İLMİN İMANI VE İSYANI

İLMİN İMANI VE İSYANI

Müstakil Akıl İllüzyonu ve Yanlış Kıyasın Doğuşu

İnsanlığın kadim trajedisi, bilginin niceliğinde değil; bilginin kaynağıyla kurduğu ontolojik ilişkide gizlidir. Modern aklın ve araçsal düşüncenin ürettiği en büyük illüzyonlardan biri, insanın bilgi edinme ve hüküm verme yetisini kendi başına, bağımsız ve müstakil bir güç olarak görmesidir.

Oysa insanın bilmesi, kendisine verilmiş bir imkândır. Akıl bir araçtır; bilgi bir emanettir; keşif bir imkândır. Bunların hiçbiri insanı Hakikatin sahibi veya mutlak hakemi yapmaz.

Kâinatın şahitlik ettiği ilk epistemolojik kırılmalardan biri, tam da bu sınırın aşılmasıyla ortaya çıkar.

İblisin Bilgisi ve Yanlış Kıyası

İblisin düşüşü bilgi yoksunluğundan kaynaklanmadı. Onun Allah’ı, melekleri, gayb âlemini ve yaratılışın birçok boyutunu bilen bir varlık olduğu Kur'an’ın anlatısından anlaşılır. Fakat bilgi, tek başına insanı Hakikate ulaştıran bir garanti değildir.

İblisin problemi kıyas yapması değildi.

Problem, eksik bir bilgiden hareketle yanlış kıyas yapması ve bu kıyası Allah’ın emrinin karşısına koymasıydı.

“Beni ateşten, onu çamurdan yarattın” (7/12; 38/76) diyerek kurduğu muhakeme kabaca şöyledir :

Ben ateşten yaratıldım.

Âdem çamurdan yaratıldı.

Ateş çamurdan üstündür.

Öyleyse ben Âdem’den üstünüm.

Burada aklın kıyas yapma yeteneği vardır; fakat kıyasın kendisi geçerli değildir. Çünkü iblis, Âdem’in hakikatini yalnızca maddî kökenine indirgemiş ve üstünlüğün ölçüsünü de kendisi belirlemiştir.

Oysa Âdem’i yalnızca “çamur” olarak görmek, ona Allah tarafından verilen ta’lîm-i esmâ’yı, görevi, iradeyi, sorumluluğu ve hilafet boyutunu hesaba katmamaktır.

İblisin yanılgısı, yalnızca yanlış bir sonuç çıkarmak değildir. Daha derinde, yanlış ölçüyle doğru sonuç aramaktır.

Üstünlüğün Ölçüsü : Madde mi, Takvâ mı?!

İblis üstünlüğü maddede aradı. Oysa Kur’an’ın insanî değer ölçüsü maddî köken, soy, güç, statü veya fiziksel üstünlük değildir : “Şüphesiz Allah katında sizin en değerliniz, takvâ bakımından en ileri olanınızdır.” (49/13)

Burada iki farklı değer sistemi karşı karşıyadır.

İblisin ölçüsü : Madde → nitelik → üstünlük.

Kur'an’ın ölçüsü : Takvâ → değer → kerâmet.

İblis : “Ben ondan hayırlıyım” diyerek üstünlüğünü ilan etti. Fakat tam da bunu yaptığı anda, üstünlüğün gerçek ölçüsünü kaybetti. Çünkü takvâ, insanın kendi nefsini merkeze koyması değil; Allah’ın hükmünü kendi hükmünün önüne koymasıdır.

İblisin önünde Allah’ın emri vardı fakat onun cevabı şuydu : Benim kıyasım var.

İşte isyan burada başladı.

Dolayısıyla iblisin problemi aklının çalışması değil, aklını Hakikatin üzerinde bir hakem makamına yükseltmesidir.

Epistemolojik Sınır : Meleklerin Edebi ve Ta’lîm-i Esmâ

Bu isyanın karşısında meleklerin tavrı durur.

Allah’ın onlara öğrettiği sınırla karşılaştıklarında şöyle derler :

لَا عِلْمَ لَنَا إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا = “Bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur.” (2/32)

Bu ifade, aklın ve bilginin reddi değildir. Bilginin ontolojik sahibinin insan olmadığının kabulüdür.

Melekler : “Biz hiçbir şey bilemeyiz” demiyorlar. “Bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur” diyorlar.

Aradaki fark çok büyüktür.

İnsan bilir, araştırır, düşünür, keşfeder, kıyaslar ve hüküm çıkarır fakat bütün bu faaliyetler, kendisine verilmiş olan bilme imkânı içerisinde gerçekleşir. Dolayısıyla insanın epistemolojik edebi şudur : Bilmekten vazgeçmek değil; bildiğini müstakilleştirmemek.

İnsana verilen “bütün isimlerin öğretilmesi”, insanın kavramlaştırma, ayırt etme, soyutlama, öğrenme ve keşfetme kabiliyetinin genişliğine işaret eder fakat bu genişlik, bağımsız bir ilâhlık alanı değildir.

İnsanın hilafeti, bağımsız bir kudret olmasından değil; kendisine açılmış ilâhî imkânın genişliğinden doğar.

İlim Nötr Bir İmkândır

İlim kendi başına ne mü’mindir ne de kâfir.

İlim bir imkândır, onu belirleyen, yönüdür.

İlim insanı Hakikate yaklaştırabilir; aynı ilim insanın nefsini büyütüp tahakküm aracına da dönüşebilir. Cuma sûresindeki “kitap yüklenmiş merkepler/eşşekler” tasviri tam da bu ayrımı düşündürür : Bilginin taşınması, onun hakikatinin yaşandığı anlamına gelmez.

Bu yüzden mesele zihindeki verinin hacmi değil, bilginin kalpte tuttuğu yöndür.

İlim imkândır.

İhlâs istikâmettir.

İstikâmet olmadığında imkânın büyüklüğü, insanın hakikate yaklaşmasını değil, yanlış yönde daha hızlı ilerlemesini sağlayabilir.

Secde Etmeyen İlim

Burada temel hüküm ortaya çıkar : Hakk’ın emrine secde etmeyen ilim, şeytanîleşir.

Buradaki secde, aklın yok edilmesi veya düşünmenin terk edilmesi değildir. Tam tersine, aklın kendi sınırını bilerek Hakikatin önünde yerini bulmasıdır.

İlim secde ettiğinde :

• Bilgi emanet olur.

• Akıl araç olur.

• Kıyas hakikati araştırma vasıtası olur.

• Keşif şükre dönüşür.

• Kudret sorumluluk doğurur.

İlim secde etmediğinde ise :

• Bilgi mülkiyet iddiasına dönüşür.

• Akıl müstakilleşir.

• Yanlış kıyas hüküm makamına yükselir.

• Bilgi tahakküm aracına dönüşür.

• Kudret kibre dönüşür.

İblisin kıyası bu yüzden bizim için yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay değildir. O, bilginin nasıl isyan edebileceğini gösteren ilk büyük örnektir.

İlmin İmanı

İlmin imanı, bilginin azalması değil, bilginin haddini bilmesidir.

Akıl düşünmeye devam eder; fakat kendisini mutlaklaştırmaz.

Kıyas yapar; fakat kendi kıyasını Hakikatin yerine koymaz.

Araştırır; fakat araştırdığı şey üzerinde mutlak mülkiyet iddiasında bulunmaz.

Keşfeder; fakat keşfettiğini kendisinin yarattığı sanısına kapılmaz.

Ve nihayet insan, bütün bunların sonunda meleklerin sözüne ulaşır :

لَا عِلْمَ لَنَا إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا = “Bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur.”

Bu, aklın yenilgisi değil; kibrin yenilgisidir.

Aklın intiharı değil; aklın özgürleşmesidir.

Çünkü akıl ancak kendisini mutlaklaştırmaktan kurtulduğunda, kendi sınırları içinde gerçekten düşünebilir.

İlmin en yüksek mertebesi, sahip olduğu bilginin büyüklüğüyle övünmesi değil, bildikçe haddini bilmesidir.

Ve belki de ilmin imanı tam burada başlar : Ben biliyorum, demekten vazgeçmekte değil; bana bilme imkânı verildi, şuuruna yükselmekte.

İşte bu çizginin ötesinde ilim isyan eder.

Çünkü insanın asıl imtihanı, ne kadar bildiğiyle değil; bildiği karşısında kime secde ettiğiyle ilgilidir.

....

Seküler = dinle çatışan mütekebbir bilim paradigmasının mevcut durumunu bir de bu açıdan değerlendirin lütfen. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

HAYATIN GAYESİ