya, şeyler ve kişiler) olmasa çalışmıyor.

Duygulanım ve muhakeme, dış dünya ile iç dünyanın etkileşimi; ne tek başına iç, ne tek başına dış. Akıl (= beyin), dış ile etkileşim (= iletişim, bağ/bağlantı) kuran bir terminal.

Beden (= bedenimiz), gerçekte bizim dışımız olamaz mı?!.

Beden, dışı dünya (= derimizin ötesindeki dış dünya) ara bir form, ara bir yüz olamaz mı?!.

Biz, bu bedenle, bu ara yüzü (âyet veya işaretleri, dış dünyayı) kullanarak ASIL ve MÜKEMMEL VARLIK’la bağ/bağlantı kuruyor olamaz mıyız?!.

“Er-Rahmân-u ale-l arş-istevâ.” (20/5.)

Bi çoğumuzun terminali (bedeni) sorunlu veya bozuk (virüslü) olduğu için, ASIL ve MÜKEMMEL VARLIK’la bağ/bağlantı kuramıyor olabilir mi?!.

...

Zevkler, maddî (= bedenî, cismânî) ve manevî (= rûhî) olmak üzere iki çeşit; arada duygusal zevkler var; ve bunlar, burada birbirine bağlı. Bunları, burada = ölmeden ayıramayanlar, ötede = ölünce ayıramayacak, ve manevî (= rûhânî) zevkleri tadamayacak  olabilirler mi?!.

Pekiî burada bunları nasıl ayıracağız?!.

Burada, duygusuzca (= duyarsızca) ve akılsızca (= aptalca, bön) bir hayat yaşayanlar = duygularına ve akıllarına yatırım yapmayan sorumsuzlar, bunları ayıramaz = ayırt edemez; ayıramadıkları = ayırt edemedikleri için de, “yanarlar”; bedenleri onlara yük olur. (mu?!.)

Cehennemin yakıtı (= odunu) insanlar (= insan bedenleri) ve taşlardır. (Bknz. 66/6.)

Burada, bedenî zevkler dışında duygusal (= kalbî) ve aklî zevklerin varlığından habersiz yaşayanlar, Allah-u A’lem, ölünce “yanacaklar”!.

Tekrar ediyorum, bu yazı, her ne kadar hüküm cümleleri içerse de büyük ölçüde tahmine dayanıyor; bu yüzden bağlayıcı bir yazı değil; “sorgulayıcı ve ham”! bir yazı; katkılarınızla olgunlaşacak, inş...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP