KIRK YIL...
1982-1983 yılı lise mezunu öğrencilerin fotoğrafını lise öğretmenim Whatsapp Durumm’da paylaşmış; bu fotoğrafı görünce 40 yıl öncesine gittim, geri geldim. Bu yazı, bu gidiş-gelişe dair olacak.
83’de 18-19 yaşındayım; şimdi 60. 80 öncesi Türkiye, çok farklıydı. Ekonomik sıkıntı, terör ve siyasî kriz vardı ama dindarlık sahici idi. Belki de bu sahicilik, devletin dindarlar üzerindeki baskısından kaynaklanıyordu. Şimdiki (= 80 sonrası) dindarlık (tabirimi mazur görün) bir aparata dönüştü. 12 Eylül ihtilâli iki kesim üzerinde “yıkıcı” oldu : Dindarlar ve komünistler. Niye?!. Özal ile birlikte, Türkiye kapitalizm ile tanıştı; para gibi insanlar da “konvertibl” (değişken) oldu. 80 sonrasının dînî figürlerini gözlerinizin önünde getirin; bu değişimi, bu değişkenliği kolay fark edersiniz. Müslüm Gündüz. Evrenosoğlu. Mezarcı... pıtırak gibi çoğalan dernek, vakıf, cemaat ve tarikatler...
Bende ne değişti?!.
Bilgi ve tecrübelerim arttı; ama çevrem değişince, bunlar pek bi işe yaramadı, hâlâ da yaramıyor. Çünkü, artık bilgi de pragmatik amaçlar (ünvan, dolayısıyla para ve güç/iktidar) için kullanılıyor. Bunu ne zaman gördüm?!. Üniversitede. İnsanlar harıl harıl ünvan almak veya devlette bir yer “kapmak” için çalışıyordu.
80 öncesinde yokluklar ve zorluklar içerisinde iktidar (= dâvâ) için çalışanların emeği, 80 sonrasında, özellikle de 2000’den sonra iktidarı getirince, iktidara ganimet paylaşılır gibi çöreklenilmeye başlandı; dindarlık “para” etti. Bu para ile insanlar katlar-yatlar, güzel arabalar ve “avratlar”! aldılar; dâvâ-mâvâ kalmadı, unutuldu; her şey metâlaştı...
...
40 yıl, bana bir de Efendimizin 40 yaşını çağrıştırdı. Biliyorsunuz, Abdullah oğlu Muhammed’e 40 yaşında Peygamberlik verildi. Abdullah oğlu Muhammed’le, Allah’ın Rasûlü Muhammed farklı mıydı, O da değişmiş miydi?!.
Bu sorunun cevabı iki şekilde de verilebilir. Değişti. Değişmedi. Değişti, çünkü; 40 yaşından önce “düşünceleri” tam oturmamış, sistemli ve olgun hâle gelmemişti. Değişmedi, çünkü; O, 40 yaşından önce neyse, 40 yaşından sonra da O. Ben, birinci şık tarafındayım ama Ondaki değişimi, başkalaşım olarak okumuyor; bir arayışın meyve (= sonuç) vermesi, istikrar kazanması olarak okuyorum.
Bizdeki değişim ise tam tersi, tam bir başkalaşım, tam bir gevşeme, tam bir yavşama!.
Yorumlar
Yorum Gönder