ALLAH KİMLERİ SEVER, KİMLERİ SEVMEZ

ALLAH KİMLERİ SEVER, KİMLERİ SEVMEZ

1. Allah kimleri sever?!

Kur’ân’ın açık ifadeleriyle :

Muhsinleri = İyiliği/güzelliği gerçekleştirenleri sever : 2:195; 3:134; 3:148; 5:13; 5:93

Tevvâbları = Sürekli dönüş yapanları, tövbe edenlei sever : 2:222

Mutatahhirleri / Mutahhirleri = Arınanları sever : 2:222; 9:108

Müttakîleri = Takvâ sahiplerini sever : 3:76; 9:4; 9:7

Sâbirleri = Sabredenleri, sebat edenleri sever : 3:146

Mütevekkilleri = Allah’a tevekkül edenleri sever : 3:159

Muksitleri = Adâleti gözetenleri sever : 5:42; 49:9; 60:8

Allah yolunda saf tutanları sever : 61:4

Allah’ı seven ve Resûle ittibâ edenleri sever : 3:31

Allah’ın sevdiği ve O’nu seven topluluğu sevenleri sever : 5:54

Bu listeye özellikle Tövbe 9:4 ve 9:7'yi koymak gerekiyor. Çünkü bağlamda müşriklerle yapılmış antlaşmalar söz konusu; antlaşmaya sadık kalanlara karşı aynı sadakatin gösterilmesi isteniyor ve hemen ardından “Allah müttakîleri sever” deniyor. Yani burada âidiyet değil, takvâ ile somutlaşan davranış belirleyici. 

2. Allah kimleri sevmez?!

Mu’tedîleri = Haddi aşanları sevmez : 2:190; 5:87; 7:55

Fesatçıları = Fesat çıkaranları = Müfsidleri = Bozgunculuğu ve fesadı sevmez : 2:205; 5:64; 28:77

Keffâr-ı esîmi = Nankör olanları, günaha gömülmüş olanları sevmez : 2:276

Kâfirleri sevmez : 3:32; 30:45

Zâlimleri sevmez : 3:57; 3:140; 42:40

Muhtâl ve fahûrları = Kibirlenen ve böbürlenenleri sevmez : 4:36; 31:18; 57:23

Hâin ve günahkârları sevmez : 4:107

Kötü sözün açıktan yaymaya çalışanları sevmez. (Mazlum müstesnâ) : 4:148

Müfsidleri sevmez : 5:64; 28:77

Müsrifleri = İsraf edenleri, ölçüyü aşanları sevmez : 6:141; 7:31

Hâinleri sevmez : 8:58

Müstekbirleri = Büyüklük taslayanları sevmez : 16:23

Hâin ve nankörleri sevmez : 22:38

Ferihleri = Şımararak sevinenleri sevmez : 28:76

Müfsidleri = Bozguncuları sevmez : 28:77

Kibirlileri ve böbürlenenleri sevmez : 31:18; 57:23

...

Bu taramada sadece ح ب ب = HBB fiil kökünün olumlu/olumsuz yapıları kullanıldı. Ve burada çok güzel bir simetri ortaya çıktı : Allah’ın sevdiği insan, sınırlarını bilen ve hakkı gözeten insandır. Allah’ın sevmediği insan ise sınırı aşan, hakkı bozan, kendini büyüten insandır.

Şimdi ikisini tek metinde birleştirelim.

3. Allah Kimleri Sever, Kimleri Sevmez?!

Kur’an’da Allah’ın insanlarla ilişkisini anlatan dikkat çekici ifadelerden biri sevgidir. Kur’ân, Allah’ın kimi sevdiğini ve kimi sevmediğini açıkça bildirir. Bu ifadeler birlikte okunduğunda, karşımıza yalnızca bir “sevilenler” ve “sevilmeyenler” listesi değil, aynı zamanda insanın Allah karşısındaki yönelişini, niyetini ve fiilini ölçen bir ahlâk haritası çıkar.

Allah, muhsinleri sever; yani iyiliği ve güzelliği gerçekleştirenleri. Tevvâbları sever; yani hatasız olduklarını iddia edenleri değil, yanlışlarından dönmesini bilenleri. Mutatahhirleri, arınmaya çalışanları sever. Müttakîleri, yani kendisini Allah’ın belirlediği sınırların dışına taşmaktan koruyanları sever. Sâbirleri sever; zorluk karşısında çözülmeyenleri. Mütevekkilleri sever; üzerine düşeni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakanları. Muksitleri sever; hüküm verirken, ilişkilerinde ve insanlar arasında adâleti ayakta tutanları. 

Daha da dikkat çekici olan, Kur’an’ın bu sevgiyi belirli bir soy, kavim veya topluluk âidiyetine bağlamamasıdır. Tövbe sûresinde, müşriklerle yapılmış antlaşmalara ilişkin olarak, antlaşmasına sadık kalanlara karşı sadakatin korunması istenir ve bunun gerekçesi “Allah müttakîleri sever” cümlesiyle açıklanır. Burada kişinin hangi topluluğa mensup olduğundan önce ne yaptığı konuşmaktadır. 

Buna karşılık Allah, mu’tedîleri, yani haddi aşanları sevmez. Fesadı ve müfsidleri sevmez. Zâlimleri sevmez. Hâinleri sevmez. Müsrifleri sevmez. Müstekbirleri, muhtâlleri ve fahûrları, yani kibirlenip böbürlenenleri sevmez. Günaha gömülen nankörü sevmez. 

Böyle bakıldığında iki listenin aslında birbirinden bağımsız olmadığı görülür.

Muhsin ↔ Müfsid

Muksit ↔ Zâlim

Müttakî ↔ Mu’tedî

Tevbe eden ↔ Günaha saplanan

Arınan ↔ Bozan

Tevazu ↔ Kibir

Emanete sadakat ↔ Hıyanet

Ölçü ↔ İsraf.

Başka bir ifadeyle Kur’ân, Allah’ın sevgisini soyut bir “duygusal yakınlık” olarak bırakmaz; onu insanın varoluşsal yönelişi ve ahlâkî fiilleri üzerinden görünür kılar.

Burada Âl-i İmrân 3:31 ayrıca özel bir yere sahiptir : “Eğer Allah’ı seviyorsanız Bana uyun; Allah da sizi sevsin...”

Bu âyet, insanın “Allah’ı seviyorum” demesini tek başına yeterli görmez. Sevgi iddiasının bir karşılığı, bir yönü ve bir davranış biçimi olmalıdır. Allah sevgisi, ittibâ ile sınanır; Allah’ın sevgisi de bunun ardından zikredilir. 

Daha da önemlisi, Kur’an’daki bu yapı bize ilâhî sevginin insanın âidiyetini değil, yönelişini değerlendirdiğini düşündürür. İnsan “bizden” olduğu için otomatik olarak Allah’ın sevgisinin içinde değildir; aynı şekilde başkasına ait görüldüğü için de Allah’ın sevgisinden otomatik olarak dışlanmış değildir. Ölçü, takvâ, ihsan, adâlet, sabır, tövbe, arınma, tevekkül ve sadakat gibi somut yönelişlerdir.

Bunun karşı tarafında ise zulüm, fesat, hıyanet, israf, kibir ve haddi aşma vardır.

Öyleyse Kur’an’ın “Allah sever” ve “Allah sevmez” ifadeleri birlikte okunduğunda ortaya şöyle bir cümle çıkar : Allah, hakikate ve iyiliğe yönelen; sınırlarını bilen, adâleti gözeten, yanlışından dönen, kendisini arındıran ve kulluk bilinciyle hareket eden insanı sever. Allah, sınırı aşmayı, zulmü, fesadı, hıyaneti, israfı ve kibri seçen yönelişi sevmez.

Burada “sevgi/sevme” ile “sevmeme”nin karşı karşıya konulması, insanı Allah’ın sevgisini kazanmak için bir âidiyet yarışına değil, kendi yönelişini sorgulamaya çağırır.

Bu yüzden belki de asıl soru : “Allah beni seviyor mu?” dan önce, “ben hangi yöne doğru yürüyorum” olmalı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

HAYATIN GAYESİ