KORKU
Korku : Bir tehlike karşısında duyulan duygudur. En büyük tehlike, ölümdür; ve ölüm, bütün korkulara kaynaklık eder.
Hayat, tatlıdır; kimse ölmek ve tutsak yaşamak istemez.
Hastalıktan ölmemek ve hapis yatmamak için, en iyi doktorları ve en iyi avukatları buluruz, onlara çuvallar dolusu paraları acımadan öderiz.
İnsanlar için, hastalık da hapis de birer derttir, ama ölüm (ve sonrası) çook daha büyük bir derttir.
Ölüm derdini, sadece ölüm sonrasına olan inanç tedavi edebilir. Bütün dünya bizim olsa, en iyi doktorları tutsak, yine de ölüme çare bulamayız. = Ölmemeye çare yok.
Ölmemeye çare yoksa, bütün bu yaşananlar, bunca çalışma, bunca çaba niye?!. Her şey “boş”, değil mi?!.
Ölüm sonrasına inananlar için değil; aksine onlar için bu ölümlü (kısa, geçici, sonlu) hayat, çoook değerli, çoook kıymetli.
Onlar, bu ölümlü (kısa, geçici, sonlu) hayatlarını ÖLÜMSÜZ (= El-Hayy-ul Qayyûm) için harcarlarsa = ÖLÜMSÜZ’ün emirlerine göre yaşarlarsa, O ÖLÜMSÜZ de onlara ölümsüzlük suyundan (= âb-ı hayat suyundan, hıtâmuhu miskten) içirir = onları ölümsüz kılar ve Illiyyînde yaşatır. (Bknz. 88/17-28.)
Ötede zaten herkes ölümsüz değil mi?!. Evet, herkes ölümsüz; ama herkes özgür veya hür değil. Burada (= bu kısa, geçici, sonlu hayatta), ÖLÜMSÜZ’ün ve ÖZGÜR’ün = HÜR’ün emirlerine göre yaşamayanlar, ötede ömür boyu (cehennemde) tutsak/hapis yaşayacaklar.
Nasıl bu dünyada hapsi ve hastalığı bir dert olarak görüyor ve bu dertleri başımızdan savmak için avukatlar ve doktorlar tutuyorsak; en büyük dert olan, bizi en çook korkutan ölüme = ölüm derdine (= ölüm sonrasında başımıza gelecek derde) de bi çare aramalı değil miyiz?!.
Bu derde bir çare Bulan’a (da) tüm servetimizi (trilyonlarımızı) vermez miyiz?!.
Elbet veririz.
Bu Bilgi bize burada bedava veriliyor, ama biz O Bilgiyi ciddiye almıyoruz. O Bilgiyi burada ciddiye almazsak, -- öteye zaten servet götüremiyoruz, götürebilsek bile -- ötede hiçbir servetin (trilyonların, malın-mülkün ve kimsenin şefaatinin) geçmediğini bilmemiz gerekiyor.
Öyleyse, bu “anlamsızlık derdinden” kurtulmak için ne yapmalıyız, çare nedir?!.
Çare : Bilen’e = El-Alîm (ve El-Mü’min) Olan’a güvenmek ve O’nun dediği gibi bir hayat yaşamak.
Dinden = dinin bize bildirdiklerinden başka bir çaremiz, bir çıkış yolumuz yok. Tüm felsefe tarihi, buna bir çare bulmak için çalışmış ama bulamamış, sağa-sola savrulmuş, hâlâ da bu savrukluk sürüyor.
Hidâyet, para ile satın alınabilecek bişey değil, su gibi hava gibi ekmek gibi herkesin hakkı; “hidâyete erenler, hidâyeti bulanlar” da onu para ile satmazlar. Hidâyetimize “vesîle” olan, bize “kritik ve hayatî bilgiler” veren, bizdeki bu korkuları giderenlerin kadr-ü kıymetini bilelim. Yarın, onların bugün bize bedava verdiği bilgileri, keşke tüm servetimizi verip satın alsaydık, deyip pişman olmayalım!.
Son pişmanlık fayda vermez.
Yorumlar
Yorum Gönder