HAZIR-LIK

HAZIR-LIK

Yarına Ne Gönderiyoruz?!.

Hazır, olabilecek durumlara karşı önceden tedarikli bulunmak demektir.

Hazırlık yapmak, bu tedarikin fiil hâlidir; hazırlık ise isim hâli.

Demek ki hazırlık, henüz gerçekleşmemiş bir şeye ilişkindir.

HAZIRLIK, GELECEK İÇİNDİR.

Gelecek ise yalnızca olumlu ihtimalleri değil, olumsuz ihtimalleri de taşır.

Bu nedenle insan, gelecekte karşılaşabileceği olumsuzluklara karşı şimdiden hazırlanır; onları önlemek, gerçekleştiğinde karşısında yenilmemek ve mümkünse olumsuzu olumluya çevirmek için tedbir alır.

Çünkü gelecekte bizi neyin beklediğini tam olarak bilmiyoruz.

Gelecekte başımıza ne gelecek?!.

Biliyor muyuz?!.

Hazır mıyız?!.

İnsan, geleceği tam olarak bilemez. Mevcut verilerden, tecrübelerinden, aklından ve işaretlerden hareketle geleceğe ilişkin tahminlerde bulunabilir.

Fakat TAHMİN İLE HABER AYNI ŞEY DEĞİLDİR.

Tahmin, bilmeyenin geleceğe ilişkin öngörüsüdür.

Haber ise bilenin bildirmesidir.

İnsan geleceği tam bilemez.

O bilir.

Öyleyse insanın geleceğe ilişkin gerçek hazırlığı, yalnızca kendi tahminlerine değil, geleceği Bilen'in SÂDIK HABERİNE dayanmalıdır. Çünkü kendi tahminimize göre hazırlanırsak yanılabiliriz. Fakat sâdık habere göre hazırlanırsak, geleceği bütünüyle bilmiyor olsak da geleceğe, doğru hazırlanmış oluruz.

Burada önemli olan yalnızca haber almak değil, habere güvenmek ve o habere göre yaşamaktır. Çünkü sâdık haber, insana yalnızca gelecekte ne olacağını bildirmez; bugün ne yapması gerektiğini de bildirir.

Kur’an bu hazırlığı çok çarpıcı bir ifadeyle dile getirir : “Her nefis yarın için neyi önden gönderdiğine baksın.” (Haşr 59/18)

Burada dikkat çekici olan, yalnızca “yarın” değil, “ÖNDEN GÖNDERMEK”tir.

İnsan geleceğe yalnızca doğru zamanda ulaşmaz. Bugünden yarına bir şeyler gönderir.

Bugünkü sözünü, davranışını, tercihini, iyiliğini, kötülüğünü, hakkını ve haksızlığını; kısacası amelini yarına gönderir.

O hâlde “YARIN İÇİN NE HAZIRLIYORUM” sorusunun hemen arkasından “BUGÜN NEYİ YARINA GÖNDERİYORUM” sorusunu sormak gerekir. Çünkü yarın, yalnızca karşılaşacağımız bir gelecek değildir.

YARIN, BUGÜN GÖNDERDİKLERİMİZİN KARŞIMIZA ÇIKACAĞI ZAMANDIR.

Bu nedenle HAZIRLIK, GELECEĞİN BUGÜNDEKİ İNŞÂSIDIR.

İnsan bugününü nasıl yaşarsa, yarının hesabını da öyle hazırlar fakat burada başka bir yanılgı ortaya çıkar : İnsan iyilik yapar, ibâdet eder, hayır işler, sevap kazanır ve bunları garantilenmiş bir sermaye gibi görebilir.

Oysa SEVABIN GARANTİSİ BİZDE DEĞİLDİR.

Bu cümle insanı umutsuzluğa veya gevşekliğe götürmemeli, tam tersine, insanı daha dikkatli yaşamaya götürmelidir. Çünkü sevabın garantisinin bizde olmadığını bilen insan, 

• KÖTÜLÜĞÜ ÇOĞALTMAZ.

• Zulmü çoğaltmaz.

• Haksızlığı çoğaltmaz.

• Başkasının hakkını üzerine geçirmez.

• İnsana zarar vermeyi küçük görmez.

Çünkü insan yalnızca sevap biriktiren bir varlık değildir.

Yaptığı kötülüklerle kendi hesabına borç da yazabilir.

İşte burada MÜFLİSLİK ortaya çıkar.

Müflis, ilk bakışta hiçbir şeyi kalmamış insan gibi görünür fakat asıl müflislik bundan daha sarsıcıdır. Çünkü insanın elinde hâlâ değerli şeyler bulunabilir.

Sermayesi vardır.

Sevapları, iyilikleri, hayırları vardır.

Fakat mesele yalnızca “ne biriktirdim” değildir.

Asıl mesele, “BİRİKTİRDİKLERİM BANA KALACAK MI” sorusudur. Çünkü insanın başkalarına karşı işlediği haksızlıkların bir karşılığı vardır.

Ve hesap geldiğinde bir DEĞİŞ-TOKUŞ gerçekleşebilir : İnsanın sahip olduğu sevap sermayesi, başkalarına verdiği zararın karşılığı olarak elden çıkarılır.

SEVAP, GÜNAHA KARŞI KULLANILIR.

İnsan iyilik biriktirmiştir; fakat kötülükleri nedeniyle o iyilik sermayesini kaybedebilir.

Böylece insanın sermayesi vardır; ama sermayesi kendisine kalmaz.

İşte gerçek müflislik budur.

Müflis, sermayesi olmayan değil; sermayesi olduğu hâlde onu kaybeden ve sonunda elinde hiçbir şey kalmayandır.

Daha da sarsıcı olan şudur : İnsan, hayatı boyunca kazandığını zannettiği sevapları, yine hayatı boyunca yaptıkları yüzünden kaybedebilir.

Demek ki yalnızca KAZANMAK yetmez, KORUMAK da gerekir.

Fakat sevabı korumak insanın kendisini garanti altına alması değildir.

İnsanın elinde olan, yönelişi ve amelidir.

Nihâî hüküm ve karşılık ise Allah’a aittir.

Öyleyse SEVABIN GARANTİSİNİN BİZDE OLMADIĞINI BİLMEK, KÖTÜLÜĞÜ ÇOĞALTMAMAKTIR.

Çünkü insan kendisini “nasıl olsa iyiliklerim var” diyerek kötülük yapma konusunda serbest bırakamaz.

Her zulüm, her haksızlık, her kul hakkı; yarına gönderilen yeni bir borçtur.

Ve insanın en büyük yanılgılarından biri, kendi sevaplarını hesaplarken kendi borçlarını hesaba katmamasıdır.

Bu nedenle hazırlığın iki yönü vardır : İYİLİĞİ ARTIRMAK ve KÖTÜLÜĞÜ AZALTMAK.

Daha temel olan ise BAŞKASININ HAKKINI KENDİ HESABINA BORÇ YAZMAMAK.

Çünkü başkasının hakkına girmek, gelecekte ödenmek üzere borçlanmaktır.

O hâlde gerçek hazırlık yalnızca “ne kadar sevap kazandım” sorusu değildir.

Şunları da sormaktır :

“Kime ne yaptım?”

“Kimin hakkını üzerime aldım?”

“Bugün yarına ne gönderdim?”

“Gönderdiğim şey yarın benim lehime mi, aleyhime mi olacak?”

İnsan geleceği tam bilemez fakat geleceği tam Bilen'in sâdık haberine güvenebilir.

İşte iman burada yalnızca bir kabul değil, aynı zamanda geleceğe göre bugünü düzenleme hâline gelir.

Çünkü BUGÜN, YARININ HAZIRLIĞIDIR.

Bugün yaptığımız her şey, yarına gönderilmiş bir şeydir.

• İyilik de.

• Kötülük de.

• Hak da.

• Haksızlık da.

• Sevap da.

• Günah da.

Öyleyse insan geleceği kontrol etmeye çalışmaktan önce, bugün ne gönderdiğine bakmalıdır.

Çünkü YARIN, BUGÜNÜN ÖNE GÖNDERİLMİŞ HÂLİDİR.

Ve hazırlığın en sahici biçimi belki de şudur : “YARIN İÇİN NE HAZIRLIYORUM” sorusundan önce, “BUGÜN NEYİ YARINA GÖNDERİYORUM” diye sormak.

Çünkü insanın geleceğe taşıdığı şey yalnızca kazandıkları değil, YAPTIĞI HER ŞEYDİR.

Bu yüzden HAZIRLIK, YALNIZCA İYİLİĞİ BİRİKTİRMEK DEĞİL; KÖTÜLÜĞÜ BİRİKTİRMEMEKTİR.

Yalnızca sermaye oluşturmak değil; BORÇ DA OLUŞTURMAMAKTIR.

Yalnızca sevap kazanmak değil, SEVABI GÜNAHA KARŞI KULLANDIRACAK BİR HAYAT YAŞAMAMAKTIR.

Ve kendimizi garantiye almak değil; GARANTİYİ KENDİMİZDE ARAMAMAKTIR.

Çünkü insanın yapabileceği, HAZIRLANMAK.

Geleceği Bilen’in yaptığı, HABER VERMEK.

İnsana düşen, SÂDIK HABERE GÜVENMEK VE BUGÜNÜ O HABERE GÖRE YAŞAMAK.

Çünkü GELECEK, GELECEK.

Mesele, geleceği tam olarak bilmek değil, GELECEĞE HAZIR OLMAK.

Mesele, ne kadar kazandığımızı düşünmek kadar; YARINA NE GÖNDERDİĞİMİZE BAKMAK.

Ve nihayet, O GÜN, HUZÛR’A MÜFLİS OLARAK MI; YOKSA BUGÜNDEN HAZIRLANMIŞ BİR İNSAN OLARAK MI ÇIKMAK?!.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

HAYATIN GAYESİ