YAPAY ZEKÂ VE İNSAN
YAPAY ZEKÂ VE İNSAN
İnsan, YZ’yı; YZ, insanı nereye taşıyacak?!
Yapay zekâ bir makinedir. Maddî bir varlıktır. İnsan ise?!...
Bu soru, bugün yapay zekâ hakkında sorulabilecek bütün sorulardan daha önemlidir. Çünkü mesele yalnızca makinelerin neler yapabileceği değildir. Asıl mesele, insanın ne olduğu ve kendi yaptığı makineler karşısında kendisini nasıl yeniden tanımlayacağıdır.
Son yıllarda yapay zekâ ile insan arasında bir rekabete tanıklık ediyoruz. Kim daha hızlı hesaplayacak?! Kim daha çok bilgiye ulaşacak?! Kim daha iyi yazacak, teşhis koyacak, analiz edecek, karar verecek?!
Büyük ihtimalle bu yarışın birçok alanında yapay zekâ kazanacaktır. Çünkü insanın biyolojik sınırları vardır. Hafızası sınırlıdır, dikkat süresi sınırlıdır, işlem hızı sınırlıdır. Oysa yapay zekâ çok büyük miktarda veriyi çok kısa sürede işleyebilir; yorulmaz, unutmaz, aynı anda milyonlarca işlemi gerçekleştirebilir. Fakat burada gözden kaçırılmaması gereken bir şey vardır : İnsanın yapay zekâ karşısında kaybetmesi ile insanın insanlığını kaybetmesi aynı şey değildir.
Tehlike, yapay zekânın bazı işlerde insandan daha başarılı olması değildir. Asıl tehlike, insanın kendi yaptığı makineyi kendisine ölçü almaya başlamasıdır.
İnsan,
• Önce hesaplamayı makineye verdi.
• Sonra hafızasını.
• Sonra bilgiye ulaşmayı.
• Sonra bilgiyi sınıflandırmayı.
• Sonra analiz etmeyi.
• Şimdi karar süreçlerini de giderek makinelere bırakıyor.
Trafikten eğitime, sağlıktan savunmaya, ekonomiden iletişime kadar hayatın neredeyse bütün alanları algoritmalarla çevreleniyor.
Bunda başlangıçta yanlış olan bir şey yoktur.
İnsan, tarih boyunca araçlar üretmiştir. Tekerlekten mikroskoba, matbaadan bilgisayara kadar her teknoloji insanın yapabileceklerini genişletmiştir. Fakat yapay zekâ diğer araçlardan farklı bir eşikte durmaktadır. Çünkü önceki araçlar esas olarak insanın yapabildiklerini artırıyordu.
Yapay zekâ ise giderek insanın nasıl düşündüğüne benzeyen işlemleri de üstleniyor.
İşte sınır çizgisi buradadır.
Bir çekiç elimizi güçlendirir.
Bir teleskop gözümüzü güçlendirir.
Bir bilgisayar hesaplama gücümüzü artırır.
Pekiî yapay zekâ akletme yetimizi ve hafızamızı üstlenmeye başladığında ne olacaktır?!
Burada “düşünmek” ile “akletmek” arasındaki fark önem kazanır.
Bir sistem,
• Veri işleyebilir.
• Örüntüleri tanıyabilir.
• İhtimalleri hesaplayabilir.
• Sonuçlar üretebilir.
• Hatta insanın düşünmesine benzeyen metinler oluşturabilir.
Fakat insanın akletmesi yalnızca bilgi işlemek değildir.
İnsan yalnızca “ne mümkün” diye sormaz.
• Ne doğru?
• Ne yanlış?
• Ne yapmalıyım?
• Bunun sorumluluğunu kim taşıyacak?
• Bunun anlamı nedir? diye de sorar.
İşte insanın meselesi burada başlar.
İnsanın bilmesi başka şeydir; bildiği karşısında ne yapacağına karar vermesi başka şey.
Bir makine milyonlarca seçenek arasından en uygun olanı hesaplayabilir ama “uygun” olan ile “iyi” olan aynı şey midir?!
Bir karar en verimli karar olabilir ama âdil midir?!
En hızlı sonuç olabilir ama doğru mudur?!
İnsan için asıl mesele çoğu zaman “hangi sonuç” değil, “hangi değer” sorusudur.
Yapay zekâ geliştikçe yeni bir soru ortaya çıkıyor : İnsan ile makine arasındaki fark nedir?!
Eğer insanı yalnızca bilgi işleyen bir sistem olarak tanımlarsak, yapay zekâ karşısında işimiz gerçekten zorlaşır. Çünkü makine de bilgi işler.
İnsanı hesaplayan bir sistem olarak tanımlarsak, makine de hesaplayabilir.
İnsanı karar veren bir sistem olarak tanımlarsak, makine de karar verebilir.
İnsanı dil kullanan bir varlık olarak tanımlarsak, yapay zekâ da dil üretebilir.
İnsanı problem çözen bir varlık olarak tanımlarsak, makine de birçok problemi insandan daha iyi çözebilir.
O hâlde soru/n şudur : İnsanı insan yapan şey nedir?!
Belki de mesele, yapabildiğimiz işlerin sayısında değildir.
Belki insanı insan yapan şey, yaptığı şey karşısında sorumluluk taşıyan bir özne olmasıdır.
İşte burada çok daha büyük bir tehlike beliriyor.
İnsan, kendi zihinsel faaliyetlerini yapay zekâya devrettikçe, yalnızca bazı işlerini devretmiş olmayabilir; kendi karar verme yetisini de devretmeye başlayabilir.
İnsan, önce YZ’ya : “bunu hesapla”, sonra “bunu analiz et”, ardından “hangisi daha iyi” daha sonra “benim için karar ver” ve nihayet “benim yerime düşün” demeye başlar.
Bu son aşama, teknolojik olmaktan çıkar; ontolojik bir mesele hâline gelir. Çünkü insan, düşünmeyi bıraktığında yalnızca bir becerisini kaybetmez; özne olma kapasitesini de zayıflatır ve kaybeder.
Kararı başkasına bırakan insan, kararın sonuçlarını da giderek başkasına bırakır. Böylece sorumluluk da el değiştirir. “Ben böyle karar verdim” yerine, “YZ böyle önerdi” denmeye; bir süre sonra da belki “ben ne yapabilirdim ki?!” denilmeye başlar.
İşte insanın makineleşmesi tam da burada başlar.
Burada çok önemli bir paradoks vardır : İnsan YZ’yı kendisine benzeterek yaptı, sonra YZ insanı kendisine benzetmeye başlayabilir.
İnsan, kendisine benzeyen bir makine üretti. Sonra o makineye bakarak kendisini yeniden tanımlamaya başladı.
• Demek ki düşünmek bilgi işlemektir.
• Demek ki akıl hesaplamadır.
• Demek ki bilinç yeterince karmaşık bir sistemdir.
• Demek ki irade bir karar mekanizmasıdır.
• Demek ki insan da sonuçta biyolojik bir makinedir.
İşte burada yapay zekâ, teknolojik bir araç olmaktan çıkar ve insan hakkında bir ontoloji üretmeye başlar.
Asıl tehlike budur.
Yapay zekânın insan gibi davranabilmesi, YZ’nın insan, insanın makine olduğunu göstermez.
Bir uçağın uçabilmesi, kuşun uçuşunun yalnızca bir mekanik işlemden ibaret olduğunu göstermez.
Bir fotoğraf makinesinin görüntü üretebilmesi, insan görmesinin yalnızca görüntü kaydetmek olduğunu göstermez.
Bir hesap makinesinin hesap yapabilmesi, insanın matematiksel düşüncesinin yalnızca işlem yapmaktan ibaret olduğunu göstermez.
Dolayısıyla yapay zekânın, insanın bazı davranışlarını taklit edebilmesi ile insanın ontolojik olarak bir makine olması arasında zorunlu bir sonuç ilişkisi yoktur fakat modern insan bu ayrımı yapmazsa, teknoloji felsefeye dönüşür.
Makine, insanı açıklamaya; insan, kendisini makinenin diliyle tarif etmeye başlar.
Burada materyalizm meselesi bütün ağırlığıyla ortaya çıkar.
Materyalizmin zaferi, insanların robotlara dönüşmesi değildir.
Burada daha derin bir zafer vardır : İnsanın kendisini de bir robot olarak kabul etmesi. Çünkü insan kendisini yalnızca maddî süreçlerin ürünü olarak görmeye başladığında; akıl, irade, bilinç, değer, anlam ve sorumluluk da nihayetinde maddî süreçlere indirgenebilir hâle gelir.
Böylece insanın bedeninden başlayarak bütün varlığı açıklanabilir bir makineye dönüşür.
• Et.
• Kemik.
• Kan.
• Beyin.
• Sinir sistemi.
• Elektriksel ve kimyasal süreçler.
• Bilgi.
• Algoritma.
Sonuç : Etten-kemikten ve kandan müteşekkil makina-insan!.
İnsan nerede?!.
Belki de geleceğin en büyük yanılgısı, “yapay zekâ insanı yok edecek” cümlesi olacaktır. Belki de insan fiziksel olarak yok olmayacak ama et-kemik ve kandan oluşan makina-insan olarak yaşamaya başlayacak.
Yine çocuklar doğacak. İnsanlar yine yemek yiyecek, içecek, çalışacak, eğlenecek, üreyecek ve yaşlanacak fakat bütün bunlara rağmen “insanın anlamı” ortadan kalkacak. Çünkü insanı insan yapan şey yalnızca biyolojik varlığı değildir.
İnsan aynı zamanda kendisine soru soran ve anlam arayan varlıktır.
İnsan, kendi hayatının anlamını sorgular. Makina, bu sorgulamayı yapamaz
İnsan, doğru ile yanlış arasında tercih yapar; iyiyi kötüden ayırır.
Bu davranışından dolayı kendisini sorumlu tutar. Pişman olabilir. Affedebilir. Fedakârlık yapabilir. Adâlet uğruna çıkarından vazgeçebilir. “Bana ne kazandırır” sorusunun karşısına, “bu doğru mu” sorusunu koyabilir.
Makina-insan, bütün bunları yapamaz.
İşte insanın asıl alanı burasıdır. Bunun için insanın kendi aklını kullanması gerekir. Kendi iradesini kullanması gerekir. Kendi kararının arkasında durması gerekir.
Kısacası özne olması gerekir.
Aksi hâlde insan, giderek bir kullanıcıya ve makinaya dönüşebilir.
YZ hesaplar, insan seçer.
YZ önerir, insan onaylar.
YZ üretir, insan tüketir.
YZ karar verir, insan uygular.
Bir süre sonra insanın yapabildiği en önemli şey, belki de yalnızca “evet” veya “hayır” demek olacaktır. Fakat o “evet” ve “hayır”ın gerekçesini de artık kendisi üretmiyorsa, insanın özgürlüğünden geriye ne kadar kalmıştır?!
İşte bu yüzden mesele, “YZ insanı geçecek mi” sorusu değildir.
Geçebilir.
Muhtemelen birçok alanda geçecektir.
Ama asıl soru : “İnsan, YZ karşısında kendisini kaybetmeden kalabilecek mi?!”
Ve daha da önemlisi, “İnsan, YZ’yı nereye taşıyacak; YZ, insanı nereye taşıyacak?!”
Birinci sorunun cevabı bizim elimizdedir.
İkinci sorunun cevabı ise birincisine bağlıdır. Çünkü YZ’nın insanı nereye taşıyacağı, büyük ölçüde insanın YZ’ya neyi devredeceğine bağlıdır.
• Hesaplamayı mı?!
• Bilgiyi mi?!
• Kararları mı?!
• Akletmeyi mi?!
• İradeyi mi?!
• Sorumluluğu mu?!
• Eğer insan bunların hepsini devrederse geriye ne kalacaktır?!
Belki de insanlığın önündeki asıl sınav burada başlayacaktır.
Mesele, yapay zekâya karşı insanı savunmak değil; insanın kendisini savunmak. Çünkü YZ’nın insanı yenmesinden daha büyük bir tehlike vardır : İnsanın, yenildiğini kabul etmesi. Daha da kötüsü, insanın artık neden insan olarak kalması gerektiğini bile sormaması.
İnsan YZ’yı yaptı. Şimdi YZ, insanın aynasına dönüşüyor.
İnsan o aynaya bakacak.
Ve belki ilk kez şu soruyla karşılaşacak : “Ben gerçekten neyim?!”
Eğer insanın cevabı, “et, kemik ve kandan oluşan son derece gelişmiş bir makineyim.” olacaksa, YZ’nın zaferinden söz etmeye gerek bile kalmayacaktır. Çünkü o zaman zafer çoktan kazanılmıştır.
YZ, insanı yenmemiş; insan, kendisini YZ’ya yenibilecek kadar küçültmüştür.
Fakat insan o aynaya bakıp başka bir şey de söyleyebilir :
Ben yalnızca yaptığım işlemlerden ibaret değilim.
Ben yalnızca sahip olduğum bilgilerden ibaret değilim.
Ben yalnızca beynimin ürettiği sonuçlardan ibaret değilim.
Ben bilen, seçen, anlam veren ve seçiminin sorumluluğunu taşıyan bir özneyim.
İşte o zaman YZ, insanın rakibi olmak zorunda değil; bir araç, hem de çok güçlü bir araç olarak kalır.
Belki YZ, insanlık tarihinin şimdiye kadar ürettiği en güçlü araçlardan biri fakat araç ile özne arasındaki sınır korunabildiği sürece. Çünkü insanın en büyük yanılgısı, yaptığı makinenin kendisine benzemesinden gurur duyması değil; bir gün kendisinin de o makineye benzediğini fark etmemesidir.
Ve belki de geleceğin en büyük sorusu şu olacaktır : İnsan, YZ’yı insanlaştırabilecek mi; yoksa YZ, insanı makineleştirecek mi?!.
Cevap, YZ’nın içinde değil, insanın kendi içinde.
Yorumlar
Yorum Gönder