NEHRİ GEÇMEK
NEHRİ GEÇMEK
İhtiyaç, İrade ve Asıl Gaye
Tâlût ve ordusunun kıssasında, önlerinde bir nehir belirir. Tâlût askerlerine : “Allah sizi bir nehirle imtihan edecektir.” (2/249) der.
Bu nehir, ilk bakışta oldukça sıradan bir nehirdir. İnsan susar; su içer. Hele uzun ve yorucu bir yolculukta, su içmek, insanın en tabiî ihtiyaçlardan biridir.
O hâlde mesele neden sudur?!.
Neden Allah, bir nehri imtihan vesilesi kılmıştır?!.
Burada âyetin bize iki ayrı okuma imkânı sunduğunu düşünüyorum.
Nehir gerçektir; fakat aynı zamanda hayatımızdaki pek çok şeyin temsilidir.
Su gerçektir; fakat suya karşı tavrımız, çok daha geniş bir insanlık hâlinin göstergesi olabilir.
Nehri geçmek gerçektir; fakat aynı zamanda insanın ihtiyaçlarının, arzularının ve nefsinin karşısından geçip asıl gayesine yürümesinin de güçlü bir temsilidir.
Bu iki okumayı birbirinin alternatifi hâline getirmeye gerek yoktur. Tam tersine, gerçek olayın kendisi mecazî anlamı taşımaya elverişlidir.
Mesele Su İçmek Değildir
İnsan susar.
Susayan insanın su içmesi ayıp, günah veya zaaf değildir. İhtiyaçların karşılanması hayatın şartıdır. İhtiyaçlarını hiç karşılamayan insan yaşayamaz.
İnsan yemek zorundadır.
Uyumak, dinlenmek, barınmak, giyinmek, çalışmak, kazanmak ve hayatını sürdürebilmek zorundadır.
Dolayısıyla bu âyetten “ihtiyaçlarını terk et” sonucu çıkarılamaz. Çünkü ihtiyaçların bütünüyle reddedilmesi hayatı reddetmek olur.
Mesele ihtiyacın varlığı değil, ihtiyaç karşısındaki konumumuzdur.
İhtiyaç bize mi hükmedecek, yoksa biz mi ihtiyacımıza hükmedebileceğiz?!.
İşte nehir burada anlam kazanmaya başlar.
İhtiyaç ile hırs aynı şey değildir
İhtiyaç başka, ihtiyaçtan doğan sınırsız arzu başkadır.
İnsan susar ve su içer.
Bu ihtiyaçtır fakat suyun başına geldiğinde kendisini artık neyin yönettiğini ve niye su içtiğini unutursa, ihtiyaç başka bir şeye dönüşmeye başlar.
Kur'an’ın burada çizdiği sınırın çok ince olduğunu düşünüyorum. Çünkü âyet, bütünüyle sudan uzak durmayı değil, ölçüyü öğretmektedir.
Eliyle bir avuç alanın istisnâ edilmesi son derece anlamlıdır.
Demek ki mesele “hiç içme!” değil, “ihtiyacın kadarını al ve yoluna devam et!’tir.”
Bu nedenle asıl problem ihtiyaç değil, ihtiyacın hırsa dönüşmesidir.
İhtiyacın hayatın merkezine yerleşmesidir.
İnsanın, hayatın gayesini ihtiyaçlarının karşılanması zannetmesidir.
Ama insanların önünde bir savaş vardır.
Tâlût’un ordusu nehir kenarında piknik yapmıyordu. Bir yere gidiyorlardı. Önlerinde bir mücadele vardı.
Karşılarında Câlût ve ordusu vardı.
Dolayısıyla su, onların asıl hedefi değildi.
Suya ihtiyaçları vardı; fakat su için yola çıkmamışlardı.
Onların asıl amacı nehri tüketmek değil, nehri geçmekti.
İşte burada âyetin çok güçlü bir hayat dersine dönüştüğünü düşünüyorum : Hayatın ihtiyaçları, hayatın amacı değildir.
İhtiyaçlar hayatın devamı için gereklidir; fakat hayatın anlamını belirlememelidir.
İnsan para kazanır; fakat hayatın amacı para kazanmak değildir.
İnsan yer; fakat hayatın amacı yemek değildir.
İnsan dinlenir; fakat hayatın amacı konfor değildir.
İnsan bilgi edinir; fakat hayatın amacı bilgi biriktirmek değildir.
İnsan dünyadan nasibini alır; fakat dünya onun nihâî gayesi değildir.
Bütün bunlar yolculuğun araçlarıdır.
Yolculuğun kendisi değildir.
Nehir, Bugün nerededir?!
Bugünün insanı belki de Tâlût’un ordusundan daha fazla nehirle karşı karşıyadır.
• Para bir nehirdir.
• Tüketim bir nehirdir.
• Konfor bir nehirdir.
• Şöhret bir nehirdir.
• Eğlence bir nehirdir.
• Teknoloji bir nehirdir.
• Bilgi bile bir nehir olabilir.
Hatta insanın kendi nefsini tatmin etme arzusu bile bir nehir hâline gelebilir.
Bunların hiçbirinin kendiliğinden kötü olduğunu söylemek gerekmiyor. Sorulması gereken soru şudur : Ben bu nehirden ihtiyacım kadarını alıp karşıya geçebiliyor muyum?!.
Yoksa nehrin başında kalıp onu tüketmeye mi çalışıyorum? Çünkü bazen insanın önündeki en büyük engel düşmanı değil, kendisini meşgul eden şeydir.
İnsan bazen kötü olduğu için değil, iyi bir şeyi gereğinden fazla istediği için yolundan kalabilir.
Bir nimet, insanın elinde nimet olmaktan çıkıp hayatının gayesi hâline geldiğinde artık nimet olmaktan çıkar, başka bir işleve sahip olmaya başlar.
İnsan onu kullanırken bir süre sonra o, insanı kullanmaya başlar.
Nehri Geçmek
Bu yüzden “nehri geçmek” ifadesini yalnızca coğrafî bir hareket olarak görmemek gerekir.
Nehri geçmek :
İhtiyacı inkâr etmek değil, ihtiyacın üzerinde hâkimiyet kurmaktır.
Dünyayı terk etmek değil, dünyaya esir olmamaktır.
Nimetten mahrum kalmak değil, nimetin seni asıl gayenden mahrum bırakmasına izin vermemektir.
İnsan suyu içecek ama sonra yoluna devam edecek.
İnsan yiyecek, sonra yoluna devam edecek.
İnsan kazanacak, sonra yoluna devam edecek.
İnsan dinlenecek, sonra yoluna devam edecek.
İnsan dünyadan nasibini alacak ama dünya onun nihâî durağı olmayacak.
Çünkü mesele nehrin karşısında susuz kalmak değil, suyu içtikten sonra nehri geçebilmektir.
Asıl İmtihan
Belki de Tâlût’un nehri bize şunu soruyor : Seni yaşatan ihtiyaçların, seni yaşama gayenden uzaklaştıracak kadar büyüdüğünde ne yapacaksın?!.
İşte insanın iradesi burada görünür.
İhtiyacını karşılamak kolaydır.
İhtiyacını ölçülü karşılamak daha zordur.
Ama daha zoru şudur : İhtiyaçla asıl gaye arasındaki hiyerarşiyi korumak.
İnsan ne için yaşadığını unutmadığı sürece su, onun için nimettir; ama ne için yaşadığını unutup suyu hayatının merkezine koyarsa, aynı su onun için bir imtihana dönüşür.
Bu bakımdan nehir, sadece dışımızdaki bir su değildir.
Bazen içimizden geçen nehirler de vardır.
Her gün, her şey ve herkes, önümüze çıkan bir imtihandır.
Her nimet, her imkân, her arzu bize aynı soruyu sorabilir : Beni kullanıp yoluna devam edecek misin, yoksa benim başımda kalıp yolunu mu unutacaksın?!.
Ve Sabır...
Âyetin sonunda gelen mesaj da bu çerçeveyi tamamlar : Allah sabredenlerle beraberdir.
Sabır burada yalnızca sıkıntıya katlanmak değil, asıl gayeyi unutmama iradesidir.
Nehir vardır.
Su vardır.
Susuzluk vardır.
İhtiyaç vardır.
Ama bir de karşıya geçilmesi gereken taraf vardır.
İşte insanın imtihanı burada başlar.
İhtiyaçlarını yok saymadan, nimetlerden kaçmadan, dünyayı terk etmeden fakat hiçbirini hayatının asıl gayesi hâline getirmeden...
Suyu içmek ve nehri geçmek.
Belki de Tâlût’un nehri bugün bize tam olarak şunu söylüyor :
İhtiyacını karşıla; fakat ihtiyacını gayen hâline getirme.
Nimetten yararlan; fakat nimetin seni yönetmesine izin verme.
Suyu iç; fakat suyu neden içtiğini unutma.
Çünkü senin asıl işin nehirde kalmak değil, nehri geçmektir.
...
Maalesef çoğumuz nehri geçmek yerine nehirde şişip kalıyoruz.
Kim geçmiş, kim kalmış; yakında görülecek.
Yorumlar
Yorum Gönder