ŞİMDİ Mİ?! (ÈL’ÈNE?!)
ŞİMDİ Mİ?! (ÈL’ÈNE?!)
1. İllüzyon : “Son Nefes” Piyangosu
Dînî hayatı ve sorumlulukları ömrün geneline yaymak yerine tek bir anlık eyleme indirgemek, inancın nedensellik ilkelerine ve eylemsel yapısına aykırıdır. Son nefesteki tutum, anlık bir tesadüf veya şans değil; zihnin, kalbin ve bedenin bir ömür boyu sürdürdüğü pratiklerin doğal bir neticesidir. İnsanın bilinç düzeyi baskı ve kriz anında otomatik pilota geçer; ömür neyle yoğrulmuşsa, o son tünelde/nefeste dışarı sızan da o olur.
2. Sözün Yozlaşması : Biçimsel İndirgemecilik ve Literal Okuma
“Lâ ilâhe illâllah de ve kurtul.” hadisini tarihsel bağlamından koparıp sırf lafzî bir düzeye indirgemek, dini dönüştürücü gücünden soyutlar. Mekke toplumunda bu sözü söylemek; mevcut oligarşik düzeni, sömürüyü, kibir ve hiyerarşiyi reddederek yeni bir yaşama geçmek, yani köklü bir paradigma değişimini kabul etmek demekti. Sözü amelden, ahlâktan ve adâletten koparıp dudak hareketine indirgemek, insanı edilgenleştirir ve biçimsel bir sığınak yaratır.
3. İlahi Uyarı : “Èl’ène?!” (Şimdi mi?!)
Kur'an-ı Kerim’deki Firavun örneği (Yûnus Sûresi, 90-91), işi son ana erteleyen zihniyetin yüzleşeceği ontolojik sınırı çizer. Bütün bir yaşamı ilkesizlik üzerine kurup, çaresizlik ânında ve gayb perdesi kalktığında dile gelen beyan bir seçim değil, kaçınılmaz bir reflekstir. Gaybın bittiği ve imkânın tükendiği o eşikte verilecek muhtemel yanıt nettir : “Şimdi mi?!.”
Sonuç : Kelime-i Şehâdet bir son dakika sığınağı değil; yaşanan her âna yedirilmesi gereken bir yaşam bilincidir. Hazırlık son nefes için değil, yaşanan her nefes için yapılır.
Hazırlık son nefes için değil, yaşanan her nefes için yapılırsa SON NEFES daha kaliteli olur.
Çünkü kaliteli bir “son”, müstakil ve anlık bir başarı değil; nitelikli bir sürecin doğal meyvesidir.
Bu ilişkiyi üç temel boyutta görmek mümkündür :
1. Zihinsel ve Nörolojik Bütünlük
İnsan bilinci, sarsıntı ve kriz anlarında iradi kararlar vermez; inşâ ettiği en derin hücresel alışkanlıkları devreye sokar. Yaşanan her nefesi farkındalıkla, adâletle ve ilkeyle doldurmak; zihni, duyguyu ve bedeni o hakikate göre akort etmektir. Akort edilmiş bir sistem, son tünelde/nefeste bocalama yaşamaz.
2. Edilgen Beklentiden Etkin Varlığa Geçiş
Dikkatini “son ana, son nefese” odaklayan insan, bugünü ve mevcut nefesi ıskalar; dini pasif bir sigorta poliçesine dönüştürür. Oysa dikkati “yaşanan her nefese” çekmek, kişiyi ânın sorumluluğunu üstlenen ahlâkî bir özne yapar. Her nefeste diri olan bir bilincin son nefesi, bir telaş veya çaresizlik değil; bir kıvam, bir kıyam olur.
3. Yaşamın Mantığı ve Doyum
Yaşamı “ilke” üzerine inşâ etmiş bir insan için son nefes bir “piyango çekilişi veya korku” eşiği olmaktan çıkar. Anlamı, ameli ve hakikati her güne yaymış olmak, son andaki belirsizlik kaygısını ve pişmanlığı söndürür.
Niyetini, nefesini ve eylemini her nefeste diri tutanın “son nefes” kaygısı kalmaz; çünkü o zaten yaşamayı başarmıştır.
“Son nefesimizde buyrun : Eşhedü...”
Son nefes müslümanlığı büyük risk; bu riski azaltmanın yolu her nefes müslümanlığı.
Yorumlar
Yorum Gönder