SAYGI
Hürmet. İhtiram. Tahıyyat.
Muhatabımıza değer verme, onu üzmekten veya kırmaktan korkma; ondaki özelliklerden dolayı onu sevme, ona muhabbet gösterme.
En üst düzey (sevgiye ve) saygıya tapınma/tapma deriz, ve bu sevgiyi ve saygıyı sadece Tanrı’ya gösteririz. Tanrı’ya gösterdiğimiz gibi bir saygıyı, hiç kimseye göstermeyiz. Tanrı’ya gösterdiğimiz muhabbeti (= saygıyı ve sevgiyi), bir başkasına gösterirsek, O’na denk varlıklar addeder, şirke düşeriz.
“Bazı insanlar, Allah’ın yanı sıra başka varlıkları O’na denk tutarlar ve onları Allah’ı sever-sayar gibi sever ve sayarlar. İman edenlerin Allah’ı sevmeleri (saymaları) ise her türlü sevgiden (ve saygıdan) üstündür. Zulmedenler, azabı gördükleri zaman kuvvetin bütünüyle Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu keşke daha önceden anlayabilselerdi!.” (2/165.)
“Büyüklerini say, küçüklerini sev.” sözü; büyükleri sevme, demek değil; saygıda, sevgi de vardır; sevgisiz saygı; saygısız sevgi olmaz. Aynı zamanda saygı ve sevgide korku da vardır. Büyüklerden korkmak, küçüklerden korkmak gibi değildir. Güç, bir korku faktörü olmakla beraber, değerli korku, büyükleri de küçükleri de üzme (kırma) korkusudur ve bu korkunun güçle bir alâkası yoktur. Gücün despotça kullanılmasındaki korku ile, üzme (kırma) korkusu arasında dağlar kadar fark vardır. Gücü despotça kullanandan korkarız ama onu ne severiz ne de sayarız.
Tanrı, bize “saygısından”! dolayı elindeki devasa gücü despotça kullanmaz; bizi iknâ etmeyi yeğler. Biz, Ona karşı bir, hatta bir çook hata (= kusur, günah) işlediğimizde -- ki bu O’na yaptığımız bir saygısızlıktır -- sabırlı ve halîm davranır; belki dönerler, hatalarını anlarlar, tövbe ederler, nedâmet gösterirler, der, bekler.
Büyükler, affeder; küçükler hatalarını anlar, tövbe eder, nedâmet gösterirlerse.
Küçükler, saygısızlık yapmakta ısrar ederlerse, büyükler de küçüklerin cezalarını keserler.
Allah-u Ekber. = En Büyük Allah’tır.
Tapınma, saygının zirvesidir. Tapınma, sadece sembolik (= ritüelistik) bir ibâdet değildir. Ritüel olarak tapınan, ama fiilî (= eylemsel) olarak saygısızlık (= hürmetsizlik) yapan birinin Tanrı saygısı, münafıkçadır. Bu kişide psikolojik olarak bir “saygı problemi” vardır; bu tapınmada (= saygıda), samimiyet (= ihlâs ve içtenlik) yoktur, “hesap”! vardır.
Tanrı’ya tapınmalarımızı (= saygılarımızı, ibâdetlerimizi) sunarken/yaparken şeklin (= ritüelin, merasimin) içini samimiyetle (= ihlâs ve içtenlikle) doldur(a)mazsak, içi boş bir gösteri/ş yapmış oluruz. = “feveylül lil musallîn, ellezîne hüm an salâtihim séhún, ellezîne hüm yürâúne ve yemneûnel mâûn.” (107/4-7.)
İbâdetlerimizin (= tapınmalarımızın) içi nasıl ve neyle dolar?!.
İbâdet ettiğimiz (= tapındığımız) İlâh’ın (= Allah’ın) tüm emir ve yasaklarına samimiyetle (= ihlâs ve içtenlikle) “baş üstüne, emredersin, emrin başım üstüne”! deyip, gücümüz ölçüsünde yapınca.
Eğer bir ilâh, bir âmir, bir komutan, bir patron kadar saygı (= hürmet, rağbet) görmüyorsa = emir ve yasakları dinlenmiyorsa, ona ilâh denmez; kendimizi kandırmayalım.
Yorumlar
Yorum Gönder