CENAZE "NAMAZI"
CENAZE “NAMAZI” / SALÂTI
İbâdet ile Duâ Arasındaki İnce Çizgi
İslâm fıkhında ve dil anlayışımızda üzerinde yeniden düşünülmesi gereken hususlardan biri, cenaze “namazı” ile günde beş vakit edâ edilen mutad namazların aynı şeymiş gibi değerlendirilmesidir.
Bunun önemli bir sebebi, Arapça salât صلاة kelimesinin Türkçede doğrudan ve çoğu zaman yalnızca “namaz” kelimesiyle karşılanmasıdır. “Namaz” dediğimizde zihnimizde hemen kıyam, rükû ve secdeden oluşan belirli bir ibâdet biçimi canlanmaktadır.
Oysa cenaze salâtına baktığımızda bu kalıbın yeterli olmadığını görürüz.
Çünkü cenaze salâtında kıyam vardır, tekbir vardır, kıbleye yöneliş vardır, Allah’a yöneliş vardır, Allah’a ta’zim vardır; fakat rükû ve secde yoktur.
Buna karşılık vefat eden kişi için açıkça DUÂ vardır.
İşte mesele tam burada başlar.
1. Cenaze Salâtında Kime Yöneliyoruz?!
Cenaze salâtında önümüzde bir cenaze vardır fakat biz cenazeye yönelmeyiz.
• Ölüye ibâdet etmeyiz.
• Ölüye secde etmeyiz.
• Ölüye ta’zim etmeyiz.
Ta’zim Allah’adır.
• Tekbir Allah içindir.
• Yöneliş Allah’adır.
• İbâdet Allah’adır.
Fakat aynı zamanda vefat eden kul için Allah’a duâ ederiz. Dolayısıyla burada son derece önemli bir ayrım ortaya çıkar : Duânın konusu ölüdür; duânın muhatabı Allah’tır.
Başka bir ifadeyle ölü önümüzdedir; fakat muhatabımız değildir.
Duâmız ölü içindir; fakat Allah’adır.
Bu ayrım, cenaze salâtının mahiyetini anlamak açısından temel önemdedir.
2. Rükû ve Secdenin Olmaması Bize Ne Söylüyor?!
Cenaze salâtını diğer salâtlardan ayıran en belirgin özelliklerden biri, rükû ve secdenin bulunmamasıdır.
Bunun hikmetlerinden biri, belki de cenaze salâtında önümüzde bulunan ölünün herhangi bir şekilde ibâdet veya ta’zim nesnesi olmadığını biçimsel olarak da açıkça ortaya koymasıdır. Çünkü biz, ölünün önünde eğilmiyoruz; ölünün önünde secde etmiyoruz.
Kıyam ediyoruz ama kimin için?!. Allah için.
Kime tekbir getiriyoruz?!. Allah’a.
Kime ta’zim ediyoruz?!. Allah’a.
Kimden istiyoruz?!. Allah’tan.
Kimin için istiyoruz?!. Vefat etmiş kul için.
İşte cenaze salâtının bu yapısı, salât kavramı hakkında önemli bir soru doğurmaktadır : Salâtı yalnızca rükû ve secdeden oluşan “namaz” olarak mı anlamalıyız?!.
Eğer öyleyse, rükû ve secdesi bulunmayan cenaze salâtını nasıl anlayacağız?!.
3. Cenaze Salâtının İçindeki DUÂ
Üstelik cenaze salâtında yalnızca biçimsel olarak farklı bir uygulama yoktur. İçeriğinde de belirgin bir duâ vardır.
Vefat eden kul için Allah’tan bağışlanma, rahmet ve mağfiret istenir. Dolayısıyla cenaze salâtı bize çok açık bir şey göstermektedir : Salât ile duâ birbirinden tamamen kopuk iki alan değildir; salâtın içinde duâ bulunabilir. Fakat buradan “salât = duâ” sonucunu da çıkaramayız. Çünkü cenaze salâtında yalnızca duâ yoktur; tekbir vardır, kıyam vardır, Allah’a ta’zim vardır, Allah’a yöneliş vardır.
Demek ki duâ, cenaze salâtının önemli bir unsurudur; fakat salâtı bütünüyle açıklayan tek kelime değildir.
4. Peki “Salât” Sadece “Namaz” mıdır?!.
Burada Kur'an’ın kullanım alanına bakmak zorundayız.
Ahzâb sûresinde şöyle buyurulur : “Şüphesiz Allah ve melekleri Nebî’ye salât ederler.” (Ahzâb 33/56)
Allah’ın Nebî’ye salât etmesini, bizim bildiğimiz anlamda “namaz kılması” şeklinde anlayamayız.
Yine, “O, sizi karanlıklardan Nûr’a çıkarmak için üzerinize salât eder; melekleri de...” (Ahzâb 33/43)
Burada da Allah’ın Mü’minlere salât etmesi, rükû ve secdeden oluşan bir namaz anlamına gelmez.
Demek ki salât kelimesini “namaz” kelimesinin dar anlamına hapsetmek mümkün değildir. Fakat şimdi önümüze daha önemli bir soru daha çıkmaktadır : Öyleyse bütün bu farklı kullanımları ortak bir anlam alanında buluşturan şey, yani salât nedir?!.
5. Salât Nedir?!
Cenaze salâtında gördüğümüz :
• Allah’a yöneliş,
• Allah’a ta’zim,
• Allah’ı yüceltme,
• Allah’tan isteme,
• Bir kul için Allah”ın rahmetini dileme; ve
Kur'an’daki :
• Allah’ın Nebî’ye salât etmesi,
• Allah’ın müminlere salât etmesi,
• Meleklerin salât etmesi,
• İnsanların salât etmesi birlikte düşünüldüğünde, salâtın yalnızca bir ibâdet hareketinin adı olmadığını görüyoruz.
Bütün bu kullanımların ortak zemininde Allah’ın dinine ve Hakk’ın gerçekleşmesine yönelik bir destek ve katkı bulunmaktadır.
Öyleyse SALÂT, ALLAH’IN DİNİNE VE HAKKIN GERÇEKLEŞMESİNE YÖNELİK DESTEK VE KATKIDIR.
Bu destek ve katkı, salât eden varlığa göre farklı biçimlerde gerçekleşir.
Allah’ın salâtı, kuluna ve Nebî’sine yönelik ilâhî rahmet, yardım, destek ve teyiddir.
Meleklerin salâtı, Allah’ın emri doğrultusunda bu ilâhî maksada ve Allah’ın dininin gerçekleşmesine yönelik destekleridir.
İnsanın salâtı ise Allah’a yönelerek O’nun dinini desteklemesi, yaşaması ve yaşatmasıdır.
Böylece Ahzâb 33/56 da anlamlı bir bütünlük kazanır : Allah ve melekleri, Allah’ın dinini tebliğ eden Nebî'yi desteklemektedirler.
33/43’te ise Allah’ın Mü’minlere salât etmesi, onları “karanlıklardan Nûr’a çıkarmaya” yönelik ilâhî destek ve rahmeti ifade etmektedir.
Dolayısıyla salât, yalnızca insanın Allah’a yönelişi değildir. Allah’ın kuluna yönelik ilâhî desteği de, meleklerin Allah’ın emri doğrultusundaki desteği de salât kavramının farklı tezahürleridir.
6. Pekiî Namaz, Salâtın Neresindedir?!
Burada artık namazın salât içindeki yerini daha rahat görebiliriz.
Namaz, salâtın tamamı değildir.
Namaz, salâtın belirli vakitlerde, belirli şartlarla ve belirli bir biçimde edâ edilen şer’î ibâdetidir.
Nisâ 4/103’te : “Şüphesiz salât, Mü’minler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır.” buyurulması da bunu gösterir.
Dolayısıyla salâtın vakitleri belirlenmiş şer’î bir boyutu vardır; fakat salât kavramı bu biçimle sınırlı değildir.
Salâtın insan hayatına yayılan bir yönü vardır. İnsan Allah’ın dinini yalnızca namaz vakitlerinde değil, hayatının bütününde destekler, yaşar ve yaşatır.
Bu sebeple namaz belli vakitlerde edâ edilir; salâtın gereği ise hayatın bütününe yayılır.
7. Cenaze Salâtı Bize Ne Öğretti?!
Başlangıçta yalnızca bir terminoloji problemi gibi görünen mesele, aslında bizi daha geniş bir kavramsal alana götürdü.
Cenaze “namazında” rükû yoktur, secde yoktur; ama kıyam vardır, tekbir vardır, Allah’a ta’zim vardır, Allah’a yöneliş vardır, duâ vardır.
Üstelik bu duânın konusu ölü, muhatabı ise Allah’tır.
Dolayısıyla ölüye değil, Allah’a yöneliriz.
Ölüye değil, Allah’a ta’zim ederiz.
Ölüden değil, Allah’tan isteriz fakat Allah’tan ölü için isteriz.
Böylece cenaze salâtı bize, salâtı yalnızca rükûlu ve secdeli bir namaz biçimine indirgemememiz gerektiğini gösterir.
Namaz, salâtın bir biçimidir.
Cenaze salâtı, salâtın başka bir biçimidir.
Duâ ise salâtın içinde yer alabilen temel yönelişlerden biridir.
Ve bütün bunların üzerinde şu kavramsal çerçeve durmaktadır : SALÂT, ALLAH’IN DİNİNE VE HAKKIN GERÇEKLEŞMESİNE YÖNELİK DESTEK VE KATKIDIR.
Belki de cenaze “namazı” bize, adındaki tırnak işaretlerinin neden gerekli olduğunu en açık biçimde anlatmaktadır : Her namaz salâttır; fakat her salât, bizim Türkçede “namaz” dediğimiz biçim değildir.
Salât, çok daha kapsamlı bir ibâdettir.
Yorumlar
Yorum Gönder