NEFS : RABBİ KARŞISINDAKİ “BEN”
NEFS : RABBİ KARŞISINDAKİ “BEN”
1. Nefs Nedir?!.
Nefs, insanın Rabbi karşısında “ben” olarak var olan; bilen, fark eden, seçen, yönelen ve seçiminin sonucunu üstlenen sorumlu öznesidir.
Bu nedenle nefsi yalnızca “insanın içindeki kötü taraf”, “kötü arzular” veya “terbiye edilmesi gereken karanlık güç” olarak anlamak, Kur’ân’daki nefs kavramını daraltır.
Kur’ân’da nefs, bazen doğrudan insanın kendisini ifade eder :
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ
“Her nefs ölümü tadacaktır.”
Buradaki nefs, insanın içindeki bir parça değil, bizzat insanın kendisidir.
Dolayısıyla nefs, psikolojik bir alt-bölümden çok daha fazlasıdır; o, insanın “ben” oluşudur.
O, ben, sen, biz, hepimiziz…
Rabbi karşısında muhatap olan, sorumluluk taşıyan ve yaptıklarının karşılığını üstlenen varlık.
2. Şems Sûresi : Nefsin Yaratılışındaki Denge
Nefs kavramını anlamak bakımından Kur’ân’ın en yoğun pasajlarından biri Şems Sûresi’nin 7-10. âyetleridir :
وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا
فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا
قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّاهَا
وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّاهَا
“Ve nefse ve onu tesviye edene; sonra ona fücûrunu ve takvâsını ilhâm edene yemin olsun ki; onu tezkiye eden kurtulmuş, onu gömen ise kaybetmiştir.”
Burada son derece dikkat çekici bir sıra vardır : Nefs → tesviye → ilhâm → tercih → tezkiye → dess → sonuç.
İlk olarak nefs yaratılır ve sevvâ edilir.
Sevvâ; düzenlemek, uygun hâle getirmek, düzeltmek, seviyelendirmek, bütünlüğe kavuşturmak gibi anlam alanlarına sahiptir. Aynı kökten gelen istivâ da bir düzen ve uygunluk fikrini taşır.
Bu sebeple nefsin başlangıçtaki durumunu “bozulmuş” olarak düşünmek yerine, onun dengeli ve düzenlenmiş bir imkân olarak yaratıldığını düşünmek daha isabetlidir.
Allah, nefsi bozarak yaratmamıştır, onu tesviye etmiştir.
3. Terazi Metaforu
Burada “terazi” güçlü bir metafor hâline gelir.
İnsan, içinde takvâ ve fücûr yönelimlerini taşıyabilecek bir imkânla yaratılmıştır.
Ancak bu iki imkânın varlığı, insanın ikisini eşit derecede gerçekleştirmek zorunda olduğu anlamına gelmez.
Asıl mesele yöneliştir.
Nefs, hangi yöne yöneleceğine karar verebilir.
Bu nedenle insanın ahlâkî sorumluluğu, yalnızca kendisine neyin verildiğinden değil, verilen imkânla ne yaptığından doğar.
Terazi başlangıçta dengeli kurulmuştur, fakat insan, tercihleriyle terazinin dengesini koruyabilir veya bozabilir.
İşte sorumluluk burada başlar.
4. Fücûr ve Takvâ : İki Yöneliş İmkânı
Şems 8’de şöyle denir :
فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا
“Böylece ona fücûrunu ve takvâsını ilhâm etti.”
Buradaki ilhâmı yalnızca “bir emir verilmesi” şeklinde anlamak yeterli değildir.
İnsanın yapısında iki farklı yönelişi fark edebilme ve bunlara yönelebilme ve yönetebilme imkânı vardır : Takvâ : korunma, sakınma, Allah karşısında bilinçli olma ve doğru istikâmeti gözetme; fücûr : sınırı aşma, örtüyü yırtma, ölçüyü bozma ve istikâmetten sapma.
Demek ki insan yalnızca iyiyi yapmaya programlanmış mekanik bir varlık değildir ama kötülüğe de mahkûm değildir.
İnsan seçebilen bir varlıktır.
Ve tam da bu sebeple sorumludur.
5. Nefsin Özü Kötü Değildir
Burada önemli bir ayrım ortaya çıkar : Problem nefsin varlığı değildir; nefsin yönelişidir. Çünkü Kur’ân’da aynı nefs farklı hâllerde tasvir edilir.
Yûsuf 53’te :
إِنَّ النَّفْسَ لَأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ
“Nefs kötülüğü çokça emreder.”
Fakat Fecr 27’de :
يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ
“Ey mutmain olmuş nefs!” denilir.
Eğer nefsin özü kötülük olsaydı, aynı nefsin mutmain hâle gelmesi açıklanamazdı.
Demek ki “emmâre” nefsin ontolojik özü değildir. O, nefsin belirli bir yöneliş ve hâl içindeki durumudur.
• Nefs yönünü değiştirebilir.
• Nefs eğitilebilir.
• Nefs arınabilir.
• Nefs mutmain olabilir.
Bu yüzden Kur’ân’ın çözüm önerisi nefsin yok edilmesi değil, tezkiye edilmesidir.
6. Tezkiye : Nefsi Yok Etmek Değil, Geliştirmek
Şems 9 :
قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّاهَا
“Onu tezkiye eden gerçekten kurtulmuştur.”
Buradaki tezkiye, nefsi öldürmek veya ortadan kaldırmak değildir. Aksine arındırmak, geliştirmek, büyütmek, verimli hâle getirmek anlam alanına sahiptir. Dolayısıyla insanın amacı nefsinden kurtulmak değil, nefsini doğru istikâmete taşımaktır.
Bu bakımdan “nefsi öldürmek” şeklindeki ifadeler, Kur’ân’ın burada kullandığı kavramsal çerçeveyi tam karşılamaz.
Kur’ân'ın hedefi nefsin yokluğu değil, nefsin tezkiyesidir.
7. Nefs ve Sorumluluk
Nefs kavramının en önemli özelliği, onun aynı zamanda sorumluluk öznesi olmasıdır.
• İnsan düşünür.
• İnsan bilir.
• İnsan fark eder.
• İnsan seçer.
• İnsan yönelir.
• İnsan eyleme geçer.
Ve sonunda yaptığı şeyin karşılığını üstlenir. Bu yüzden nefs, bütün bu süreçlerin “ben” olarak birleştiği yerdir.
• Akıl değerlendirir.
• İrade seçer.
• Beden gerçekleştirir.
Ama bütün bunların sonucunu taşıyan nefstir. Bu yüzden nefs, insanın Rabbi karşısındaki ahlâkî ve varoluşsal öznesidir.
8. Nefs, Akıl ve İrade
Burada insanın yapısını daha bütünlüklü görebiliriz.
Beden, insanın dünyadaki varoluş aracıdır.
Akıl, anlamayı, ilişkilendirmeyi, ayırt etmeyi ve değerlendirmeyi mümkün kılar.
İrade, seçenekler arasında yönelmeyi ve tercih etmeyi mümkün kılar.
Ruh, insanın hayat ve varlık imkânının temel boyutudur.
Nefs ise bütün bunları “ben” olarak taşıyan ve Rabbi karşısında sorumluluk üstlenen öznedir.
Bu nedenle nefs, aklın bildiğini sahiplenen, iradenin seçtiğini üstlenen ve beden aracılığıyla gerçekleştiren “ben”dir.
Böyle bakıldığında insanın ahlâkî yapısı da daha anlaşılır hâle gelir.
9. Bilgi Neden Her Zaman Davranışa Dönüşmez?!.
Burada nefs kavramı, bilgi ve iman meselesine de bağlanır.
İnsan bir şeyi bilebilir. Hatta onun doğruluğundan güçlü biçimde emin olabilir; fakat bilmek, otomatik olarak davranmak değildir. Çünkü bilgi ile davranış arasında nefs vardır.
İnsan bildiği şeyi değerlendirebilir, ona yönelebilir veya ondan yüz çevirebilir.
Bu nedenle bilgi → tercih → amel arasında insanın özgür ve sorumlu özne oluşu bulunur.
İşte bu, “bile bile lades” diye adlandırdığımız paradoksu da açıklamaya yardım eder.
Sorun her zaman bilginin eksikliği değildir.
Bazen insan bildiği hâlde yönelmez. Çünkü bilgi, henüz nefsin yönelişi hâline gelmemiştir.
Bu noktada bilgi, iman ve amel arasındaki ilişki yeniden önem kazanır : Bilgi, nefiste yönelişe dönüşür; yöneliş tercih üretir; tercih amele dönüşür; amel ise nefsi yeniden biçimlendirir.
Böylece insan, kendi tercihleriyle kendisini de yeniden kurar.
10. Tercih Nefsi Değiştirir
İnsan yalnızca karar veren bir varlık değildir.
Verdiği kararlar, karar veren nefsi de dönüştürür.
Doğruyu tercih etmek, doğruyu tercih eden nefsi güçlendirir.
Yanlışı sürekli tercih etmek, yanlışa yönelen nefsi güçlendirir.
Böylece her amel yalnızca dış dünyada bir sonuç doğurmaz; insanın içinde de bir iz bırakır.
Nefs zaman içerisinde kendi tercihlerinin taşıyıcısı hâline gelir.
Bu nedenle tezkiye bir defalık bir işlem değil, süreçtir.
İnsan her tercihte biraz daha ya tezkiyeye ya da nefsini “gömmeye” yönelir.
Şems 9-10’daki karşıtlık tam da budur : زَكَّاهَا onu tezkiye etti, دَسَّاهَا onu gömdü, bastırdı, örtüp görünmez hâle getirdi.
Bir tarafta nefsin imkânını gerçekleştirmek, diğer tarafta onu kendi içindeki potansiyelden uzaklaştırmak vardır.
11. Nefs : “Ben”in Rabbi Karşısındaki Konumu
Bütün bunların sonunda nefs kavramını yalnızca psikolojik bir kategori olarak görmek yetersiz kalır.
Nefs aynı anda :
• Ontolojik bir özne,
• Epistemik bir özne,
• İradî bir özne,
• Ahlâkî bir özne ve nihayet,
Rabbine karşı sorumlu bir öznedir.
Bu nedenle Kur’ân’ın “ey nefs” hitabı, aslında insanın en derin “ben”ine yönelir.
• Sana…
• Bana…
• Bize…
• Hepimize…
Rabbin karşısında hepimiz birer nefsiz.
Ve sorumluluk, tam da burada başlar:
• Ben ne yapıyorum?!.
• Neye yöneliyorum?!.
• Neyi biliyorum?!.
• Bildiklerimle ne yapıyorum?!.
• Terazimi hangi yöne eğiyorum?!.
12. Sonuç : Nefs, İnsanın Sorumlu “Ben”idir
Bütün bu çerçeveyi tek cümlede toplamak gerekirse : Nefs, Allah tarafından tesviye edilmiş bir imkân içinde yaratılan; takvâ ve fücûr yönlerini tanıyabilen, tercih edebilen, tercihlerinin sonuçlarını taşıyan ve Rabbi karşısında “ben” olarak sorumlu tutulan insanî öznedir.
Bu bakımdan insanın temel problemi nefs sahibi olması değildir. Problem, nefsin istikâmetini kaybetmesidir.
Çözüm de nefsin yok edilmesi değil tezkiye edilmesidir.
İnsan kendisini öldürmek için değil, kendisine verilmiş olanı doğru istikamette gerçekleştirmek için vardır.
Şems Sûresinin mesajı bu açıdan son derece berraktır : Allah nefsi tesviye etti. Ona yöneliş imkânlarını tanıttı. Seçimi insana bıraktı. İnsan seçimiyle nefsini biçimlendirmeye başladı. Ve sonunda insan, kendi seçiminin karşısında kendisi olarak duracaktır.
Bu yüzden nefs, sadece “içimizdeki bir şey” değildir.
Nefs, bizim “ben” oluşumuzdur.
Ve insanın Rabbi karşısındaki en temel sorusu da şudur : Ey nefs!. Sana verilen dengeyi ne yaptın, nasıl ve nerede kullandın?!.
Yorumlar
Yorum Gönder