FONETİK, ...
Fonetik : Ses bilgisi. Ses-Ma’na/Anlam uyumu. Bu uyumun en mükemmel şekli, Kur’ân-ı Kerîm’de. Rahmetli Seyyid Kutub, bu alanda çalışmıştı; rahmeti bol olsun. Onun Tebbet Sûresi tefsirinde söyledikleri = Ebî Leheb’i yakacak olan kuru odunların “tıb-tıb” diziliş sesleri zihnimde canlanıyor.
Harflerin ve o harflerin oluşturduğu kelimelerin fonetiği (= phonétiği, sesi), anlama da yansır; bu yansıma, anlamı hem çağrıştırır hem kolaylaştırır hem de güçlendirir/pekiştirir. Bu yüzden Kur’ân okunurken mahrece (ve tecvide) önem verilir; teğannî (= şarkı/türkü söyler gibi okuma) yerilir.
...
Kulak, gözden ve akıldan (hiçbir organdan) ayrı çalışmaz; organizma bir bütündür.
Öğrenmede, ne kadar çok organ (= meleke) devreye girerse, öğrenme o kadar kolay ve kalıcı olur.
Modern pedagoji, “çoklu öğrenmeye” doğru evriliyor. Önce, işitsel (= sesli, kulak merkezli); sonra, görsel (= göz, görme merkezli); sonra hem işitsel hem görsel (= audiovisual, sesli film); sonra da kinestetik (= yaparak, dokunarak, yaşayarak) öğrenme devreye girdi veya girmek üzere.
Biz, hâlâ Kur’ân’ı sesle (= dinleyerek) ve gözle (= okuyarak) öğrenmeyi sürdürüyoruz.
Bir ân önce Kur’ân’ın “görsel-işitsel ve kinestetik” öğrenmesine geçmek zorundayız.
Nasıl?!.
Kur’ân’ı nazarî (= teorik) olarak okurken, (en azından cennet-cehennem) “manzaraları/nı” zihnimizde canlandırmalı = görselleştirmeliyiz. Kur’ân’ı, Efendimizin hayatı (= Siyer) ile birlikte okumalıyız ki, “o tablolar” zihnimizde canlansın.
Sonra, okuduklarımızı yaşama (= amele/eyleme) dökerek = kinestetik hâle getirip test etmeliyiz. Ancak o zaman, Kur’ân’ı doğru anlayıp-anlamadığımız belli olur. Kur’ân, namaz kıl (= salât et), zekât ver, ... diyor; bizler, Kur’ân okuduğumuz hâlde namaz kılmıyor (= salât etmiyor), zekât vermiyorsak, ... okuduğumuz Kur’ân’ı anlamamışız demektir.
Fonetik > Optik > Semantik > Etik ve Pratik.
Yorumlar
Yorum Gönder