OYUN VE OYALANMA

OYUN VE OYALANMA

Parantezden Menzile

İnsan oynayan bir varlıktır.

Johan Huizinga, 'Homo Ludens' adlı eserinde insanı yalnızca bilen ve yapan bir varlık olarak değil, oynayan bir varlık olarak da ele alır. Ona göre oyun, insan kültürünün kenarında duran önemsiz bir faaliyet değildir; kültürün oluşumunda kurucu bir role sahip temel bir insanî fenomendir.

Bu tespit önemlidir. Fakat Kur'an’ın insan tasavvuru, oyuna başka bir soru yöneltir : İnsan oynayabilir; fakat oyun bittiğinde nereye dönecektir?!.

Asıl mesele burada başlar. Çünkü oyun ile oyalanma aynı şey değildir.

Oyun insanî bir faaliyettir. Lehv ise insanın aslî gayesinden alıkonulmasıdır.

Aralarındaki farkı anlayabilmek için önce insanın kim olduğunu hatırlamak gerekir.

MÜKELLEF İNSAN

Biz çocuklardan söz etmiyoruz. Çocuk oyun oynar; fakat çocuk henüz yetişkin insanın taşıdığı anlamda mükellefiyet ve sorumluluk dünyasının içinde değildir.

Buradaki insan ise mükellef insandır. Onun hayatının bir gayesi, sorumlulukları ve bir istikâmeti vardır.

Dolayısıyla yetişkin insanın hayatı bütünüyle oyun değildir.

• O, bir yolcudur.

• Dünya onun yoludur.

• Hayatı yolculuktur.

Ve yolculuğun bir menzili vardır.

Bu yüzden insanın hayatında yaptığı herhangi bir faaliyeti değerlendirmek için yalnızca “bunu yapıyor mu” diye sormak yetmez.

Daha temel soru şudur : “Bu faaliyet, onun hayatındaki aslî istikâmetle nasıl ilişki kuruyor?!.”

İşte oyun burada özel bir durum kazanır.

OYUN : HAYATIN PARANTEZE ALINMASI

Oyunun kendine ait bir zamanı, mekânı, kuralları ve amacı vardır.

Futbol oynayan insanın o andaki amacı gol atmaktır.

Satranç oynayan insanın amacı şah mat etmektir.

Bir oyunun içine girildiğinde insan, oyunun kendi kurallarını ve hedeflerini kabul eder.

Bu sırada hayatın bütününe ilişkin istikâmet bilinci oyunun içine taşınmaz.

Satranç oyuncusu hamlesini Allah’a doğru yolculuğum açısından hangi hamle?!. diye yapmaz.

Futbolcu, bu pasın âhiretteki menzilime etkisi nedir?!. diye düşünerek pas vermez. Çünkü böyle bir bilinç oyunun kendi yapısını bozar.

Demek ki oyun sırasında istikâmet bilinci askıya alınmıştır. Fakat bu, insanın iradesinin bütünüyle yok olması anlamına gelmez. Tam tersine, oyun içinde irade son derece aktiftir.

Oyuncu düşünür, seçer, karar verir, hamle yapar fakat bu irade oyun-içi iradedir.

Üst düzey irade, yani “ben kimim, ne için yaşıyorum, nereye gidiyorum” sorularını taşıyan hayat iradesi, oyun süresince paranteze alınmıştır.

Bu nedenle oyunda irade yok olmaz ama oyunun içinde bu irade donar.

İnsan oyunun kuralları içinde özgürdür. Fakat oyun süresince oyunun kendisini sorgulamaz. Çünkü oyun, ancak kendi dünyasının içine girildiğinde oyundur.

OYUNUN SINIRI

Tam burada oyunun en önemli özelliği ortaya çıkar : Oyunun sınırı vardır.

• Oyuna girilir.

• Oyun oynanır.

• Oyun biter.

• Ve insan oyundan çıkar.

Başka bir ifadeyle: oyun, hayatın geçici olarak paranteze alınmasıdır.

Parantezin anlamı ise hayatın yok olması değildir; tam tersine, parantezin kapanacağı bilinmektedir.

Oyun bittiğinde insan yeniden mükelleftir, sorumludur, istikâmet sahibidir, yolcudur.

İşte oyun ile oyalanma arasındaki en önemli ayrım da burada ortaya çıkar.

OYALANMA : PARANTEZDEN ÇIKAMAMAK

Oyalanmak, oyunun kendisi değildir. Oyalanmak, oyundan çıkması gereken insanın çık(a)mamasıdır.

Oyun, giriş → oyun → çıkış şeklindedir.

Oyalanma ise, giriş → oyun → uzatma → unutma şeklinde işler.

Başlangıçta oyun olan şey, zamanla hayatın aslî görevlerinin yerine geçer.

İnsan artık, “biraz daha” der; sonra “biraz daha”; sonra bir kez daha...

Ve bir bakar ki oyun bitmiş olması gerekirken hayatının kendisi oyuna dönüşmüştür.

İşte burada lehv başlar.

Lehv, herhangi bir faaliyetin adı değildir. İnsanı aslî gayesinden alıkoyan faaliyetin niteliğidir.

Bu nedenle her oyun lehv değildir ama oyun, insanı aslî gayesinden alıkoyduğu anda lehv hâline gelebilir.

KUR'AN’IN LEHV TEŞHİSİ

Kur'an’ın dili burada son derece hassastır.

أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ

“Çoğaltma tutkusu sizi oyaladı.” (Tekâsür 102/1.)

Buradaki elhâ ile lehv aynı köktendir : ل هـ و

İnsanı oyalayan şey nedir?!.

Tekâsür.

• Daha çok mal.

• Daha çok mülk.

• Daha çok makam.

• Daha çok şöhret.

• Daha çok güç.

• Daha çok sahip olmak.

• Daha çok görünmek.

• Daha çok kazanmak.

• Daha çok çoğaltmak.

Bunların hiçbiri tek başına insanın düşmanı değildir. Fakat insan bunların içinde parantezden çıkmayı unutursa, artık mesele değişmiştir.

Çünkü Tekâsürün sonu :

حَتَّىٰ زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ

“Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.”

İnsan oyalanırken ömür geçmiştir.

MAL VE ÇOCUKLAR

Kur'an aynı kökü başka bir yerde daha kullanır :

لَا تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ

“Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ın zikrinden alıkoymasın.” (Münâfikûn 63/9.)

Burada da problem,

• Mal değildir.

• Çocuk değildir.

Problem, “Allah’ın zikrinden alıkoymak.” Yani nesnenin ne olduğu değil, insan üzerindeki etkisi belirleyicidir.

Mal insanın sorumluluğunu yerine getirmesine vesile olabilir.

Çocuk insan için emanet ve sorumluluk olabilir. Fakat mal veya çocuk insanın istikâmetini yutarsa, lehv hâline gelir.

Dolayısıyla lehv, nesnenin adı değil; nesnenin insanı gayesinden koparan işlevidir.

ŞEYTAN VE İLK OYALANMA

Âdem ve eşi kıssasında bu mekanizmanın ilk örneklerinden birini görürüz.

Şeytan onları doğrudan “Allah’ın emrine karşı gelin” diye ikna etmez. Onların dikkatini başka bir vaade çeker :

هَلْ أَدُلُّكَ عَلَىٰ شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلَىٰ

“Sana ölümsüzlük ağacını ve tükenmeyecek bir mülkü göstereyim mi?!.” (Tâhâ 20/120.)

Şeytan burada insanın dikkatini menzilden yola çevirir.

İnsana “nereye gidiyorsun” sorusunu unutturup “yolda ne elde edebilirsin” sorusunu sordurur.

• Ölümsüzlük.

• Tükenmeyen mülk.

Böylece geçici olan kalıcı gibi gösterilir.

• Yol, menzil gibi gösterilir.

• Araç, amaç hâline getirilir.

İşte lehvin en tehlikeli biçimi budur : Geçici olanın insanı, kalıcı olanı unutacak kadar meşgul etmesi.

OYUNUN OYALANMAYA DÖNÜŞTÜĞÜ YER

Burada artık ayrımı kesinleştirebiliriz.

Oyun, insanın hayatını geçici olarak paranteze alır.

Lehv, insanın hayatının parantezini kapatmasını engeller.

Oyun, sınırlı bir zaman alanıdır.

Lehv, sınırın unutulmasıdır.

Oyunda insan, oyunun amacına yönelir.

Lehvde insan, hayatının asli amacından uzaklaşır.

Oyunda, oyun-içi irade aktiftir.

Lehvde, üst irade devre dışı bırakılmış veya ertelenmiştir.

Oyunda insan, oyundan çıkar.

Lehvde insan, çıkması gereken yerden çıkmaz.

Bu nedenle oyun, insanın yaptığı şeydir. Oyalanma, insanın yapması gerekeni unutturacak kadar yaptığı şeyin içinde kalmasıdır.

ZİKİR : PARANTEZİ KAPATMAK

Peki insan oyundan nasıl çıkar?!.

Zikirle.

Fakat zikir burada yalnızca dilin Allah’ın adını söylemesi değildir.

Zikir : Allah’ı unutmamaktır.

Daha doğrusu Allah’ı unutmadan yaşamaktır.

Oyundan çıkıp yeniden hayatın aslî istikâmetine dönmektir.

Bu nedenle zikir, insanın hayatındaki istikâmet bilincidir.

İnsan oyun oynayabilir fakat oyundan çıktığında yeniden yolcu olduğunu hatırlar.

Çalışabilir. Fakat çalışmanın kendisini hayatın gayesi hâline getirmez.

Kazanabilir. Fakat kazandığını menzil sanmaz.

Sevebilir. Fakat sevdiğini Allah’ın yerine koymaz.

Çünkü bilir :

Dünya yoldur.

Menzil değildir.

MENZİL, “O”.

Menzil nedir?!.

Bir yer mi?!.

Kur'an’ın cevabı :

إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ

“Biz Allah’a âidiz ve O’na döneceğiz.”

Başlangıç O’ndan.

Yolculuk O’na doğru.

Dönüş O’na.

Öyleyse insanın asıl meselesi “yolda ne kadar eğlendim?!.” değildir, “yolda ne kazandım?!.” da değildir.

Asıl soru “yolda menzili unuttum mu” sorusudur.

HUZINGA VE KUR'AN

Huizinga bize önemli bir şey öğretir : İnsan oynar.

Kur'an ise bundan daha temel bir şeyi hatırlatır : İnsan yalnızca oynayan değil, yolculuk eden ve sorumluluk taşıyan bir varlıktır.

Bu iki tespit birbirini zorunlu olarak dışlamaz. Tam tersine, biri diğerinin sınırını gösterir.

Homo ludens oynar fakat Kur'an’ın insanı homo ludens olmadan önce mükelleftir.

İnsan, oyun oynayabilir fakat oyun onun varoluş gayesi değildir.

Oyun, hayatın içinde bir parantezdir.

• Parantez açılır.

• Oyun oynanır.

• Parantez kapanır.

• Ve insan yeniden yola, sorumluluğa, istikâmete ve menzile döner.

Problem parantezin açılması değil, parantezin kapanmamasıdır.

SON SÖZ : OYUNU DEĞİL, OYALANMAYI BIRAK

Öyleyse Kur'an’ın çağrısı “oyun oynamayın” değildir.

Çağrı, “oyalanmayın”dır.

Bu :

Dünyayı terk etmek değildir.

Dünyayı menzil sanmamaktır.

Hayattan çekilmek değildir.

Hayatın gayesini unutmamaktır.

Oynamaktan vazgeçmek değildir.

Oyundan çıkmayı unutmamaktır.

Çünkü insanın hayatında oyun olabilir. Fakat hayatın kendisi oyun değildir.

İnsan oynayabilir ama insanın kendisi oyuncudan önce yolcudur.

Ve yolcunun en büyük tehlikesi yanlış oyunu oynaması bile değildir.

Oyunu bitirmeyi unutmasıdır.

İşte bunun adı : LEHV

Ve bunun karşısındaki bilinç : ZİKİR.

Lehv : Menzili unutturan oyalanmadır.

Zikir : Oyundan çıkıp menzile yeniden yönelmektir.

Çünkü yol dünya; menzil O.

إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ = “Biz O’na âidiz. Ve O’na dönüyoruz.”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

SOLUK