VEYL

Veyl : Yazıklar olsun!.

Vâyevlâ : Çığlık, feryat, yaygara.

Kelime, Hümeze, 1. âyet; Mâûn, 4. âyette geçer. Hümeze’deki veyl, hümeze ve lümeze sahiplerine (= arkadan çekiştiren = dedi-kodu ve iftira eden/atan; kaş-göz işaretleri ile alay) eden kişiler için, ki bunlar, “şımarık” insanlardır, onların bu şımarıklığı da zenginliklerinden = mal toplayıp yığmalarından, malları ile ebedî yaşayacaklarını sanmalarındandır. Mâûn’daki veyl de, gösteri/ş için namaz kılanlaradır; bunlar, namazın ne olduğunu, kılana nasıl bir görev ve sorumluluk yüklediğini bilmeyen = yetimi itip-kakan (= hor, aşağı ve zayıf gören), yoksulu doyurmayan, fakire-fukaraya en küçük bir yardımda dâhi bulunmayanlaradır.

Bu tipleri bilirsiniz. Bunlar, sahip oldukları ile övünen, kendini üstün görerek böbürlenen, ona-buna çaka/tafra satan ve hava atan tiplerdir.

Bunların sahip olduklarının tamamı havadır; bunların içleri boştur, havayla doludur. Gerçekte bunlar, “hafif” adamlardır; ama biz bunları “bişey” (= “ağır adamlar”!) sanırız. 

Rabbimizin bunlara veyl (= yazıklar olsun!) demesi/etmesi!, hâşâ boşuna mıdır?!.

Bunların akıllarının başlarına gelmesi = kendilerinin kendilerine veyl etmesi, yeniden dirilişte gerçekleşecek. O zaman diyecekler ki : "yazıklar olsun bize, bizi kim diriltti?!..." (= kâlû : yâ veylenâ men beasenâ min merqadinâ...” Bu, bizi Rahmân’ın uyardığı şey! (değil mi?!) Elçiler doğru/yu söylemişler!. (36/52.)

Rahmân’a = Rahmân’ın Sözlerine, Rahmân’ın Elçilerine kulak vermeyenlere, kendi bildiğini okuyanlara, kendi keyflerince yaşayanlara yazıklar (= veyl) olsun!. Onlar değil mi, bu dünyayı ‘yaşanmaz’ hâle getirenler; onlar değil mi, bu insanları ekonomik, siyasî, fikrî, ictimâî (= sosyal/toplumsal) açıdan paramparça edenler, bölenler?!.

“İnsanlar bir tek ümmetti (= milletti). Allah, onlara, haber verici ve uyarıcı Nebîler gönderdi. Anlaşmazlığa düştükleri konularda aralarında hakk ile hükmetmeleri için Onlarla beraber Kitâb/lar indirdi. Kendilerine Kitâb verilenler, Kitâb’taki apaçık kanıtlara rağmen, aralarındaki ihtiras nedeniyle anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah, iman edenlere Kendi izni ile üzerinde ayrılığa düştükleri gerçeği gösterdi = hidâyeti nasip etti. Zira Allah, hak edeni doğru yola iletir.” (2/213.); hak etmeyenlere de veyl eder.

Onların vâyevlâsını yakında göreceğiz; biraz şımarsınlar bakalım; bu şımarıklıkları aslâ cezasız kalmayacak!.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP