HACC

Hacc : Hakk’a Hüccet, Bâtıla İsyân : Haccın Ontolojik Manifestosu

Giriş

Kelimenin İzi : H-C-C Kökü ve Zihinsel Kasıt

İnsanlığın en kadim eylemlerinden biri olan Hacc, ne coğrafî bir yer değiştirme ne de mukaddesat/din turizmidir. Bu büyük ibâdetin hakikatinde, dilin derinliklerinde semitik köklerin taşıdığı ilk anlam gizlidir.

Sami dillerinde ve Arapçada H-C-C (ح-ج-ج) kökü; rastgele bir gidişi değil, belli bir amaca doğru kararlılıkla yönelmeyi, saklanamayacak kadar açık bir delil (hüccet) sunmayı ve bir iddiayı ısrarla savunmayı ifade eder. Kelimenin türevleri dilin haritasına şöyle dağılır :

Hucce (Hüccet) : Zihni ikna eden, şüpheyi ortadan kaldıran sarsılmaz delil, burhan, senet.

Muhâcce : Karşılıklı delil yarıştırmak, bir fikri savunmak, tartışmak.

Hacc : Sağlam bir gerekçeyle, sarsılmaz bir niyetle mutlak bir merkeze kasıtla yönelmek.

Âl-i İmrân Suresi 20. âyet tam da bu dilsel kökte durur : “Fe-in hâccûke fe-kul eslemtü vechiye lillâh...” = Eğer seninle hüccet yarıştırıp tartışmaya girişirlerse de ki : “Ben ve bana uyanlar, bütün varlığımızı Allah’a teslim ettik.”

Âyet, fikrî ve zihinsel alandaki bir hüccet (delil) mücadelesinden bahseder. Hacc ibâdeti ise bu zihinsel/kelâmî iddianın, bedenleşerek mekâna kazınmasıdır. Haccetmek; elinde hücceti olanın, hüccet arayışıyla hüccet mekânına yürüyüp, bizzat kendi bedenini tevhîdî hakikatin canlı bir hücceti (delili) kılmasıdır.

I. Mîkat : Sınır ve İlkesel Milat (Bilinç Eşiğinden Geçiş)

Mîkat; tayin edilen vakit, mekânsal ve zamansal sınırdır. Şehirlerin, statülerin, dünyevî alışkanlıkların ve başıboşluğun bittiği; disiplinin, niyetin ve ilâhî hukukun başladığı “kutsal çizgi”dir.

Mîkat çizgisinde insan :

• Hayatın sıradan akışına dur der; dünyevî kaygılara, unvanlara ve benlik iddialarına sınır çizer.

• Sıradan bir yolcu olmadığını, mutlak bir merkeze yönelen bir “kasd” (kasıt/niyet) taşıdığını ilan eder.

• Mîkat, insanın kendi sınırlarını tanımasıdır. Sınırını bilmeyen, haddini (Allah’ın koyduğu hudutları) koruyamaz. Hakikatin alanına girmek, önce kendi sınırını idrak etmekle mümkündür.

II. İhram : Eşitlik ve Soyunma (Sınıfsızlığın Hücceti)

Mîkat sınırında yapılan ilk eylem, ihrama girmektir. İhram; sadece dikişsiz iki parça kumaşa bürünmek değil, insanın üzerindeki tüm yapay imtiyaz hüccetlerini söküp atmaktır.

İhram giyen insan :

• Makamını, servetini, ırkını, sınıfını ve markalarını Mîkat’ta terk eder. Padişah ile çoban, zengin ile fakir aynı “kefenimsi” örtünün altında eşitlenir.

• Kendisini başkalarından üstün kılan bütün sahte hüccetleri sıfırlar.

• İhram, insanın kâinata karşı sunduğu mutlak eşitlik ve kulluk deklarasyonudur : “Ben kimse değilim, sadece bir kulum.”

III. Arafat : Ma’rifet ve Hakikati Bilmek (Marifet Hücceti)

Mîkat’ta sınırını çizen, İhram’la eşitlik zeminine basan insan için sıra uyanışa gelir. Arafat ve Arefe kelimeleri bilgi ve bilinç kökenlidir. (A-R-F : bilmek, tanımak, kavramak, itiraf etmek) Arafat; idrakin, yüzleşmenin ve uyanışın dağıdır. Arafat’a çıkmayan, “Vakfe”ye durmayan hacı olamaz; çünkü bilmeyen, farkında olmayan, kendi varoluşsal hakikatini kavramayan insan ibâdet etmiş sayılmaz.

Arafat’ta insan :

• Kim olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini bilir.

• Toprağın üstünde, ihramın sağladığı o yalın eşitlik içinde, dünyadaki tüm mülkiyetin illüzyon olduğunu idrak eder.

• Kendi mutlak acziyetini ve Rabbinin mutlak kudretini itiraf eder.

Arafat, insanın dünyadaki tüm sahte hüccetlerini çöpe attığı ve yalın bir insan olarak Hakikate şâhitlik ettiği ma’rifet makamıdır.

IV. Mina : Duruş, Saf Belirleme ve Mücadele (Eylem Hücceti)

Arafat’ta hakikati bilen ve kendi özüyle yüzleşen insan, Mina’da bu bilginin kaçınılmaz sonucuyla karşılaşır : Safını belirlemek ve savaşmak.

Şeytan taşlama; kör bir öfke, taşa taş atma illüzyonu veya mistik bir sembolizmden ibaret değildir. Taşlanan şey;

• İnsanı köleleştiren nefsânî tutkular,

• Zihni işgal eden algı algoritmaları,

• Yeryüzünde ilâhlık taslayan mütekebbir ve tâğûtî sistemler, sömürü odakları ve sahte güçlerdir.

Arafat’ta bilen insan, Mina’da eyleme geçer. Neyin yanında durduğunu ilan ettiği gibi, kime, neye ve hangi küresel/nefsânî tahakküme karşı mücadele edeceğini de somutlaştırır.

Mina, bilincin kılıç kuşanmasıdır.

V. Tavaf : Özgürleşme ve Merkeze Hizalanma (Varoluş Hücceti)

Mîkat’ta sınırını bilen, İhram’la eşitlenen, Arafat’ta uyanan ve Mina’da sahte güçleri taşlayarak yörüngelerinden çıkan insan, artık tam anlamıyla özgürdür. Özgürleşen insan, yönünü bulmuştur : Beytullah.

Kâbe’nin etrafında dönmek (= Tavaf) :

• Dünyevî hiçbir güç odağının, sermayenin veya sistemin yörüngesinde dönmeyeceğinin fiili taahhüdüdür.

• Atomlardan galaksilere kadar kâinattaki her varlığın bağlı olduğu ilâhî nizama ritmik bir katılıştır.

• Yalnızca ve sadece “Beyt”in Rabbine bende olmak, merkeze Allah’ı koymak ve O’ndan başka hiçbir iradeye diz çökmeyeceğini kâinata haykırmaktır.

SONUÇ : Bedenleşen Manifestomuz

Hacc; etimolojik kökenindeki hüccet anlamından başlayarak :

1. Mîkat ile sınırını çizen,

2. İhram ile yapay ayrıcalıkları reddedip eşitlenen,

3. Arafat ile ma'rifete erip kendisini ve Hakikati bilen,

4. Mina ile sahte ilâhlara karşı mücadelesini ilan eden,

5. Tavaf ile özgürleşip sadece tek merkeze teslim olan insanın varoluşsal bildirisidir.

Hacı; dünyevî bütün iddialardan sıyrılıp mutlak eşitlik zemininde saf tutan ve Âl-i İmrân 20’deki “yüzümü Allah’a döndüm” ilkesini bedeniyle tescil eden kimsedir. Bu yüzdendir ki Hacc, aslâ ve aslâ sadece bir ziyaret değildir; insanın kendi varlığıyla kâinata sunduğu en büyük hüccettir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

HAYATIN GAYESİ