CUMA : TOPLUMUN NAMAZI

CUMA : TOPLUMUN NAMAZI

Cuma, Müslüman toplumun haftalık cem’/toplanma günüdür. Toplanma, bir araya gelme, birlikte bulunma günü.

Cuma’yı yalnızca haftanın belirli bir gününde kılınan iki rekâtlık bir namaz olarak görmek, onun anlam alanını oldukça daraltır. Cuma namazı, yapısı itibarıyla ferdî değil, cemaatle ve topluca yerine getirilen bir ibâdettir. Bu özelliği, onun Müslüman toplumla doğrudan ilişkisini gösterir.

Buradan hareketle şu cümleyi kurabiliriz : Cuma, Müslüman toplumun namazıdır.

Bu, fıkhî bir terim değil; Cuma’nın mahiyetini anlamaya yönelik bir okumadır.

Mekke’den Medine’ye : Mü’minlerden Topluma

Mekke’de Müslümanlar vardı; fakat henüz organize olmuş bir Müslüman toplum yoktu. İnsanlar iman etmiş, aynı hakikate yönelmişlerdi; fakat siyasî, hukukî ve toplumsal bir düzen henüz kurulmamıştı.

Medine’ye hicretle birlikte durum değişti.

Hicret, yalnızca bir mekân değişikliği değildi. Bir toplumsal varoluş biçimine geçişti. Mü’minler artık ortak ilkeler etrafında organize olmuş, birlikte yaşayan ve birlikte sorumluluk taşıyan bir toplum ve devlet hâline geliyorlardı.

İşte Cuma bu geçişin ibâdet alanındaki ilk ve sürekli işaretlerinden biridir : Cuma, Mekke’deki mü’minlerin Medine’de topluma dönüşmesinin ibâdet alanındaki ilk ve sürekli işaretlerinden biridir.

Cuma’nın tarih içindeki ortaya çıkışı da bu açıdan anlamlıdır. Hz. Peygamberin Medine’ye hicretinden sonra ilk Cuma namazını kıldırması, yeni bir toplumsal düzenin kuruluş süreciyle aynı tarihsel zeminde gerçekleşmiştir.

Dolayısıyla Cuma’yı yalnızca “toplu namaz” olarak değil, toplumun Allah’ın huzurunda haftalık olarak yeniden görünür hâle gelmesi olarak da okuyabiliriz.

Cuma Neden Farzdır?!.

Kur'ân’da Cuma namazının temel dayanağı açıkça ortaya konur : “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın.” (62/9.)

Burada dikkat çekici olan yalnızca namazın emredilmesi değildir.

Çağrı vardır.

Toplanma vardır.

Alışverişin bırakılması vardır.

Yani günlük hayatın olağan akışı, belirli bir zamanda bütün toplum için durdurulmakta; insanlar ortak bir fiile çağrılmaktadır.

Cuma’nın farziyeti bu bakımdan onun toplumsal niteliğini açıkça gösterir. Cuma, kişinin kendi başına gerçekleştirebileceği bir ibâdet olarak düzenlenmemiştir. Cemaat, toplanma ve ortak düzen Cuma’nın yapısının içindedir.

Fıkıh açısından Cuma namazının kimlere farz olduğu konusunda mezhepler arasında bazı ayrıntı farklılıkları bulunmakla birlikte, genel olarak yerleşik, erkek, akıl- bâliğ sahibi Müslümanlara farz kabul edilmiş; yolcu, kadın, hasta ve benzeri meşrû mazeret sahipleri için yükümlülük farklı değerlendirilmiştir.

Burada asıl dikkat çekilmesi gereken nokta ise şudur : Cuma’nın farz oluşu, Müslümanın yalnızca bireysel kulluğunu değil, toplumsal varlığını da ilgilendirir.

Cuma Bir Gün, Cuma Namazı Bir İbâdettir

Burada bir ayrımı da korumak gerekir.

Cuma günü, haftanın belirli günüdür.

Cuma namazı, bu günün belirli vaktinde cemaatle kılınan farz namazdır. Fakat Cuma namazını meydana getiren yapı, namazın kendisiyle sınırlı değildir. Cuma’da bir çağrı, bir toplanma, bir hutbe, bir salât ve ardından bir dağılma vardır.

Bu yapı, Cuma’nın toplumsal anlamını ortaya çıkarır.

Çağrı → Toplanma → Hutbe/Hitâb → Salât → Dağılma.

Cuma’nın hareketini bu beş aşamada okuyabiliriz :

1. Çağrı

Toplum çağrılır.

Bu, sıradan bir davet değildir. Müslümanların ortak hayatını belirleyen haftalık bir çağrıdır.

2. Toplanma

Dağınık fertler bir araya gelir.

Cem’, burada yalnızca fiziksel bir buluşma değildir. Toplum kendisini görünür kılar.

3. Hutbe / Hitâb

Toplum kendisine yapılan ortak hitabı dinler.

Hutbeyi yalnızca “namazdan önce yapılan dînî konuşma” olarak görmek, onun Cuma içindeki yerini küçültür.

Hutbe, topluma yapılan kamusal bir hitap; bir bildiri, bir genelge niteliğindedir.

Toplumun ortak meseleleri, sorumlulukları, değerleri, uyarıları ve istikâmeti burada dile getirilir.

Bu nedenle hutbe, topluma hitaptır; namaz ise toplumun Allah’a yönelişidir.

Toplum önce dinler, sonra Allah’ın huzurunda durur.

4. Salât / Namaz

Cuma namazının farzı iki rekâttır. Fakat burada iki rekâtı tek başına düşünmemek gerekir. Hutbe ve namaz birlikte Cuma'nın bütünlüğünü oluşturur.

Toplum ortak hitabı dinledikten sonra aynı kıbleye yönelir, aynı safta durur ve Allah’ın huzurunda ortak kulluğunu gerçekleştirir.

Bu yüzden beş vakit namaz, Müslüman ferdin; Cuma ise Müslüman toplumun Allah’ın huzurundaki duruşudur.

5. Dağılma / Uygulama

Cuma namazı bittiğinde toplum yeniden yeryüzüne döner.

Namaz kılınınca yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan arayın.” (62/10.)

Buradaki dağılmayı yalnızca camiden çıkıp farklı yönlere gitmek olarak anlamak eksik olur.

Cuma’da dinlenen hitap, edinilen bilinç ve gerçekleştirilen ortak yöneliş hayata taşınmalıdır. Dolayısıyla Cuma’nın sonu camide değildir.

Cuma’nın sonu hayattadır.

Toplum camide toplanır; Allah’ın huzurunda saf tutar; sonra yeryüzüne döner ve orada yaşamaya devam eder.

Bu nedenle Cuma, toplumun camide toplanıp hayata dağılmasıdır.

Saf : Eşitlik İçinde Düzen

Cuma’nın toplumsal anlamını gösteren en açık görüntülerden biri saftır.

Saf, yalnızca insanların yan yana durması değildir.

Saf, düzenlenmiş bir yan yanalıktır.

Burada iki şey aynı anda gerçekleşir : Eşitlik ve düzen.

İnsanlar Allah’ın huzurunda eşittir. Hiç kimse kendisine ayrıcalıklı bir ontolojik mevki oluşturamaz. Fakat eşitlik, düzensizlik anlamına gelmez.

Herkes belirli bir düzende saf tutar. Dolayısıyla saf bize şunu gösterir : İslâm’da eşitlik, düzensizlik değildir; düzen de eşitsizlik değildir.

Bu nedenle saf, Cuma’nın yalnızca ibâdetî değil, toplumsal düzen boyutunun da görünür bir işaretidir.

Cuma ve Toplumsal Düzen

Buradan Cuma’yı tersinden de okuyabiliriz : Cuma, toplumsal düzenin işaretidir.

Bir toplum vardır;

• Çağrılır.

• Toplanır.

• Ortak bir hitaba muhatap olur.

• Düzen içinde saf tutar.

• Allah’ın huzurunda eşitlenir.

• Ortak bir salât gerçekleştirir.

• Sonra yeniden hayatın içine döner.

Bu bakımdan Cuma, Müslüman toplumun kendisini haftada bir kez toplanmış, düzenlenmiş, eşitlenmiş ve Allah’a yönelmiş olarak görmesidir.

Dînî Olan ile Toplumsal Olan Ayrılmaz

Cuma’yı “dînî ” ve “toplumsal” diye iki ayrı alana bölmek de doğru değildir.

İslâm’da din, yalnızca bireyin Allah’la ilişkisini düzenleyen bir inanç alanı değildir. Din, insanların birbirleriyle ilişkilerini, adâleti, sorumluluğu, ekonomik hayatı ve ortak düzeni de kapsar.

Cuma’nın yapısı bunu görünür kılar.

Allah’ın zikri ile toplumun düzeni birbirinden ayrılmaz.

62/9’da alışverişin bırakılması, 62/10’da ise yeniden yeryüzüne dönülüp Allah’ın lütfunun aranması bu bütünlüğü açıkça gösterir.

Cuma, hayatın dışına çıkmak değil, hayatı Allah’ın zikriyle yeniden düzenlemek için hayatın akışını kısa süreliğine durdurmaktır.

Yeryüzü de Mescittir

Hz. Peygamberin yeryüzünün kendisi için mescit ve temiz kılındığını bildiren hadisini de bu çerçevede düşündüğümüzde, mescidi yalnızca caminin duvarları içine hapsetmemek gerekir.

Cuma’da toplum camide toplanır; fakat hayat caminin dışında devam eder.

Yeryüzü mescitse, Cuma’dan sonra yeryüzüne dağılmak, kutsal bir alandan seküler bir alana çıkmak değildir.

Mescitten mescide çıkmaktır.

Yani Cuma’da camide öğrenilen, düşünülen, duyulan ve Allah’ın huzurunda yönelinen şey, yeryüzünde yaşanmak üzere yeryüzüne taşınır.

Cuma’nın “dağılma”sı bu anlamda tatbiktir.

Cuma : Toplumun Namazı

Bütün bunları bir araya getirdiğimizde şu cümle daha anlaşılır hâle gelir : Cuma, Müslüman toplumun namazıdır.

Bu, beş vakit namazın değerini azaltmaz; aksine iki ibâdetin farklı boyutlarını görünür kılar.

Beş vakit namazda Müslüman fert Allah’ın huzurunda durur.

Cuma’da Müslüman toplum Allah’ın huzurunda durur.

Cuma’nın mimarisi de bunu gösterir : Çağrı → Toplanma → Hutbe/Hitâb → Salât/Namaz → Dağılma/Uygulama.

Bu döngü her hafta yeniden gerçekleşir.

• Toplum çağrılır.

• Toplanır.

• Kendisine hitap edilir.

• Allah’ın huzurunda saf tutar.

• Sonra yeryüzüne döner.

Ve böylece Cuma, yalnızca haftalık bir ibâdet değil, Müslüman toplumun haftalık olarak kendisini yeniden toplaması, yönlendirmesi ve hayata dönmesi hâline gelir.

Peki Bugünkü Cuma?!.

Şimdi soru bize dönüyor.

• Bugün Cuma günü Müslümanlar neden toplanıyor?!.

• Onları kim çağırıyor?!.

• Hutbe topluma gerçekten ne söylüyor?!.

• Hutbe bir bildiri/genelge niteliğini hâlâ taşıyor mu?!.

• Toplum kendisini hutbede görüyor mu?!.

• Cuma’da alınan ortak mesaj, Cuma’dan sonra hayata taşınıyor mu?!.

• Saflarımız yalnızca fizikî bir düzeni mi gösteriyor, yoksa toplumsal düzenimizin de bir işareti mi?!.

Ve belki en önemlisi biz bugün Cuma günü gerçekten toplum olarak mı toplanıyoruz; yoksa yalnızca Cuma namazını mı kılıyoruz?!.

Çünkü Cuma’nın hayrı, yalnızca camide geçirilen süreyle ölçülemez.

Hayırlı Cuma; çağrının karşılık bulduğu, toplumun toplandığı, hitabın duyulduğu, Allah’ın huzurunda saf tutulduğu ve bütün bunların yeryüzündeki hayata taşındığı Cuma’dır.

Bu yüzden “Hayırlı-Mübarek Cumalar” derken aslında birbirimize yalnızca güzel bir gün dilemiş olmayalım.

Hayırlı Cuma, toplumun namazını gerçekten kıldığı Cuma’dır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

SOLUK