MAĞARA GENÇLERİ
MAĞARA GENÇLERİ
Tarihi Yeniden Yazmak, İradeyi Yeniden Kazanmak
Giriş : Tarih Geride Kalmadı
Tarih, olmuş bitmiş olayların mezarlığı değildir. Geçmişte yaşanan her hakikat, sonraki insanın önünde yeniden bir soru olarak belirir. Bu yüzden Kur'an’ın kıssaları yalnızca “ne oldu” sorusuna cevap vermez; asıl olarak “olan şey bugün bize ne söylüyor” sorusunu canlı tutar.
Goethe’ye atfedilen “Tarih yeniden yazılmalı” sözü, burada farklı bir anlam kazanır : Geçmişi değiştirmek için değil; geçmişi yeniden anlamlandırmak için.
Kehf Sûresindeki Gençler de bu yüzden yalnızca geçmişte yaşamış birkaç genç değildir.
Onların mağarası bugün de vardır.
Onların karşılaştığı mesele bugün de vardır.
Onların karşısındaki soru bugün de vardır : İnsan, kendi iradesini kime teslim edecektir?!.
1. KUR’AN BU “HİKÂYEYİ” NEDEN ANLATIR?!.
Kehf Sûresi, Gençlerin sayısını kesinleştirmeyi önemsemez.
Kaç kişi oldukları konusunda yapılan tartışmaları aktarır :
“Üçtür, dördüncüsü köpekleridir.”
“Beştir, altıncısı köpekleridir.”
“Yedidir, sekizincisi köpekleridir.”
Sonra : “De ki: Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir.” (18/22.)
Demek ki mesele kaç kişi oldukları da ne kadar süre mağarada kaldıkları da kıssanın özü değildir.
Asıl mesele :
• Ne seçtiler?!.
• Neyi reddettiler?!.
• Neyi korudular?!.
• Ve neden mağaraya sığındılar?!.
Kur'an bize bir arkeoloji bilgisi vermiyor.
Bir insanlık imtihanını gösteriyor.
2. ONLAR GENÇTİ; FAKAT İFADELERİNİ GENÇLİKLERİNE BIRAKMADILAR
Kur'an onları şöyle tanımlar : “Onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi; Biz de onların hidayetlerini artırdık.” (18/13.)
Genç olmak, çoğunluğun peşinden gitmek zorunda olmak değildir.
Toplumun içinde doğmak, toplumun bütün kabullerini kabul etmek değildir.
Bir milletin mensubu olmak, o milletin her inancına teslim olmak değildir.
Kültürün içinde yaşamak, kültürü hakikatin ölçüsü yapmak değildir.
Kehf Gençleri bunun farkındadır.
Onlar kendi toplumlarının içinde yaşamaktadır fakat toplumlarının inancını sorgulamaktadır.
Ve sonunda ayağa kalkıp açıkça konuşurlar : “Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir.” (18/14.)
Bu, sadece iman cümlesi değildir.
Bu bir irade cümlesidir.
3. “BİZİM RABBİMİZ ALLAH’TIR” : BİR İRADE BEYANI
Gençler hemen ardından şöyle derler : “O’ndan başkasına asla ilâh diye yalvarmayız.” (18/14.)
Burada artık yalnızca “Allah vardır” demiyorlar; şunu söylüyorlar : “Biz kime tâbi olacağımızı seçtik.”
Çünkü din, burada yalnızca zihinsel bir inanç sistemi değildir. Din aynı zamanda :
• Hangi hükme göre yaşayacağım,
• Kimin emrini kabul edeceğim,
• Kimin otoritesini meşrû sayacağım sorusunun cevabıdır.
Bu nedenle mesele şuna dönüşür : Düzen var mı, yok mu değil; düzen hangi din üzerindedir, kimin hükmü geçerlidir, kimin iradesi belirleyicidir?!.
4. HER DÜZENİN BİR “DİNİ” VARDIR
İnsan/lar toplumsuz yaşayamaz. Düzenli bir toplum, ortak kabuller ve bağlayıcı kurallar olmadan varlığını sürdüremez.
Bu nedenle her toplumsal düzen, açıkça din adını taşımasa bile, neyin doğru, neyin yanlış; neyin meşrû, neyin gayrimeşrû; neyin değerli, neyin değersiz olduğunu belirleyen bir ölçü sistemi taşır.
Sorun tam da burada başlar : İnsan, bu ölçü sistemini kimin belirlediğini sorguluyor mu?!.
Kehf Gençlerinin toplumunda Allah’tan başka ilâhlar edinilmiştir : “Şu bizim kavmimiz, O’ndan (= Allah’tan) başka ilâhlar edindiler.” (18/15. )
Gençler bunu kabul etmez.
Onlar toplumlarının dinini değil, Allah’ın dinini seçerler.
Böylece tarihin en eski sorularından biri ortaya çıkar : İnsan Allah’a mı tâbî olacak, yoksa Allah’ın kullarının oluşturduğu düzene mi mutlak biçimde tâbî olacak?!.
5. ONLAR İMANLARINI GİZLEMEDİLER
Burası çok önemlidir.
Gençler işe gizlenerek başlamaz.
Önce açıkça konuşurlar. “Rabbimiz Allah’tır.” derler.
Sonra da toplumlarının inancını reddederler.
Dolayısıyla mağara, imanlarını saklamak için seçilmiş bir yer değildir.
Mağara, imanlarını açıkladıktan sonra gelir.
Bu nedenle Onların hikâyesini “korktular ve kaçtılar” diye özetlemek, kıssanın ruhunu küçültür.
Onlar önce açık açık konuşmuşlardır.
Sonra şartları değerlendirmişlerdir.
Sonra da tedbir almışlardır.
Cesaret ile tedbiri birbirine düşman etmemişlerdir.
6. PEKİİ NEDEN MAĞARA?!.
Kur'an’ın verdiği cevap dikkat çekicidir : “Onlardan ve Allah’tan başka kulluk ettiklerinden ayrıldığınızda mağaraya sığının.” (18/16.)
Burada, iman → ayrılma → sığınma sırası vardır.
Ardından Gençlerin kendi endişeleri aktarılır : “Eğer size karşı üstün gelirlerse sizi taşlarlar veya sizi kendi milletlerine geri döndürürler.” (18/20.)
Buradaki tehdit iki yönlüdür : Öldürülmek veya kendi dinlerine geri döndürülmek.
Bu ikinci tehdit, kıssanın irade boyutunu anlamak açısından son derece önemlidir. Çünkü mesele yalnızca “bizi öldürürler mi?!.” değildir aynı zamanda “Bizi kendi irademizden vazgeçirip kendi dinlerine geri döndürürler mi?!.” sorusudur.
7. ONLAR ÖLÜMDEN DEĞİL, İRADELERİNİ KAYBETMEKTEN KORKUYORLARDI
İnsan ölümlüdür.
Bugün ölmezse yarın ölecektir.
Kehf Gençleri de bunu bilir.
Dolayısıyla onların asıl problemi ölümün varlığı değildir. Asıl problem ölüm gelmeden önce nasıl yaşayacaklarıdır.
Çünkü insan için :
• Nasıl yaşandığı,
• Kime tâbî olunduğu,
• Hangi hükmün kabul edildiği
• Ve dolayısıyla nasıl ölündüğü önemlidir.
Bu yüzden “bizi taşlarlar” tehdidi kadar “bizi kendi milletlerine geri döndürürler” tehdidi de önemlidir.
Birincisi bedeni yok eder.
İkincisi iradeyi teslim alır.
Kehf Gençleri, bedenlerini korumak uğruna iradelerini teslim etmeyi kabul etmezler.
Bu nedenle mağara ölümden kaçış değil, iradeyi koruma tedbiridir.
8. MAĞARA BİR YENİLGİ DEĞİLDİR
Bazen geri çekilmek yenilgidir ama her geri çekiliş yenilgi değildir.
Bazen geri çekilmek daha büyük bir teslimiyeti reddetmektir.
Kehf Gençleri toplumlarını değiştirmeyi başaramadıkları için mağaraya sığınmış olmak zorunda değildir.
Kur'an bize “toplum içinde kalıp mücadele etmeliydiler” demiyor ama “toplumdan kaçın” da demiyor.
Bize gösterdiği şey şudur : Şartlar değiştiğinde, mücadele biçimi de değişebilir.
• Hakikati söylemek başka bir mücadeledir.
• Hakikati korumak başka bir mücadeledir.
• Bazen meydanda durmak gerekir.
• Bazen geri çekilmek.
• Bazen konuşmak.
• Bazen susmak.
• Bazen kalmak.
• Bazen ayrılmak.
Önemli olan, bütün bu tercihlerde hangi değeri koruduğumuzdur.
9. MAĞARA : ÖZGÜR İRADENİN SIĞINAĞI
Kehf Gençlerinin asıl korumaya çalıştıkları şey mağara değil, imanlarıdır ama iman yalnızca zihindeki bir kanaat değildir.
İman :
• Kime bağlandığımız,
• Kime tâbi olduğumuz,
• Hangi hükme göre yaşayacağımız meselesidir.
Bu yüzden mağara, bir anlamda insanın kendi iradesini beşerî tahakkümden koruduğu alan hâline gelir.
Onlar, “bizi sizin dininize döndürecek kadar bize hükmedemezsiniz” demektedirler.
Bu nedenle mağara, özgür iradenin korunma mekânıdır.
10. BUGÜNÜN MAĞARASI
İki bin yıl önce insanı kuşatan tahakküm biçimleri başka, bugün başkadır.
Bugünün insanı :
• Devlet,
• İdeoloji,
• Piyasa,
• Kitle kültürü,
• Propaganda,
• Medya,
• Sosyal ağlar,
• Algoritmalar,
• Çoğunluk baskısı
• Ve daha birçok güç tarafından yönlendirilmektedir.
Bazen zor açıkça görünür, bazen görünmez.
Bazen sopa vardır, bazen dışlanma korkusu.
Bazen işini kaybetme korkusu, bazen yalnız kalma korkusu.
Bazen “herkes böyle düşünüyor, yaşıyor” baskısı.
Bazen insanın kendi iradesini kullandığını zannederken, aslında başkasının ürettiği tercihler arasından seçim yapması.
İşte Kehf Gençleri bugün yeniden karşımıza çıkar.
Ve bu Gençler :
“Bu karar gerçekten senin kararın mı?!.”
“Bu inanç gerçekten senin seçimin mi?! ”
“Bu hayat gerçekten senin hayatın mı?!.”
“Kime tâbî olduğunu gerçekten biliyor musun?!.” diye sorarlar, ve bizim de bu soruları sormamızı isterler.
11. MODERN İNSANIN EN BÜYÜK MAĞARASI BELKİ DE KALABALIKTIR
Kehf Gençleri mağaraya girerek kalabalıktan ayrıldılar. Bugün ise insan kalabalığın içinde kaybolabiliyor.
• Herkes aynı şeyi söylüyor.
• Herkes aynı şeyi tüketiyor.
• Herkes aynı şeyleri önemsiyor.
• Herkes aynı korkularla hareket ediyor.
• Herkes aynı “doğru”ları tekrar ediyor.
Ve insan bütün bunların içinde “ben böyle düşünüyorum” diyor. Oysa belki de düşünmüyor.
Kendisine düşündürülmüş olanı düşünüyor.
İşte modern tahakkümün en ileri biçimi budur : İnsanın iradesini zorla almak değil; kendi iradesiyle aldığını sandığı kararı onun adına üretmek.
Bu durumda bugünün mağarası, fizikî bir yer olmaktan çok insanın kendi iradesini yeniden fark ettiği bilinç alanıdır.
12. MAĞARA SONSUZA KADAR KALINACAK YER DEĞİLDİR
Kehf kıssasının önemli taraflarından biri de budur.
Gençler mağaraya girerler ama Kur'an onları mağarada sonsuza kadar bırakmaz.
Onlar uyutulur, sonra uyandırılır, sonra da yeniden toplumun karşısına çıkarılırlar.
Yani mağara :
Hayatın reddi değildir.
Dünyadan bütünüyle kopuş değildir.
İnsanlardan nefret değildir.
Mağara, iradenin yeniden tahkim edildiği geçici bir sığınaktır.
Bu yüzden gerçek mesele, mağaraya girmek değil; mağaradan çıktığında kimin iradesine tâbî olacağındır.
13. TARİHİ YENİDEN YAZMAK
İşte burada tarih yeniden yazılabilir.
Geçmişi değiştirmeyiz.
Ashâb-ı Kehf’in yaşadığı zamanı değiştiremeyiz.
Onların toplumunu değiştiremeyiz.
Mağaralarını değiştiremeyiz fakat onların karşılaştığı insanî soruyu bugüne taşıyabiliriz.
Tarihi yeniden yazmak, olmuş olanı değiştirmek değil, olmuş olanın bugün bize ne söylediğini yeniden kurmaktır.
Kur'an’ın kıssaları bunun için vardır.
Onlar geçmişin kapatılmış dosyaları değil, her çağda yeniden açılan insanlık dosyalarıdır.
Kehf Gençleri bugün yeniden ayağa kalktığında, artık bize : “Biz şunu yaptık?!.” diye anlatmıyorlar. Bize : “Siz ne yapacaksınız?!.” diye soruyorlar.
14. KEHF GENÇLERİ VE ÖZGÜR İRADE
Burada kıssa, insan iradesinin mahiyetine dair çok güçlü bir örnek hâline gelir.
Allah Onları zorla seçtirmiyor.
Toplum Onları seçmeye zorlamak istiyor.
Onlar ise kendi iradeleriyle Allah’a yöneliyorlar.
Böylece iman, iradî bir tercih hâline; tâbiyet, seçilmiş bir bağlılık hâline; sorumluluk, seçimin sonucunu üstlenmek hâline geliyor.
Onlar seçimlerinin bedelini de göze alıyorlar. Çünkü özgür irade, yalnızca “seçebilirim” demek değil, aynı zamanda “deçtiğim şeyin bedelini de üstlenirim” demektir.
İşte sorumluluk burada başlar.
15. KÜLLÎ İRADE İLE CÜZ’Î İRADENİN BULUŞTUĞU YER
Kehf Gençleri Allah’ın iradesine karşı bir irade ortaya koymuyorlar. Tam tersine kendi sınırlı iradelerini Allah’ın iradesine yöneltiyorlar.
İnsan, “ben kendi irademi kullanıyorum” diyebilir fakat bu, Allah’tan bağımsız bir varlık olduğu anlamına gelmez.
İnsan seçer, Allah yaratır.
İnsan yönelir, Allah yol açar.
İnsan tedbir alır, Allah rahmet eder.
18/16’nın sonunda gelen ilâhî cevap bunu gösterir : “Rabbiniz rahmetinden üzerinize yayacak ve işinizde size kolaylık hazırlayacaktır.”
Dolayısıyla ilâhî yardım, insan iradesinin yerine geçmez, insan iradesini destekler.
Bu yüzden Kehf kıssası, kaderi bahane ederek iradeyi ortadan kaldıran bir kıssa değildir. Tam tersine insanın seçimini görünür kılan bir kıssadır.
16. BUGÜNÜN İNSANINA SORU
Kehf Gençlerinin sorusu artık bizim sorumuzdur :
• Kimin dinindesin?!.
• Kimin hükmünü kabul ediyorsun?!.
• Kimin emrini ölçü alıyorsun?!.
• Kimin iradesi senin iradeni belirliyor?!.
• Ve daha da önemlisi, Allah’ın emrine tâbî olduğunu söylediğinde, bunu gerçekten kendi iradenle mi seçiyorsun?!.
Çünkü insan :
• Toplumun dinine,
• Devletin dinine,
• İdeolojinin dinine,
• Piyasanın dinine,
• Tüketimin dinine,
• Şöhretin dinine,
• Çoğunluğun dinine tâbî olabilir.
Bunların ismi “din” olmayabilir ama eğer hayatının ölçülerini o/onlar belirliyorsa, insan fiilen onun/onların hükmü altında yaşamaktadır.
Kehf Gençleri ise başka bir yol seçer : “Rabbimiz Allah’tır.”
Bu cümle onların bütün hayat düzeninin merkezidir.
“Rabbimiz Allah’tır diyen, sonra da bu istikâmetten (sözden) dönmeyenlere gelince, ...” (Bknz. 41/30.)
17. MAĞARA GENÇLERİ BUGÜN BİZE NE SÖYLÜYOR?!.
Bize :
“Kaçın!.” demiyorlar.
“Mücadele etmeyin!.” demiyorlar.
“Toplumu terk edin!.” demiyorlar.
Bize çok daha temel bir şey söylüyorlar : “İradenizi kime teslim ettiğinizi unutmayın!.” diyorlar. Çünkü insanın en büyük kaybı malını kaybetmek, konumunu kaybetmek, itibarını kaybetmek, hatta hayatını kaybetmek bile değildir; en büyük kayıp, kendi iradesini hakikatin karşısında teslim etmektir.
İnsan yaşayabilir ama özgür olmayabilir.
Konuşabilir ama kendi sözünü söylemeyebilir.
Seçebilir ama kendi seçimini yapmayabilir.
Kalabalıkta olabilir ama kendi iradesini kaybetmiş olabilir.
Kehf Gençleri bize tam tersini söylerler : Yalnız kalmayı, mağarada yaşamayı göze alarak iradelerinizi koruyun!.
SONUÇ : MAĞARADAN BUGÜNE
Kehf Gençleri tarihte kalmış değildir. Çünkü her insan hâlâ aynı soruyla karşı karşıyadır : “Kimin iradesine tâbî olacağım?!.”
Dün Onların karşısında bir toplum vardı; bugün bizim karşımızda çok daha karmaşık sistemler var.
Dün “kendi milletlerine geri döndürülmek” vardı; bugün insanın iradesini biçimlendiren sayısız mekanizmalar var.
Dün mağara vardı; bugün insanın kendi iradesini yeniden bulabileceği bir bilinç ve istikâmet alanına ihtiyacı var.
Dün Onlar : “Rabbimiz Allah’tır.” dediler; bugün aynı cümle bizim için de bir iman cümlesi olmaktan çıkıp bir irade cümlesine dönüşmelidir. Rabbim Allah ise, hayatımın son hükmü de O’nundur.
Bu, insan iradesini yok etmek değildir. Tam tersine, insan iradesini beşerî tahakkümlerden kurtarmaktır. Çünkü özgürlük, her istediğini yapabilmek değil; kime tâbî olacağını özgürce seçebilmektir.
Kehf Gençleri bunu seçtiler ve mağaraya girdiler.
Onların mağarası bugün bizim için bir soru hâline geldi : Senin mağaran neresi?!.
Belki de bundan daha önemli soru şudur : Sen mağarana neyi korumak için giriyorsun?!.
• Rahatını mı?!.
• Konumunu mu?!.
• Korkunu mu?!.
• Yoksa Allah’a karşı özgür iradeni mi?!.
İnsan sonunda ölecektir. Mesele ölümü ortadan kaldırmak değildir. Mesele, ölünceye kadar kimin hükmüne göre yaşayacağını kendi iradenle seçmektir.
İşte Kehf Gençleri bu yüzden bugün hâlâ gençtir. Çünkü Onların yaşadığı mesele yaşlanmadı; insan hâlâ özgür iradesiyle seçmek ve seçtiğinin sorumluluğunu üstlenmek zorundadır.
Tarih yeniden yazılacaksa, önce şu soru yeniden sorulmalıdır : “İnsan, gerçekten kendi iradesiyle mi yaşıyor?!.”, “kendi özgür iradesiyle Allah’a tâbî/kul olmayı seçebiliyor mu?!.”
Kehf Gençleri bize geçmişi anlatmıyor, bizi tarihin karşısına çıkarıyorlar.
Ve tarih, bu kez, bize bakıyor.
Yorumlar
Yorum Gönder