GÖZETLEME KAPİTALİZMİ

GÖZETLEME KAPİTALİZMİ

Biri Bizi Gözetliyor. = BBG.

Biri Bizi Takip Ediyor. = BBT.

Biri Bizi Yönlendiriyor. = BBY.

Pekiî Biri Bizi Nereye Götürüyor?!.

Shoshana Zuboff’un 'Gözetleme Kapitalizmi' kavramı, çağımızın önemli bir gerçeğine dikkat çekiyor : İnsan davranışları artık yalnızca gözlenmiyor; davranışlardan elde edilen veriler ekonomik ve teknolojik sistemlerin önemli bir girdisi hâline geliyor. Fakat meseleyi biraz daha geniş bir çerçeveden okuyabiliriz.

Hatta kitabın adından hareketle başka bir soru sorabiliriz : Gözetlenmekten daha büyük mesele ne olabilir?!. Belki de asıl mesele gözetlenmek değil, gözetlenmenin sonunda neye dönüştürülüyoruz?!.

BBG : Biri Bizi Gözetliyor

Her köşe başında kameralar var.

MOBESE’ler, güvenlik kameraları, iş yerlerindeki sistemler, alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları…

Üstelik artık yalnızca sokaklarda değiliz.

Cep telefonlarımız da üzerimizde taşıdığımız kameralı, mikrofonlu, sensörlü ve internete bağlı cihazlar.

• Nereye gittik?

• Ne kadar kaldık?

• Neye baktık?

• Neyi aradık?

• Neye dokunduk?

• Neyi satın aldık?

• Kimlerle iletişim kurduk?

• Neleri beğendik?

• Neleri beğenmedik?

• Ne zaman uyuduk?

• Ne zaman uyandık?...

Bütün bunların önemli bir bölümü dijital iz bırakıyor. Böylece insan, hayatını yaşarken aynı zamanda hayatının verisini de üretmeye başlıyor.

Ama burada durmuyoruz.

BBT : Biri Bizi Takip Ediyor

Gözetlemek ile takip etmek aynı şey değildir. Bir görüntünün kaydedilmesi başka, o görüntünün ve diğer verilerin bir insanın davranış örüntüsüne bağlanması başkadır.

Bugün dijital sistemler yalnızca “şu anda ne yapıyorsun ” sorusuyla ilgilenmiyor, “bundan sonra ne yapacaksın” sorusuyla ilgileniyor.

İşte burada veri, geçmişin kaydı olmaktan çıkıp geleceğin tahmini için kullanılmaya başlıyor.

Ve tahmin, müdahalenin kapısını açıyor.

BBY : Biri Bizi Yönlendiriyor, Yönetiyor

Asıl kırılma burada.

• Biri bizi gözetliyor.

• Biri bizi takip ediyor.

Peki sonra?!

• Biri bizi yönlendiriyor.

Önümüze hangi haberin çıkacağını, hangi videoyu göreceğimizi, hangi ürünü fark edeceğimizi, hangi içeriğin ilgimizi çekeceğini, hangi seçeneğe daha kolay ulaşacağımızı, hatta hangi seçeneği hiç görmeyeceğimizi bir algoritmik düzen belirlemeye başlayabiliyor.

Burada artık yalnızca “ben ne yapıyorum” sorusu yoktur; şu soru da vardır : “Benim ne yapacağımı etkileyen şeyler nasıl seçiliyor?!.”

İnsan hâlâ seçiyor olabilir ama seçimin gerçekleştiği çevre değişir, ve bazen insanın karşısına çıkarılan seçenekler, onun seçimini etkileyen görünmez bir mimari oluşturur.

BBY’nin Daha İleri Aşaması

Yönlendirmek ile yönetmek arasında ince ama önemli bir mesafe vardır.

Yönlendirme, insanın davranışını belirli bir istikâmete doğru etkilemeye çalışır.

Yönetim ise daha ileri gider, davranış alanını düzenler.

Böylece mesele artık yalnızca, “bana ne yaptırıyorlar” değildir. Şudur : “Benim nasıl bir insan olmamı "teşvik"! ediyorlar?!”

İşte burada mesele ekonomik olmaktan çıkar; insanın özne olup-olmama meselesine dönüşür.

İSTEDİKLERİ GİBİ BİRİ OLMAMIZ İÇİN Mİ?!

Burada “onlar” diye tek bir özne varsaymak doğru olmayabilir.

Şirketlerin ekonomik amaçları olabilir.

Devletlerin güvenlik amaçları olabilir.

Platformların kullanıcı bağlılığı ve reklam gelirleri gibi amaçları olabilir.

Algoritmaların optimizasyon hedefleri olabilir.

Aktörlerin farklı çıkarları olabilir fakat bütün bu farklılıkların ortasında ortak bir tehlike ortaya çıkabilir : İnsanın kendi davranışlarını ve tercihlerini dışarıdan şekillendirilen bir çevçeve oluşması.

İnsan bir süre sonra yalnızca izlenen biri değil, öngörülen, etkilenen biridir.

Ve daha ileri gidildiğinde, kendisine sunulan yönlendirmeleri, kendi özgür tercihi sanabilen biridir.

İşte burada çok dikkatli olmak gerekir. Çünkü insanın iradesini elinden almak ile insanın iradesini kullanıyormuş gibi hissetmesini sağlayarak davranışını etkilemek aynı şey değildir.

PEKİÎ TAKİPÇİLERİ KİM TAKİP EDİYOR?!

Burada iş daha da ilginçleşiyor.

Sistemi kuranlar da sistemin içinde.

Veriyi toplayanlar da veri üretiyor.

Algoritmaları kullananlar da algoritmaların kurduğu dünyanın içinde yaşıyor.

İnsanları, davranışları üzerinden tanımaya çalışan sistemler, onları kuran ve işleten insanların davranışlarını da dönüştürebilir.

Böylece şu soru ortaya çıkar : İnsanı yönetmek için kurulan sistem, bir gün insanın kendisini yönetmeye başlarsa ne olacak?!.

İnsan algoritmayı kullanırken, bir süre sonra algoritmanın mantığıyla düşünmeye; algoritmanın hızına göre yaşamaya; algoritmanın ödül mekanizmalarına göre davranmaya; algoritmanın görünür kıldığı şeyleri önemli, görünmez kıldığı şeyleri önemsiz saymaya başlayabilir.

O zaman, algoritmayı kim yönetiyor sorusunun yanına başka bir soru gelir : Algoritmanın kurduğu dünyada insan, kendisini ne kadar yönetebiliyor?! 

BİR SORU DAHA VAR

Bütün bunları konuşurken çoğu zaman şunu unutuyoruz : Sonra ne olacak?!.

• Daha fazla veri.

• Daha hızlı internet.

• Daha akıllı algoritmalar.

• Daha isabetli tahminler.

• Daha kişiselleştirilmiş reklamlar.

• Daha gelişmiş gözetim.

• Daha hassas davranış analizleri.

• Daha etkili yönlendirme.

• Daha fazla kontrol.

Sonra?!...

• Daha çok tüketim mi?

• Daha çok konfor mu?

• Daha çok servet mi?

• Daha uzun ömür mü?

• Daha güvenli hayat mı?

Bunların hepsi değerli olabilir ama hiçbiri tek başına şu soruya cevap vermez : İnsan bütün bunlarla ne yapacak?!.

Çünkü insanın önünde yalnızca “daha fazla” sorunu yoktur; bir de “ne için/niçin” sorunu vardır.

EN SON NEREDEYİZ?!

İşte burada teknoloji tartışmasının sınırlarını aşmamız gerekiyor. Çünkü insanın hayatı sonsuz değil.

Bir gün :

• Kameralar kapanacak,

• Telefonlar susacak,

• İnternet bağlantıları kesilecek,

• Hesaplar devredilecek,

• Veriler geride kalacak,

• Ve insan ölecek.

O zaman şu soruyu sormak zorundayız : Bütün bunlar ne için/di?!.

Bütün hayatımızı, daha iyi takip edilmek, daha iyi yönlendirilmek, daha iyi tüketmek, daha iyi üretmek, daha çok kazanmak, daha çok sahip olmak, daha uzun yaşamak için mi düzenledik?!.

Yoksa bunların hepsi, geçici bir hayatın içinde nasıl bir insan olduğumuzu belirleyen araçlardan mı ibaretti?!.

GEÇİCİ HAYAT

Belki çağımızın en büyük yanılgılarından biri şudur : Araçları amaç, geçiciyi kalıcı, dünyayı son durak zannetmek.

Oysa insan ne kadar gelişmiş teknolojiye sahip olursa olsun, temel sorusundan kurtulamıyor : Ben kimim, ve bu hayatı niçin, kimin için yaşıyorum?!.

Bir insanın bütün davranışlarını bilmek, onun niçin var olduğunu bilmek değildir.

Bir insanın gelecekte ne yapacağını tahmin etmek, onun hayatının anlamını bilmek değildir.

Bir insanın davranışını yönlendirmek, onun hakikatini yönetmek değildir.

Ve insanın bütün dijital izlerini toplamak, onun ruhunu ele geçirmek değildir.

Teknoloji insanın davranışını ölçebilir ama insanın değerini ölçemez.

Bir algoritma tercihlerimizi tahmin edebilir ama tercihlerimizin ahlâkî değerini kendiliğinden belirleyemez.

Bir sistem bizi takip edebilir ama hayatımızın nihâî hesabını veremez.

ASIL GÖZETLEYEN KİM?!

Belki de burada kavramları tersine çevirmek gerekiyor.

Biz : “Biri bizi gözetliyor” diyoruz.

Evet.

Kur’an’ın insan tasavvurunda bundan çok daha temel bir gerçek var : Allah, herkesi = her insanı görmekte, gözetlemektedir.

Buradaki fark son derece büyüktür.

Dijital gözetim çoğu zaman insanın davranışını öngörmek, etkilemek ve belirli amaçlara yöneltmek için çalışır.

İlâhî gözetim ise insanın üzerinde kurulmuş bir veri ekonomisi değildir.

İnsan, Rabbinden gizlenebilen bir varlık değildir.

Ve bu hakikat, insanı başka bir soruyla karşı karşıya bırakır : Ben, beni kimin gördüğünü biliyor muyum?!.

HESAP

Ve nihayetinde mesele şuraya geliyor :

• Gözetlenmekten korkabiliriz.

• Takip edilmekten rahatsız olabiliriz.

• Algoritmaların bizi yönlendirmesinden endişe edebiliriz.

• Mahremiyetimizi korumaya çalışabiliriz.

Bunların hepsi önemlidir fakat bütün bunların üzerinde daha büyük bir mesele vardır : Hesap.

İnsan, yalnızca başkalarının kendisi hakkında topladığı verilerden ibaret değildir.

İnsan, yaptığı tercihlerden; niyetlerinden; ilişkilerinden; adâletinden; zulmünden; iyiliğinden; sorumluluğundan oluşan bir hayat yaşar.

Ve bu hayatın bir sonu vardır.

Belki de çağımızın asıl sorusu, “bizi kim takip ediyor” değil; “biz nereye gidiyoruz, kime hesap vereceğiz?!.”dir. Çünkü, bizi takip edenlerin de yönlendirenlerin de gözetleyenlerin de bu algoritmaları yazanların da algoritmaların da şirketlerin de devletlerin de sistemlerin de bir gün yolu bitecek.

Ve sonunda insanın karşısında teknoloji, sistem, devlet, vb. şeyler değil, hakikat kalacak.

TAKİPÇİLER KENDİLERİ HESAPTAN KURTULABİLECEK Mİ?!

İşte en zor soru belki de budur.

İnsan :

• Başkalarının verilerini toplayabilir.

• Başkalarının davranışlarını tahmin edebilir.

• Başkalarını yönlendirebilir.

• Başkalarını yönetebilir.

• Hatta kendisini, başkalarının hayatını yönetebilecek kadar güçlü sanabilir.

Fakat hiç kimse kendisini varoluşun hesabından çıkaramaz. Çünkü insanın gücü, ne kadar büyürse büyüsün, sonluluğunu ortadan kaldırmaz.

Ve belki bütün bu dijital çağın ortasında insanın kendisine yeniden sorması gereken soru şudur : Ben başkalarının hayatını ne kadar kontrol edebileceğimi mi düşünmeliyim, yoksa bana verilmiş kendi hayatımı nasıl yaşayacağımı mı?!.

Çünkü mesele yalnızca, biri bizi gözetliyor mu, değil; biri bizi takip ediyor mu da değil; biri bizi yönlendiriyor mu da değil; bütün bunların sonundaki asıl soru şudur : BEN KİMİN KULUYUM?!.

Ve bu BU GEÇİCİ HAYATI NE İÇİN YAŞIYORUM?!.

Çünkü insanın en büyük özgürlüğü, kimsenin onu görmemesi değil, kendisine kimin baktığını bilerek, kimin yönlendirmesine teslim olacağını seçebilmesidir.

Ve bir gün bütün kameralar kapandığında, bütün ekranlar söndüğünde, bütün algoritmalar sustuğunda, bütün hesaplar kapandığında, geriye tek bir insan ve onun hayatı kalacaktır.

İşte asıl hesap da orada başlayacaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

HAYATIN GAYESİ