ALDANAN KİM, ALDATAN KİM?!
ALDANAN KİM, ALDATAN KİM?!
Aldanma varsa, aldatan da vardır.
Peki, aldatmak ne demektir?
Gerçek/hakikat dışı söz ve davranışlarla bir başkasını kandırmak; onu gerçekte olmayan bir şeye inandırmak; sonunda kendisine zarar verecek bir şeye ikna etmek ve dolayısıyla yanıltmak…
Verdiği sözde durmamak da aldatmanın bir biçimidir.
Mesela eşlerin birbirini aldatması… Eşine verdiği bağlılık sözünün aksine başka bir partnerle cinsel ilişki kurmak, yalnızca bir davranış değişikliği değildir; aynı zamanda verilen sözün ve kurulan güven ilişkisinin ihlâlidir.
Peki, amaç ne?!.
Çoğu zaman geçici bir menfaat veya haz.
İnsan, geçici bir çıkar uğruna karşısındakini aldatabileceğini düşünür. Fakat burada çok daha önemli bir şey ortaya çıkar : Aldatan da sonunda aldanmıştır. Çünkü aldatmak için önce kendisini, yaptığı şeyin gerçek menfaat olduğuna inandırması gerekir. Oysa geçici bir menfaat uğruna hakikati, güveni, emaneti veya daha kalıcı bir değeri kaybediyorsa, kazandığını zannettiği şey, aslında kendi kaybının başlangıcıdır. Demek ki aldatma yalnızca karşıdakini yanıltmak değildir.
İnsan, başkasını aldatırken kendisini de aldatabilir.
Hud’ : Aldatmak
Aldatmanın Kitâb'daki karşılıklarından biri خَدَعَ / خُدْعَة hud’/hud’a köküdür.
Bu kök Kur’an’da Bakara 2/9’da iki kez, Nisâ 4/142’de iki kez ve Enfâl 8/62’de bir kez geçer.
Özellikle Bakara 2/9 ve Nisâ 4/142 son derece dikkat çekicidir.
Bakarada şöyle denir : “Allah’ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar. Oysa yalnızca kendilerini aldatırlar; fakat farkında değillerdir.” (2/9)
Nisâda da : “Şüphesiz münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Oysa O, onların hilesini kendilerine çevirir…” (4/142)
Burada olağanüstü bir paradoksla karşılaşıyoruz : Allah’ı aldattığını zanneden insan, aslında kendisini aldatmaktadır.
Allah’ı aldatmak mümkün değildir. Çünkü Allah, insan gibi aldatılabilecek bir varlık değildir.
Daha da önemlisi, Allah kimseyi aldatmaz.
Aldatmak; hakikat dışı olanı hakikat gibi göstermek, birini yanıltmak ve onu kendi aleyhine olacak bir şeye yöneltmektir.
Allah ise el-Hakk’tır. Bu nedenle “aldatan Allah, Allah olmaz.”
Burada Allah tasavvurundan değil, doğrudan Allah’a nispet edilen fiilden söz ediyoruz.
Allah’ın kulunu imtihan etmesi başka şeydir; mühlet vermesi, uyarması, ve insanı kendi tercihleriyle yüzleştirmesi başka şeydir.
Ama aldatmak da başka şeydir.
Allah kimseyi aldatmaz.
Allah'ı Kim Aldatabilir?!
İnsan, Allah’ı aldatmaya kalkabilir, aldattığını zannedebilir, hatta bunu bir başarı olarak bile görebilir. Hatta hatta, kişileri, Allah ile = Allah’ın adını ve dinini kullanarak aldatabilir.
Ama burada aldanan ve aldatılan Allah değil, insandır.
Nitekim Kitâb’ın ifadesi son derece açıktır : “Oysa yalnızca kendilerini aldatırlar; fakat farkında değillerdir.”
Demek ki aldanmanın en tehlikeli biçimi, insanın aldandığının veya aldatıldığının farkında olmamasıdır.
İnsan, kendisini aldatırken başkasını aldattığını zannedebilir.
İnsan, başkasını aldatırken kendinin de aldandığını unutabilir.
İşte burada “aldanan kim, aldatan kim” sorusu yeniden karşımıza çıkar.
Belki de mesele yalnızca “beni kim aldattı” “ben neye aldandım” “ben kimi aldattım” soruları değil; asıl soru şu : Ben başkasını aldatırken kendimi neye inandırdım, kendimi nasıl kandırdım?!
Şu gerçek değişmez : Allah kimseyi aldatmaz. Hiç kimse Allah’ı aldatamaz ama Allah adını kullanarak insanlar, insanları GEÇİCİ olarak aldatabilir.
Bilelim ki aldatan da aldanır ama aldatma, hiç kimsenin yanına kâr kalmaz.
Hesap var.
Yorumlar
Yorum Gönder