TAP-IN-MAK

Tapmak veya tapınmak, tutku ile bağlanmaktır; taptığımızda yok olmak (= kendimizden geçmek, kaybolmak, vecd!) değil.

“Qul : Ya eyyühel kafirûn!. Lâ eabüdu mâ teabüdûn... Ey kâfirler, Ben sizin taptığınıza (= tapındığınıza) tapmam. Siz de Benim taptığıma tapmazsınız. Ben sizin taptığınıza (= tapındığınıza) tapacak değilim. Siz de Benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, Benim dinim Bana.” (109/1-6.)

Sizin taptıklarınız, sizi sizden geçiriyor. Benim taptığım ise, beni bana getiriyor. 

Siz, taptıklarınız için çalıştıkça, doymak bilmiyorsunuz. Ben taptığıma taptıkça O beni doyuruyor. Siz, sizi “ekmek” (para-pulla alınan her şey) doyuruyor sanıyorsunuz; ekmek için çalışıyorsunuz; Beni O (Rabbim) doyuruyor.

Siz O’na tapmadığınız (= tapınmadığınız) için, bi çook şeye tapıyor, tapınıyorsunuz (= kul-köle oluyorsunuz). Ben sadece O’na taptığım (tapındığım) için O, bana her şeyi veriyor; beni şeylere mahkûm etmiyor (= kul-köle etmiyor). Siz sadece O’na tapmadığınız (tapınmadığınız) için hiçbir şeyle “doymuyor”, yedikçe yiyor, yığdıkça yığıyor, ne yapacağınızı, nasıl yaşayacağınızı bilmiyorsunuz!. Bu yüzden bin bir parçaya bölünüyor; ekini (doğayı) ve nesli (insanı, toplumu) mahvediyorsunuz. (Bknz. 2/205.)

Bu sebeple, ben sizin dininizden (düzeninizden) uzağım. Sizler, doyumsuz açgözlü yaratıklarsınız. Sizin gözünüzü toprak doyursun. Sizler şükürsüz ve kanaatsiz mahluklarsınız.

Efendimiz bu tip insanları şöyle tarif etmiş :

"İnsanoğlunun bir ova/vadi dolusu malı olsa, bir  o kadarını daha ister. İnsanoğlunun karnını topraktan başka bir şey doyurmaz. Ve Allah tövbe edenlerin tövbesini kabul eder." (Müsli. Zekât, 117. Buhari. Rikâk, 10.)

Bugünün insanını toprak bile doyurmuyor Ya Resulellah!. Çünkü bugünün insanı Senin Rabbine değil, başka rablere tapıyor-tapınıyor. Sanki, bugünün insanını Senin Rabbin “doyurmuyor”! = başka rabler doyuruyor!; onları başka rabler de doyuramıyor!; onlar hep (= her zaman) açlar, doymak bilmiyorlar.

Sadece Rabbe “aç olmayanları”! hiçbir şey doyurmaz, doyuramaz. Bu yüzden, tek başına Rabbe tapmayanlar, her şeye tapmaya-tapınmaya, iç ve dış dünyalarını paramparça etmeye, ekini ve nesli mahvetmeye devam ederler.

Sadece Rabbe “aç olanları”! Rab, Kendi hariç, her şeyle doyurur, onları dağınıklıktan, savrukluktan korur, dosdoğru bir istikâmet (= sırat-ı müsteqîm) üzre tutar.

Tap-ın-mak, taptığında kaybolmak, yok olmak (vecde gelmek) veya "O olmak"! değil, tapındığının sözünü dinleyerek O’na kul olan bir insan olmaktır. 

O’ndan başkasına tap-ın-anlar, kendilerini (insanlıklarını da) kaybederler ve tap-ın-dıkları şey olurlar, şeyleşirler. 

Allah, bizim insanlığımızı kaybederek şeyleşmemize izin vermediği için sadece Kendisine tap-ın-mamızı ister; tap-ın-ırken bile, kendimizi kaybetmemize rıza göstermez.

Elhamdülillah. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP