İMANIN FENOMENOLOJİSİ

İMANIN FENOMENOLOJİSİ

İman Nerede ve Nasıl Görünür?!.

İman nedir?!.

İman, öncelikle insanın Rabbiyle kurduğu görünmez bir ilişkidir. Kalbin tasdiki, aklın ikrarı, nefsin yönelişi ve insanın Allah’a güvenerek O’nun gösterdiği istikâmete yönelmesidir. Bu yönelişin ilk muhatabı insanoğlu değil, Allah’tır.

İnsan imanı dışarıdan bütünüyle bilemez. Çünkü insan kalpleri okuyamaz. Allah ise kalplerde olanı bilir : “O, göğüslerin özünü bilendir.”

Dolayısıyla iman, Allah açısından görünmez değildir. Bizim için görünmeyen, Allah için gizli değildir. Fakat burada önemli bir mesele ortaya çıkar : İman insan hayatında hiç görünmemeli midir?!.

Hayır.

Çünkü iman insanın içinde kapanıp kalan bir “duygu ve düşünce” değildir. Gerçek iman, insanın varoluşuna nüfuz eder; düşüncesini, tercihini, davranışını ve nihayet hayat tarzını dönüştürür.

İman tohumsa, sâlih amel onun meyvesidir.

Tohum görünmeyebilir; fakat hayat bulduğunda toprağın üstünde bir filiz verir. Filiz ağaca, ağaç meyveye dönüşür. Meyve tohumu üretmez; fakat meyve, tohumun hayat bulduğunun işaretidir.

İman ile sâlih amel arasındaki ilişki de buna benzer.

Sâlih amel, imanın kendisi değildir; imanın hayattaki görünür sonucudur.

Bu nedenle iman ile amel birbirine ne özdeşleştirilmeli ne de birbirinden koparılmalıdır.

Görünmek Başka, Gösteriş Başkadır

İmanın görünmesi ile imanı göstermek aynı şey değildir.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Bir insanın imanının davranışlarında görünmesi başka şeydir; insanlara “ben imanlıyım” dedirtmek için davranması başka şey.

İlki, tezahürdür.

İkincisi, riyâdır.

Tezahürde yöneliş Allah’adır; riyâda yöneliş insanların bakışınadır.

İnsan ibâdet eder ve insanlar bunu görür; bu, tek başına riyâ değildir.

Bir insan yardım eder ve insanlar bunu bilir. Bu da tek başına riyâ değildir.

Bir insan hakkı savunur ve herkes onun imanından söz eder. Bu da tek başına riyâ değildir.

Asıl soru şudur : “Ben bunu kimin için yapıyorum?!.” Çünkü iman yalnızca eylemin dış görünüşünde değil, eylemin arkasındaki niyette ve yönelişte de görünür.

İnsanların görmesi, eylemi otomatik olarak riyâ yapmaz.

İmanı, insanlara göstermek için bi şey yapmak, riyâdır.

Bu yüzden iman, görünmekten korkarak gizlenmesi gereken bir şey de değildir. Fakat görünmek uğruna sergilenmesi gereken bir şey hiç değildir.

İmanın doğal hâli şudur : İş, Allah için yapılır; gerektiğinde görünür, gerektiğinde gizlenir.

İman Nerede Görünür?!.

İman, insanın söylediği sözlerden çok tercihlerinde görünür.

Özellikle de iki değer çatıştığında...

Çıkar ile hak karşı karşıya geldiğinde...

Para ile helâl karşı karşıya geldiğinde...

Öfke ile merhamet karşı karşıya geldiğinde...

Güç ile adâlet karşı karşıya geldiğinde...

İnsanların beğenisi ile Allah’ın rızası karşı karşıya geldiğinde...

İşte iman buralarda görünür.

Bir zâlime “dur!” derken iman görünür.

Bir mazlumun yanında dururken görünür.

Kendi aleyhine bile olsa doğruyu söylerken görünür.

Kendisine yapılmasını istemediğini başkasına yapmazken görünür.

Yetimin başını okşarken görünür.

Yoksulun elinden tutarken görünür.

Kimsenin bilmediği bir iyiliği yaparken görünür.

Şükrederken görünür.

Sabrederken görünür.

Affedebilecekken, affederken görünür.

Kendisine emanet edilene ihanet etmezken görünür.

Ölçü ve tartıda hile yapmazken görünür.

Haram kazanç önüne geldiğinde “hayır” diyebiliyorken görünür.

Çünkü iman yalnızca yapılanlarda değil, yapılmayanlarda da görünür.

İman, Helâlleri Yapmak Kadar Haramları da Yapmamaktır

İman fenomenolojisinin en çok ihmal edilen taraflarından biri budur.

İman yalnızca insanın yaptığı güzel davranışlarda aranırsa eksik bir iman tasavvuru ortaya çıkar.

Oysa insan bazen imanını bir şey yaparak değil, bir şeyi yapmayarak gösterir.

Elinin uzanabileceği hâlde harama uzanmaması...

Dili söyleyebileceği hâlde yalan söylememesi...

Gücünün yettiği hâlde zulmetmemesi...

Fırsatı bulunduğu hâlde haksız kazanç elde etmemesi...

Kimsenin görmediği yerde emanete ihanet etmemesi...

İntikam alma imkânı olduğu hâlde adaleti aşmaması...

Bunların hepsi imanın görünüş biçimleridir.

Hatta insanın kimsenin görmediği yerde yaptığı veya yapmadığı şey, imanının daha derin bir fenomeni olabilir.

Çünkü orada,

• Seyirci yoktur.

• Alkış yoktur.

• Takdir yoktur.

• İmaj yoktur.

Sadece AllahAllah’ın bilgisi vardır.

İşte ihlâsın alanı burasıdır.

Kimse Görmüyor Denilen Yerde İman Görünür

İmanın en paradoksal görünüşlerinden biri, görünmeden görünmesidir.

İnsanların görmediği yerde Allah’ın gördüğünü bilmek...

İşte iman burada insanın davranışını belirlemeye başlar.

Seherde kimse bilmeden duâ etmek...

Kimse görmeden infak etmek...

Kimse bilmeden birinin borcunu ödemek...

Kimse görmeden bir kötülüğü engellemek...

Kimse görmeden bir emaneti yerine getirmek...

Kimse görmeden haramı terk etmek...

Bunlar, dışarıdan bakıldığında görünmeyebilir fakat insanın hayatını içeriden dönüştürür.

Demek ki iman fenomenolojisi yalnızca kamusal görünürlük fenomenolojisi değildir.

İmanın iki ayrı görünüş alanı vardır : İnsanların önünde görünmek ve Allah’ın huzurunda yaşanmak.

Birincisi, toplumsal alandır.

İkincisi, varoluşsal alandır.

Ve ikincisi birincisinden çok daha belirleyicidir.

Riyâ : Yönelişin Yer Değiştirmesi

Riyâ yalnızca “gösteriş yapmak” değildir. Daha derinde riyâ, eylemin yönünün değişmesidir.

İnsan, Allah için yapması gereken bir şeyi, insanların görmesi, beğenmesi ve takdir etmesi için yapmaya başladığında, davranışın dış biçimi aynı kalsa bile yönelişi değişmiştir.

• Aynı namaz...

• Aynı infak...

• Aynı yardım...

• Aynı güzel söz...

• Aynı ibadet...

• Fakat başka bir yöneliş.

Bu yüzden riyâ, dışarıdan bakıldığında çoğu zaman iyiliğin kılığına girebilir.

İnsan iyi bir şey yapıyor olabilir; fakat iyiliğin niçin yapıldığı sorusu hâlâ ortadadır.

İmanın fenomenolojisi bu nedenle yalnızca “ne yaptın?!.” diye sormaz. Şunu da sorar : “Niçin yaptın?!.”

Ve daha derin bir soru sorar : “Kime yöneldin?!.”

İmanın Ölçüsü Gösteri/ş Değil İstikâmettir

İmanın görünürlüğü konusunda temel ölçümüz gösteriş değil, istikâmet olmalıdır.

İnsanlara görünmek iman değildir.

İnsanlardan saklanmak da iman değildir.

İmanın ölçüsü, insanın yöneldiği yerdir.

Allah’a mı yöneliyorum, insanlara mı?!.

İnsanların övgüsü beni iyiliğe sevk edebilir; fakat övgü kesildiğinde iyiliği de kesiyorsam, burada imanın yönelişi sorgulanmalıdır.

İnsanların eleştirisi beni doğrudan vazgeçiriyorsa, burada da aynı soru ortaya çıkar. Çünkü iman sahibi insanın temel referans noktası insanların bakışı değil, Rabbin rızasıdır.

Bu yüzden,

• Mü’min bazen görünür.

• Bazen gizlenir.

• Bazen konuşur.

• Bazen susar.

• Bazen verir.

• Bazen elini çekmek zorunda kalır.

• Bazen bir şey yapar.

• Bazen hiçbir şey yapmaz fakat bütün bunların altında bir istikâmet vardır : Allah’ın rızası.

İman Sadece İbâdetlerde Değil, Hayatın Tamamında Görünür

İmanı yalnızca namaz, oruç, zekât ve hac gibi ibâdet alanlarında aramak, imanı hayatın belirli bölümlerine hapsetmek olur.

İman hayatın tamamına yayıldığında görünür.

• Evde görünür.

• İşte görünür.

• Ticarette görünür.

• Siyasette görünür.

• Komşulukta görünür.

• Evlilikte görünür.

• Çocuklarla ilişkide görünür.

• Düşmanla ilişkide görünür.

• Doğayla ilişkide görünür.

• Para ile ilişkide görünür.

• Bilgi ile ilişkide görünür.

• Güç ile ilişkide görünür.

• Ve hatta kendisiyle ilişkide görünür.

İnsan kendisini Allah’ın emaneti olarak görüyorsa bedenine, zamanına, aklına ve sahip olduklarına da farklı davranır.

Böylece iman, insanın hayatının belirli bir köşesinde duran bir “inanç nesnesi” olmaktan çıkar; hayatın bütününe yayılan bir varoluş biçimi hâline gelir.

İman Bir Tohumdur

İman tohumdur fakat tohumun toprağa atılması yetmez.

Filizlenmesi gerekir. Filizlenmesi de yetmez.

Büyümesi gerekir. Büyümesi de yetmez.

Meyve vermesi gerekir.

İşte sâlih amel, imanın hayatta meyve vermesidir.

Bu nedenle : İman → sâlih amel ilişkisi, mekanik bir “inan ve sonra birkaç iyi iş yap” ilişkisi değildir.

Daha derin bir varoluşsal ilişkidir : İçteki yöneliş dışta davranışa, davranış alışkanlığa, alışkanlık karaktere, karakter hayat tarzına dönüşür.

İman insanın içine yerleşmişse, zamanla hayatına sızar.

• İnsanın dili değişir.

• Eli değişir.

• Kazancı değişir.

• Harcamaları değişir.

• Öfkesi değişir.

• Merhameti değişir.

• Adâlet anlayışı değişir.

• İnsanlara bakışı değişir.

• Dünyaya bakışı değişir.

• Ve nihayet hayatının yönü değişir.

En Güçlü Fenomen : Ahlâk

Belki de imanın en sahici görünüşlerinden biri ahlâktır. Çünkü ibâdet etmekle birlikte zulmetmek mümkündür.

Oruç tutmakla birlikte yalan söylemek mümkündür.

Sadaka vermekle birlikte insanı küçümsemek mümkündür.

Dindar görünmekle birlikte emanete ihanet etmek mümkündür.

Bu nedenle iman, davranışların sayısından ziyade insanı nasıl bir varlığa dönüştürdüğünde görünür.

İman insanı,

• Daha âdil yapıyor mu?!.

• Daha merhametli yapıyor mu?!.

• Daha dürüst yapıyor mu?!.

• Daha güvenilir yapıyor mu?!.

• Daha mütevazı yapıyor mu?!.

• Daha sorumlu yapıyor mu?!.

• Daha özgür kılıyor mu?!.

Hepsinden önemlisi insan, Allah’a yöneldikçe insanlara karşı daha insan oluyor mu?!.

İşte imanın fenomenolojik sınavlarından biri budur.

İman Söze Sığmaz; Hayata Taşar

“İman ediyorum” demek önemlidir fakat iman yalnızca bir cümle değildir.

İman, insanın varoluşunu biçimlendiren bir yöneliştir.

Bu yüzden iman :

• Sözden eyleme taşar.

• Eylemden karaktere taşar.

• Karakterden hayata taşar.

• Hayattan topluma taşar.

Ve böylece görünür. Fakat bu görünürlük bir sahne gösterisi değildir.

İman kendisini teşhir etmez, iman yaşanır.

İnsanlar onu görürlerse görürler, görmezlerse Allah görür.

İşte burada iman ile riyâ arasındaki sınır belirginleşir : İman Allah için yaşanır; riyâ insanlar için sergilenir.

Sonuç : İmanın Fenomeni Hayattır

İman görünür mü?!.

Evet.

Ama kendisini göstermek istediği için değil, hayata nüfuz ettiği için.

İman, insanın Rabbi karşısındaki görünmeyen yönelişidir; sâlih amel ise bu yönelişin hayattaki görünür tezahürüdür.

Bu yüzden iman :

• Bir zâlime “dur!” derken görünür.

• Bir mazlumun yanında dururken görünür.

• Doğruyu söylerken görünür.

• Şükrederken görünür.

• Sabrederken görünür.

• Yetimin başını okşarken görünür.

• Sırf Allah için infak ederken görünür.

• Seherde kimsenin bilmediği bir anda Rabbine yönelirken görünür.

Ama aynı zamanda :

Haramdan uzak dururken görünür.

• Kimse görmezken emanete sahip çıkarken görünür.

• Gücün yettiği hâlde zulmetmezken görünür.

• İntikam imkânına rağmen sınırı aşmazken görünür.

• Haksız kazancı reddederken görünür.

Ve belki en sahici biçimde : Kimsenin görmediği yerde, Allah’ın gördüğünü bilerek yaşarken görünür. Çünkü iman yalnızca insanın ne yaptığı değildir. İman, insanın Allah’ı hesaba katarak ne yaptığı ve ne yapmadığıdır.

İmanın fenomenolojisi sonunda bizi tek bir soruya getirir : Ben neye inanıyorum?!. Fakat bunun hemen ardından daha zor ve daha sahici soru gelir : İnandığım şey, hayatımda neye dönüşüyor?!.

İşte iman burada görünür.

İman, tohumdur.

Sâlih amel, meyvedir.

İhlâs, imanın toprağıdır.

İstikâmet, ağacın yönüdür.

Takvâ ise meyveyi haramdan koruyan sınırdır.

Ve bütün bunların nihâî yönü birdir : Allah’ın rızası.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

SOLUK