NİYE VARIZ?!.

Niye buradayız?!.

Genelde felsefenin, özelde de varoluşçuların (= egzistansiyalistlerin) varlık (= varoluş) sancısı, bu soruya cevap aramak = bulmak içindir, ama

Bu soruya cevabı sadece ve sadece din (= Allah) verir.

Din, bu soruya nasıl bir cevap verir?!.

Münafikûn Sûresi 9. âyete müracaat edelim.

“Ey İman Edenler!, mallarınız ve çocuklarınız, sizi Allah’ı zikirden (= Allah’ın öğütlerine göre yaşamaktan) alıkoymasın. Kim/ler bunu yaparsa, (bilsin/ler ki) kaybeder = hüsrana uğrar.”  = يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

 (63/9.)

Hitap, iman edenlere; demek ki, iman edenler de varlık (= varoluş) sancısı çekebiliyorlarmış!.

Lâ tülhiküm’ün (= لَا تُلْهِكُمْ) kökü, LHV. Lehv, oyun-eğlence, oyalanma demek. Burada bulunuş = varoluş amacımız, SIRF mal-mülk ile ve çoluk-çocuğa rızık temini ile oyalanmak değilmiş; elbet bu da bir meşrû (ara) bir amaç, ama aslâ nihaî amaç değil.

Bir tarafta, günde 10-12 saat çalıştığı hâlde, hâlâ çoluk-çocuğunun rızkını temin edemeyenler; diğer tarafta çalışmadan para kazananlar ... böyle bir düzenin devamı için çalışanlar (ve bu kapitalist ekonomik düzeni savunmaya devam edenler) büyük vebal altındadırlar; onlar, bu insanların hem dünyalarını hem de âhiretlerini mahvetmektedirler.

Geçim, burası için; ama burada (var) oluş = bulunuş, geçim için değil; burayı, “emîn/güvenli” kılmak ve burada adâleti sağlamak için. Bu da Zikir. Zikir, sadece tesbih çekmek değil; tesbih, zikrin en “kolay”! hâli.

Zikir, hem hatırlama hem de hatırlatma. Unutan, hatırlamak için çokça zikir “çekebilir”; ama, bu kadar çok zikir “çekiyor”, hâlâ hatırlayamıyorsa, o kişi hatırlatamaz da.

Hatırlayamayan, mal-mülk ve çoluk-çocuk ile oyalanmaya devam eder. Böyle adamlar, aslâ varlık (= varoluş) sancısı çekmezler, “ot gibi” yaşayıp giderler = göçerler.

Sancıyı, hatırlayan (= zikreden) çeker. İnşallah, bunların sancısı “kutlu doğumla”!, = hatırlatma ile = başka insanlara “can/hayat verme” ile sonuçlanır.

Hüsran, hayatın ziyan olmasıdır, deriin pişmanlıktır.

9. âyetin sonu ve 10. âyet, buna işaret eder.

“Herhangi birinize ölüm gelip çattığında : ‘Rabbim! Ölümümü yakın bir zamana kadar benden ertelesen de, ben de sadaka versem ve iyilerden olsam’ demezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden karşılıksız yardımda bulunun, verin.” (63/10.)

“Mal-mülk”, sahip olduğumuz her şeydir; bunun içine ilim de makam da girer. Hayat (= burada bulunuş (varoluş), mal-mülk, ilim, unvan-nam = şan-şöhret biriktirmek (= yığmak) için değildir; bu, çook büyük bir tehlike ve aldanıştır; nitekim aynı kelime (= lehv) Tekâsür Sûresinde de geçer ve bu tehlikeye işaret eder. = “elhâküm-üt tekâsür... = çoğaltma isteği sizi öyle oyaladı ki, kabre (= mezara) girinceye (= ölene) kadar ayılmadınız = uyanmadınız.” (102/1-2.) Böyle insanlar, Allah-u A’lem, (varlık sancısı çekmedikleri için) “sakat”! doğacaklar = “sakat”! dirilecekler; ebedî olarak da “sakat”! yaşayacaklardır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP