BM KÜRSÜSÜ

BM KÜRSÜSÜNÜN METAFORİK AĞIRLIĞI

Yarın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun genel görüşmeleri başlıyor. Dünyanın dört bir yanından devlet ve hükümet başkanları, insanlığın en büyük meselelerini dünyanın en bilinen kürsülerinden birinden dile getirecek.

Peki, ne olacak?!. 

Belki de asıl soru budur.

Çünkü BM kürsüsü yalnızca devlet başkanlarının konuştuğu bir kürsü değildir. O kürsü, söz ile güç, temsil ile gerçeklik, hukuk ile fiil, eşitlik ile egemenlik arasındaki mesafenin de sahnelendiği bir yerdir.

1. Dilin ve Sözün Müzeleştiği Yer

BM kürsüsü, dünya siyasetinde sözün “en yüksek değer” addedildiği, fakat aynı zamanda sözün en hızlı eylemsizleşebildiği sahnelerden biridir.

Kürsüye çıkan her lider, çoğu zaman insanlığın ortak vicdanına hitap ediyormuş gibi konuşur. Barıştan, adaletten, insan haklarından, güvenlikten, özgürlükten ve uluslararası hukuktan söz edilir.

• Sözler kayda geçer.

• Arşivlenir.

• Dinlenir.

• Alkışlanır.

Fakat sonra?!.

Sözün gerçek ağırlığı, kürsüden indikten sonra ortaya çıkar. Çünkü bir sözün tarih kayıtlarına girmesi ile yeryüzünde karşılık bulması aynı şey değildir.

Söz, eyleme dönüşmediğinde zamanla bir çeşit diplomatik müze nesnesine dönüşebilir: Geçmişte söylenmiş, anlamı bugün de bilinen, fakat bulunduğu yerden çıkıp dünyayı değiştirmeyen bir söz.

Bu nedenle BM kürsüsünün ilk paradoksu şudur : Sözün değeri çok yüksek; sözün fiile dönüşme garantisi ise çok düşüktür.

2. Egemenlik İllüzyonu ve Eşitlik Sahnesi

Kürsünün ikinci sembolik taşıyıcısı, devletlerin egemen eşitliği ilkesidir.

Nüfusu küçük bir ada devletinin lideri ile dünyanın en güçlü devletlerinden birinin lideri aynı Genel Kurul salonunda konuşur. Aynı kürsüye çıkar, aynı mikrofonu kullanır ve Genel Kurul’da devlet olarak eşit oy hakkına sahiptir.

Bu, uluslararası sistemin hukukî ve sembolik düzeydeki eşitlik iddiasıdır.

Fakat siyasal gerçeklik bunun ötesindedir. Çünkü kürsünün hemen arkasında, dünya siyasetindeki güç asimetrilerini çok daha görünür kılan başka bir yapı vardır : Güvenlik Konseyi.

Genel Kurul’da devletlerin temsilî eşitliği ile Güvenlik Konseyi’ndeki dâimî üyelerin veto yetkisi aynı uluslararası mimarinin parçalarıdır.

İşte burada kürsünün metaforik ağırlığı belirginleşir :

• Kürsüde söz eşit, masada güç eşit değil.

• Mikrofon eşit, veto eşit değil.

• Temsil eşit, yaptırım gücü eşit değil.

• Devletler kürsüde yan yana, dünya siyasetinde aynı ağırlıkta değil.

Dolayısıyla BM kürsüsü, yalnızca devletlerin eşitliğini değil, eşitlik görüntüsü ile güç eşitsizliğinin aynı sistem içinde nasıl yan yana durduğunu da gösterir.

Kürsü yukarıdan bakıldığında yataydır. Dünya siyaseti ise hâlâ dikey güç ilişkileriyle örülüdür.

3. Temsil ve Tarihe Not Düşme Mekânı

Bütün bu eleştirilere rağmen BM kürsüsünü yalnızca “etkisiz sözlerin sahnesi” olarak görmek de eksik olur. Çünkü o kürsünün önemli bir işlevi vardır : Temsil etmek.

Bir devletin, bir halkın veya uluslararası bir meselenin dünya kamuoyunun önüne çıkarılması; tezlerin, itirazların, taleplerin ve uyarıların uluslararası hafızaya kaydedilmesi küçümsenecek bir şey değildir.

Fidel Castro’nun saatler süren konuşmasından Nikita Kruşçev’in ayakkabı vuruşuna, Yaser Arafat’ın zeytin dalı çağrısından günümüzün savaş, işgal, göç, güvenlik ve insan hakları krizlerine kadar dünya siyaseti bu kürsünün etrafında bir tarih hafızası oluşturmuştur.

Kimi sözler unutulmuş, kimileri tarihe geçmiştir.

Kimi konuşmalar hiçbir siyasî sonucu hemen doğurmamış, fakat yıllar sonra dönüp bakıldığında bir dönemin zihniyetini anlamanın anahtarlarından biri hâline gelmiştir.

Bu nedenle BM kürsüsünü yalnızca eylem üreten bir mekanizma olarak değil, aynı zamanda dünyanın kendisini sözle kaydettiği bir hafıza mekânı olarak görmek gerekir. Fakat burada yine aynı soru karşımıza çıkar : Tarihe not düşmek ile tarihi değiştirmek aynı şey midir?!.

Değildir.

4. Kürsünün Asıl Ağırlığı

Belki de BM kürsüsünün metaforik ağırlığı tam burada ortaya çıkar.

Bu kürsü, taşıdığı doğrudan hukukî veya fiilî yaptırım gücünden daha büyük bir sembolik yük taşır.

Çünkü orada aynı anda; insanlığın ortak idealleri, devletlerin egemenlik iddiaları, uluslararası hukukun ilkeleri, büyük güçlerin çıkarları, küçük devletlerin itirazları, savaşların acıları, barış çağrıları, diplomatik nezaket, jeopolitik hesaplar ve gerçekleşmemiş vaatler konuşulur.

Kürsü, bütün bunları aynı mikrofonun önünde buluşturur.

Bu yüzden BM kürsüsü, biraz da insanlığın kendi çelişkilerini seslendirdiği bir sahnedir.

İnsanlık orada barıştan söz ederken savaş devam edebilir.

Adâletten söz ederken güç ilişkileri kararları belirleyebilir.

Eşitlikten söz edilirken veto ayrıcalığı masada durabilir.

Hukuktan söz edilirken hukukun uygulanması siyasetin güç dengelerine takılabilir.

Ve bütün bunlar aynı gün, aynı salonda, aynı kürsüden dile getirilebilir.

Belki de bu yüzden sorulması gereken soru şudur : İnsanlığın en yüksek kürsüsünden konuşulan söz, yeryüzüne indiğinde ne kadar ağırlık taşır?!.

Çünkü kürsünün yüksekliği ile sözün ağırlığı aynı şey değildir.

Bir sözün gerçek ağırlığı, mikrofonun sesini ne kadar yükselttiğiyle değil; yeryüzündeki davranışları, kararları ve güç ilişkilerini ne ölçüde değiştirebildiğiyle anlaşılır.

BM kürsüsünün metaforik ağırlığı da tam burada yatar : Dünyanın bütün ağırlıkları orada konuşulur; fakat konuşulan her şey dünyada aynı ağırlığı taşımaz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

HAYATIN GAYESİ