NOKTA

Bu nokta, hem küçük hem de büyük bir nokta. Bu noktanın şeklinin bir önemi yok. Bu nokta, atom kadar küçük; kâinat kadar büyük. 

Bu nokta, hem atom hem kâinat. 

Bu nokta, hem atom gibi hem de kâinat gibi “bilinçli”!.

Atomda bilinç var mı?!. Var. Atom-altında da, her şeyde, her yerde de bilinç var, kâinatta da var.

Atomlar, merkezde çekirdek (proton ve nötron) ve çevrede elektronlardan oluşur; atomları farklı kılan proton ve elektron sayıları ve bunların kendi aralarındaki ilişkileri, bağlarıdır.

Somut olarak görünen her varlık, atomlardan meydana geliyor; atomlar, kendi aralarında konuşarak (iletişime geçerek = iletişerek) hücreleri; hücreler, organları; organlar, vücudu; vücutlar toplumları (toplulukları, kümeleri); toplumlar kurumları (organizasyonları, devletleri, vb.) ve kâinatı meydana getiriyorlar. 

Kâinatın görünen (bilinen) ve görünmeyen (bilinmeyen) yanları/yönleri vardır; görünen (bilinen) yanlarına şehâdet; görünmeyen (bilinmeyen) yanlarına gayb âlemi diyoruz.

İnsanın görünen vücudu da atomlardan oluşur; görünmeyen vücudunun neden/neyden oluştuğunu henüz bilmiyoruz; neden/neyden oluştuğunu bilmediğimiz “o şeye” ruh (= psüke, tin, vb.) diyoruz. Büyük ölçüde akıllı (= bilinçli) olan, bu ruhtur. Bu ruh, hava gibi her şeyde, her yerdedir, ama her şeyde aynı yoğunlukta değildir; dolayısıyla, her şeyin bilinci aynı değildir. Bu ruh, şeylerde yoğun (= kesîf); şey olmayanlarda lâtîf = şeffaf görünür.

Her şey (= herkes) bilinçli ama her şey (= herkes), ‘bilincini bilinçli bir şekilde’ kullanamaz. Bilinci bilinçli bir şekilde kullanma, tüm bilinçlerle (= kâinatla ve “Büyük Bilinç”le!) uyumlu olmadır. 

“Büyük Bilinç”!, kâinatı “bilinçli” yaratmıştır; O, abes iş yapmaz. Atomlarda da hücrelerde de organlarda da (bedenlerde de) ruhlarda da bilinç vardır. Bu bilinçlerin organizasyona ben/fert, birey (= benlik, beden); bedenlerin bilinçli organizasyona toplum (= devlet) diyoruz. Toplumlar, bilinçli bir mekân ve zamanda (= dünyada ve uzayda) yaşıyorlar. (Son cümledeki toplumlar, insanları, cinleri ve melekleri ve onların kurduğu organizasyonları da içine alıyor.)

Noktayı buraya kadar büyüttüm; (büyüttüğüm) bu nokta, yaratılmış bir nokta. “Yaratıcı Nokta”! ise, bu noktaların hiçbirine benzemez. (“Yaratıcı Nokta”nın şeklini bilemiyoruz, bilemeyeceğiz de. “Leyse kemisliHî şey’ün.”) ama O, bu noktaların hepsini (en küçüğünü de en büyüğünü de) “içerden ve dışardan” kuşatır = istivâ eder.

Her bir noktanın bilinçliliği, kendi çapındadır. Bu çap, onun içinde olduğu organizasyonun büyüklüğüne ve o organizasyonun içindeki görevini yapıp-yapmamasına bağlıdır.

Beden, bir organizasyon olduğu gibi, toplum da devlet de birer organizasyondur. Toplum (veya devlet) içindeki insan/lar, bedenin içindeki bilinçli organizasyon/lar olan organ/lar gibidir/ler.

Her nokta bilinçlidir ama her nokta, bilincini bilinçli kullanmaz, dedim. Bilincini bilinçli kullanmayan varlıklara “şey veya eşya” diyoruz. İnsan da kendisine verilen bilinci, bilinçli kullan(a)mazsa, şeyleşir. Şeyleşme, sosyal-filozofinin, özellikle Marksist ideolojinin önemli kelimelerinden biridir. Şeylerde can (= canlılık) olmadığı için din (= İslâm), bilincini bilinçli kullanmayan insanları şeylere değil, hayvanlara benzetir, onlara “kel enâmi” der. Hayvanlar, iradeleri olmadığı için kendilerine verilen bilince göre yaşarlar; insanlar ise iradelerini kendilerine verilen bilince uygun kullanmadıkları için hayvanlardan daha aşağıya düşerler. = “bel hüm edall.”

İnsan, kendisine verilen akıl (= bilgi) ve irade (= bilinç) ile; bilincini, daha büyük bilinçler ile (= noktalar, atomlar, organizasyonlar ile) uyumlu kılabilir ve onlarla iyi geçinebilirse, tekâmül eder.

Tekâmülün sonu yoktur. Çünkü, (kâinata sonsuz denilse de esas olarak) “Yaratıcı Bilinç”! sonsuzdur. “Yaratıcı Bilinç”!, insan bilincinin Kendi’sine ulaşabilmesi için, ayrıca Rehberler (= Kitâb’lar ve Peygamberler = Elçiler) de göndermiştir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP