NİÇİN VE İÇİN

NİÇİN VE İÇİN

İnsan hayatı “niçin” sorularıyla doludur.

Niçin çalışıyorsun?!.

— Para kazanmak için.

Niçin para kazanıyorsun?!.

— Ev almak, araba almak, çocukların ihtiyaçlarını karşılamak, rahat yaşamak için.

Niçin rahat yaşamak istiyorsun?!.

— İyi bir hayat sürmek için.

Peki, iyi bir hayat niçin?!.

İşte burada durup düşünmek gerekiyor.

Çünkü hayatımızdaki birçok “için”, aslında başka bir “için”e bağlıdır.

• Çalışmak, kazanmak için.

• Kazanmak, sahip olmak için.

• Sahip olmak, rahat etmek için.

• Rahat etmek, iyi yaşamak için...

Peki sonra?!.

Niçin?!.

Bu soruyu sormayı bırakırsak, hayatımızdaki “için”ler çoğalır ama hayatın ne için olduğunu giderek daha az düşünürüz.

Oysa insanın bir yerde durup şunu sorması gerekir : “Bütün bunlar ne için?!.”

Çünkü insan sadece çalışmak, kazanmak, sahip olmak, rahat etmek ve sonunda ölmek için yaşamak istemez.

Öyleyse hayatımızdaki bütün “için”lerin üzerinde bir ölçüye ihtiyacımız vardır.

İşte burada “Allah için” sözü karşımıza çıkar. Fakat “Allah için” demek, Allah’ın bizim çalışmamıza, kazanmamıza veya ibâdet etmemize ihtiyacı var demek değildir.

Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.

Öyleyse Allah için yapmak ne demektir?! 

Belki şöyle düşünmek gerekir : Allah için, yaptığımız şeyin Allah’a fayda sağlaması değil; bizim yaptığımız her şeyi doğru yere koymamızdır.

• Çalışmak gerekir.

• Kazanmak gerekir.

• Ev sahibi olmak gerekebilir.

• Rahat etmek de insanın hakkıdır.

• Fakat bunların her birinin hayatımızda bir yeri vardır.

Para, ihtiyaçlarımızı karşılamak içindir; hayatımızın amacı olmak için değil.

Ev, barınmak içindir; insanın değerini ölçmek için değil.

Çalışmak, hayatı sürdürmek ve üretmek içindir; insanı kendisine köle etmek için değil.

Rahatlık, hayatı kolaylaştırmak içindir; hayatın kendisi olmak için değil.

Allah için, bütün bu “için”leri yerli yerine koyan “için”dir.

Yani Allah için yaşamak, dünyadan el etek çekmek değildir.

Dünyadaki şeylerin yerini şaşırmamaktır.

Çalışırken de Allah için yaşanabilmek..., kazanırken de.

Allah için harcamak, paylaşmak, dinlenmek, sevmek, ev kurmak, çocuk yetiştirmek, hatta susmak ve konuşmak...

Mesele yaptığımız şeyin adı değil; onu nereye bağladığımızdır.

Burada “niçin” sorusu yeniden karşımıza çıkar : Niçin yapıyorum?!.

Cevabımız “... için” diye devam eder.

Fakat o “için”in de bir sınırı, bir ölçüsü olmalıdır. Çünkü insan bazen bir şeyi, başka bir şey için yaparken, farkına varmadan “o başka şeyi” hayatının merkezine koyabilir.

Para geçim aracıyken hayatın amacı olabilir.

Konfor ihtiyaçken tutkuya dönüşebilir.

Başarı bir sonuçken değer ölçüsü hâline gelebilir.

İşte insanın burada kendisine yeniden sorması gerekir : “Ben bunu gerçekten ne için yapıyorum?!.”

Ve daha önemlisi : “Bunu yaparken Allah’ın rızasından başka bir amaç gözetiyor muyum?!.”

Çünkü Allah için yapmak, Allah’a bir şey kazandırmak değil, Allah’ın rızasını gözetmektir.

Fakat burada da çok önemli bir sınır vardır : Biz bir şeyi Allah rızası için veya Allah için yaptığımızı düşünebiliriz ama yaptığımız şeyin Allah katındaki değerini kesin olarak bilemeyiz.

Onu Allah bilir.

Biz niyetimizi bilebiliriz.

Gayretimizi bilebiliriz.

Samimiyetimizi sorgulayabiliriz.

Fakat yaptığımız şeyin Allah katındaki değerine hükmedemeyiz. Çünkü değer bizim vereceğimiz bir not değildir.

Değeri Allah bilir.

İşte burada iki ifade birbirinden ayrılır :

Lillâh : Allah için, Allah’a yönelerek, Allah’ın rızasını gözeterek.

Indallâh : Allah katında, Allah’ın değerlendirmesinde.

Bizim payımıza düşen lillâhtır.

Hüküm ise ındallâhtır = Allah Katındadır.

Ben bir iyilik yaptığımda, bunu “Allah için yaptım” diyebilirim fakat “bu iyiliğin Allah katındaki değeri şudur” diyemem.

O iyiliğin Allah tarafından kabulünü umarım; değerini Allah’a bırakırım.

Bu yüzden insanın elinden gelen, yaptığı işi Allah’ın rızasından başka bir amaçla kirletmemeye çalışmaktır.

Bu yüzden, lillâh, Allah’ı sona eklemek değil; baştan sona, her işte yönü ve niyeti Allah’a çevirmektir. 

“Allah için” demek, Allah’ın ihtiyacı olduğu için değil, benim yönümü şaşırmamam için.

Ben çalışabilirim; kazanabilirim; sahip olabilirim; rahat yaşayabilirim ama bunların hiçbiri beni kendisine bağlayan son amaç hâline gelmemeli. Çünkü bütün “için”lerin de üzerinde bir “İÇİN” vardır : Allah için.

Bu, hayatın sonunda ulaşılacak bir tabela değil, hayatın bütün duraklarında yönü belirleyen kıbledir.

• Çalışırken...

• Kazanırken...

• Harcarken...

• Sahip olurken...

• Vazgeçerken...

• Severken...

• Paylaşırken...

Her seferinde aynı soru yeniden sorulabilir : “Niçin?!.”

Ve her cevabın ardından bir soru daha : Peki, bunu Allah’ın rızasına uygun mu yapıyorum?!.

Çünkü insan yaptığı şeyin Allah katındaki değerini burada bilemez.

Onu öte tarafta bilecektir.

Fakat bugün yapabileceği bir şey vardır :

• Yönünü seçmek.

• Gayret etmek.

• Samimi olmak.

• Allah’ın rızasından başka bir amaç gözetmemeye çalışmak.

Gerisini O’na bırakmak.

Belki kulluk dediğimiz şeyin büyük bir kısmı da budur : Biz yönümüzü Allah’a çeviririz; değer hükmünü Allah’a bırakırız.

Biz lillâh deriz; değeri ındallâhta ararız.

Ve bütün “niçin”lerimizin içinde, yönümüzü kaybetmemek için bir “için” taşırız : Allah için. = Lillâh.

“El-Hamdü lillâhi Rabb-il Âlemîn.” 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

HAYATIN GAYESİ