UFUK : SÜBHÂNELLAH; YOLCULUK : KEMÂL

UFUK : SÜBHÂNELLAH; YOLCULUK : KEMÂL

İnsan, sınırlı bir varlıktır. Bir bedene, bir zamana, bir mekâna, bir tarihe, bir dile, bir bilgi düzeyine ve bir ömre kayıtlıdır. Fakat Rabbin insana çizdiği ufuk sınırlı değildir. İnsan, sınırlı bir varlık olarak sonsuz bir ufka yönelmeye çağrılmıştır.

Bu yüzden insanın meselesi yalnızca nerede bulunduğu değil, nereye yöneldiğidir.

Ve bu yönelişin en özlü ifadesi : Sübhânallah.

Allah, bizâtihî yücedir. O'nun yüceliği bizim sözlerimizle artmaz; O'nu tesbih etmemiz O'na bir şey katmaz. Biz “Sübhânallah” dediğimizde Allah'ı yükseltmeyiz. Kendimizi O'nun yüceliği karşısında yeniden konumlandırırız.

Allah yücelmez, insan yücelir.

İşte tesbihin sırrı burada başlar.

1. ALLAH UFUKTUR

Allah, yarattıklarından değildir. Kâinat Allah değildir. Fakat kâinat Allah’sız da değildir. Çünkü Allah kâinatın Rabbidir: yaratanı, sahibi, yöneteni ve varlığını sürdürenidir. O, Hayy ve Kayyûmdur. Varlığı kendinden olan ve kendisinden başka her şeyi varlıkta tutandır.

Bu nedenle kâinat kendi kendisine yeterli değildir.

Kâinat vardır; fakat varlığının mutlak kaynağı değildir.

Kâinat hareket eder; fakat kendi kendisinin Rabbi değildir.

Kâinat yüzmektedir; fakat kendi kendisinin denizi değildir.

Allah ise bütün bunlardan yücedir.

Sübhândır.

Buradaki aşkınlık, uzaklık anlamına gelmez. Allah yarattıklarından münezzehtir; fakat yaratılmışları O'nun Rubûbiyetinden bağımsız değildir. O, Zâtıyla yaratılmışlardan aşkındır; fiilleri, isimleri, âyetleri ve Rubûbiyetiyle onlarda zâhirdir.

Kur'an'ın ifadesiyle O : Evvel, Âhir, Zâhir ve Bâtın'dır.

Dolayısıyla Allah’ı kâinata indirgemek de, kâinatı Allah’tan bağımsız düşünmek de aynı hakikati eksiltir.

Allah âlem değildir; Allah âlemin Rabbidir.

İşte tesbihin ilk zemini budur.

2. TEŞBİH : İNSANIN BAŞLANGIÇ NOKTASI

İnsan Allah hakkında düşünürken kendi kavramlarını kullanır.

“Bilmek”, “görmek”, “işitmek”, “rahmet”, “irade”, “yücelik” gibi kelimeler bizim dilimizin ve tecrübemizin kelimeleridir.

Bu kaçınılmazdır.

İnsan Allah hakkında konuşabilmek için insan dilinden ve insan aklından hareket eder. Fakat burada tehlikeli bir eşik vardır : Kullandığımız kavramı Allah’ın kendisi sanmak.

İşte bu, teşbihin tehlikeli hâlidir.

Allah’ın “bilmesi” ile insanın bilmesini aynı şey saymak; Allah’ın “yüceliğini” yaratılmışların yüceliğiyle aynı düzleme koymak; Allah’ı insan zihninin ölçülerine sığdırmak...

İnsan burada kendi tasavvurunda kalır.

Allah hakkında konuştuğunu sanırken aslında kendi zihnindeki Allah tasavvurunu mutlaklaştırabilir.

Bu yüzden insanın Allah hakkındaki bilgisi ile Allah'ın kendisi arasındaki mesafe daima korunmalıdır.

Tesbih tam burada başlar.

3. TESBİH : KAVRAMDAN UFKA DOĞRU HAREKET

“Sübhânallah” demek, yalnızca “Allah noksanlıklardan uzaktır.” demek değildir.

Daha derinde “Allah, benim O’nun hakkında kurduğum tasavvura da indirgenemez.” demektir.

Ben “Allah yücedir” derim. Fakat sonra kendi kendime sorarım : Benim bildiğim yücelik nedir?!.

Ve anlarım ki benim “yüce” kavramım da sınırlıdır. Öyleyse Allah benim düşündüğümden yücedir. Fakat bununla da bitmez; Allah benim “düşündüğümden yücedir” dediğim kavrayıştan da yücedir.

Böylece insan kendi kavramının içinde kapanmaz.

Kavramdan ufka doğru hareket eder.

İşte tesbih budur.

Tesbih, teşbihi yok etmez; teşbihin sınırlarını aşmaya yöneltir.

Teşbih, insanın Allah hakkında konuşabilmesinin başlangıcı ve imkânıdır.

Tesbih ise insanın kendi konuşmasını Allah’ın kendisi sanmamasıdır.

Bu nedenle teşbih kavramı verir; tesbih ufku açar.

4. TESBİHİN HAREKETİ : YÜZMEK

Tesbih kavramının kökünde yüzmek, akmak, hareket etmek anlam alanının bulunması dikkat çekicidir.

Kur'an : “Küllün fî felekin yesbehûn.” Der = “Her biri bir felekte yüzmektedir.”

Kâinat durağan değildir.

Gökler, yer, yıldızlar, canlılar, cansızlar, bütün varlık âlemi bir hareket içerisindedir.

Hepimiz kâinat denizinde yüzüyoruz.

Yüzmek burada yalnızca bir hareket değildir. Var olmak, hareket etmektir.

Hareketi bırakmak, donmak; donmak ise varoluşun imkânlarını tüketmektir.

İnsan da bu denizde yüzmektedir. Fakat insanın yüzüşüne bir başka boyut eklenmiştir : Yön.

İnsan yalnızca hareket etmez, nereye hareket edeceğini seçebilir.

İşte tesbih, insanın hareketini Rabbine doğru yönlendirmesidir.

5. YÜZMEK : GÖRÜNMEK

Yüzmek aynı zamanda bir zuhur biçimidir.

Suyun içinde hareket eden varlık suyu harekete geçirir; bir iz bırakır; kendisini görünür kılar.

Kâinattaki her varlık da kendi varoluşuyla bir âyet olarak görünür. Fakat görünen Allah’ın Zâtı değildir; görünen, Allah’ın âyetidir.

Burada çok önemli bir sınır vardır : Kâinat Allah değildir ama kâinat Allah’sız da değildir.

Kâinat O’nun yaratması, Rubûbiyeti ve Kayyûmiyeti altında vardır.

Allah bize bir nesne gibi görünmez; fakat O’nun âyetleri görünür.

O, Zâhir’dir; fakat Zâtı bir nesne gibi görünür değildir.

O, Bâtın’dır; fakat bu, yokluk veya ilgisizlik anlamında bir gizlilik değildir. Tam tersine Zâtıyla kuşatılamaz; fiilleriyle, âyetleriyle ve Rubûbiyetiyle bilinir.

Bu yüzden insanın görevi görünende kaybolmak değil, görünenden Zâhir olana yönelmektir.

6. ALLAH KENDİSİNİ TESBİH EDER Mİ?!.

Allah’ın bizim gibi “Sübhânallah” diyerek kendisini yüceltmeye ihtiyacı yoktur. Çünkü O’nun yüceliği bizâtihîdir.

Allah tesbih edilmekle yücelmez.

O zaten A’lâ’dır.

Bizim tesbihimiz O’na bir yükseklik eklemez. Öyleyse tesbihin değişen tarafı Allah değil, insandır.

Allah’ın yüceliği sabittir.

İnsanın idraki değişir.

Allah kemâle ulaşmaz.

İnsan kemâle doğru yürür.

Allah ufkunu genişletmez.

İnsan ufkunu O’na doğru genişletir. Bu yüzden “Sübhânallah” insanın Allah hakkında söylediği bir söz olmaktan çok, insanın kendisi hakkında yaptığı bir dönüşümün başlangıcıdır.

7. TESBİH, TEKBİR VE TAHMİD

Tesbih, tekbir ve tahmid birbirinden koparılamaz.

Tesbih, Allah yaratılmışlardan münezzehtir.

Tekbir, Allah her şeyden büyüktür; hiçbir sınırlı şey O'nun yerine geçirilemez.

Tahmid, Varlık ve nimet O'na nispet edilir; O hamde lâyıktır.

Bunlar yalnızca üç söz değildir. Birlikte bir varoluş yönü oluştururlar.

Tesbih beni sınırlandırır : “Allah benim tasavvurum değildir.”

Tekbir beni merkezden çıkarır : “Ben ve sahip olduklarım mutlak değildir.”

Tahmid beni kaynağa yöneltir : “Varlık ve imkân O’nun lütfudur.”

Bunların fiilî sonucu ise kulluktur.

8. TESBİHİN BEDENDEKİ HÂLİ : SECDE

Namazda tesbihin özellikle secdeyle güçlü biçimde birleşmesi boşuna değildir.

Secde, insanın bedeninin de söylediği bir sözdür : “Sübhâne Rabbiyel-A’lâ.” = “En Yüce Rabbimi tesbih ederim.

Ve insan nerededir?!.

Yerde.

Rabb “A’lâ”dır.

İnsan secdededir.

Burada dil ile beden aynı hakikati söylemektedir : Sen yücesin; ben kulum.

Bu nedenle secde, tesbihin bedensel ifadesidir.

Tesbih yalnızca ağızdan çıkmaz.

Beden tesbih eder.

Sonra hayat tesbih etmelidir.

Ahlâk tesbih etmelidir.

İrade tesbih etmelidir.

İnsan ilişkileri tesbih etmelidir. Çünkü insanın gerçek tesbihi, yalnızca dilinin söylediği değil, hayatının gerçekleştirdiğidir.

9. DAĞLARIN TESBİHİ VE İNSANIN TESBİHİ

Kur'an : Göklerde ve yerde bulunanların Allah'ı tesbih ettiğini bildirir.

Ve daha çarpıcı biçimde : “Ve in min şey’in illâ yusebbihu bihamdihî ve lâkin lâ tefkahûne tesbîhahum.” = “Hiçbir şey yoktur ki O’nu hamdiyle tesbih etmesin; fakat siz onların tesbihini anlamazsınız.”

Burada insanın önünde büyük bir soru vardır : Dağların tesbihini anlayamıyoruz. Peki kendi tesbihimizi anlıyor muyuz?!.

Dağ, kendisine verilmiş varlık imkânını gerçekleştirir.

Ağaç, ağaç oluşunun gereğini yerine getirir.

Gökyüzü kendisine verilen düzen içerisinde hareket eder.

Peki insan?!.

İnsan kendisine verilen akıl, irade ve sorumluluk imkânını nasıl kullanıyor?!.

Dili “Sübhânallah.” derken, hayatı “ben merkezdeyim.” diyorsa, tesbihin sözünü söylemiş; fakat tesbihin yönüne girmemiştir.

Bu nedenle insanın tesbihi, boncuk sayısından önce haddini bilmesidir.

10. TESBİH İNSANI YÜCELTİR

Burada en temel hakikate geliyoruz : Allah’ın yücelmeye ihtiyacı yoktur.

Allah zaten yücedir.

Öyleyse biz niçin O’nu tesbih ediyoruz?!.

Bizim yücelmemiz için.

Allah'ı tesbih etmek, Allah'ın yüceliğini artırmaz.

İnsanın kendi küçüklüğünü fark etmesini sağlar.

İnsan kendi sınırlılığını fark ettikçe, sınırlı olanı mutlaklaştırmaktan vazgeçer.

Kendi bilgisini mutlaklaştırmaz.

Kendi gücünü mutlaklaştırmaz.

Kendi varlığını mutlaklaştırmaz.

Kendi tasavvurunu mutlaklaştırmaz.

Böylece insanın önünde yeni bir ufuk açılır.

Allah’ı yüceltirken insan yücelir. Çünkü insanın yücelmesi, Allah'ın yerine geçmesiyle değil; Allah’ın karşısında kendi yerini bulmasıyla gerçekleşir.

11. SONSUZ ŞİMDİ

Burada tesbih, zaman düşüncesine bağlanır.

İnsan geçmişine kayıtlıdır.

Geleceğinin beklentileriyle kayıtlıdır. Fakat Allah’a yöneliş şimdide gerçekleşir.

Her şimdi yeni bir başlangıç olabilir.

İnsan :

Yeniden anlayabilir.

Yeniden bilebilir,

Yeniden yönelabilir,

Yeniden tesbih edebilir,

Yeniden kemâle yürüyebilir.

Bu yüzden şimdi, zamanın küçücük bir parçası değildir.

Rabbe yönelişin canlı alanıdır.

Sonsuz şimdi, insanın Allah gibi zamansız olması değildir.

İnsanın her şimdide yeniden yönelme imkânının açık olmasıdır.

Bu yüzden: her şimdi bir başlangıçtır.

• Geçmiş son değildir.

• Bugünkü hâl son değildir.

• Mevcut bilgi son değildir.

• Mevcut ahlâk son değildir.

• Mevcut kemâl son değildir.

Çünkü ufuk açıktır.

12. UFUK : SÜBHÂNELLAH

Artık “Sübhânallah”ı yalnızca bir zikir cümlesi olarak değil, insanın önündeki sonsuz ufkun adı olarak okuyabiliriz.

Sübhânallah :

• Allah benim kavrayışımdan yücedir.

• Allah benim ölçülerimden yücedir.

• Allah yarattıklarından yücedir.

• Allah benim tasavvurum değildir.

• Hiçbir sınırlı şey nihai değildir.

Bu nedenle “Sübhânallah” insanın önüne kapanan bir sonuç değil, açılan bir ufuktur.

İnsan o ufku tüketemez. Çünkü Allah'ın yüceliği tüketilemez.

Tesbihin yolu bu nedenle sonsuzdur.

Her idrakin ötesinde başka bir idrak.

Her yücelmenin ötesinde başka bir yücelme.

Her kemâlin ötesinde başka bir kemâl imkânı.

İnsan Allah’a ulaşarak O’nunla özdeşleşmez.

Allah’a yönelerek insanlığının kemâline yürür.

13. YOLCULUK : KEMÂL

İnsanın nihai meselesi bir yere ulaşmak değildir.

Bir hâlden daha iyi bir hâle geçmektir.

Kemâl, donmuş bir varış noktası değil; sürekli yöneliştir.

Bu nedenle insan “artık oldum.” dediği anda hareketini durdurur.

Oysa tesbih, “henüz değil.” der.

• Henüz bilmediğim var.

• Henüz aşamadığım sınırlar var.

• Henüz dönüştürmediğim taraflarım var.

• Henüz Rabbime yönelmem gereken yeni bir yön var.

Bu yüzden kemâl, sonlu bir varlığın sonsuz bir ufka doğru sürekli yolculuğudur.

İnsan sonsuz değildir, fakat ufku sonsuzdur.

İşte insanın büyüklüğü de burada saklıdır.

14. YOLUN YÖNÜ

Bütün bunları bir araya getirdiğimizde insanın önündeki yol belirginleşir : Teşbihte başlar.

İnsan Allah’ı kendi kavramlarıyla anlamaya çalışır.

Tesbihle açılır.

Kendi kavramlarının Allah’ı kuşatamayacağını fark eder.

Tenzihle derinleşir.

Allah’ın yaratılmışlardan mutlak farklılığını kavrar.

Tekbirle merkezini değiştirir.

Allah’ı her şeyden büyük bilir.

Tahmidle kaynağı görür.

Varlığı ve imkânı O’na nispet eder.

Secdeyle bedeni katılır.

Kullukla hayatına taşır.

Kemâlle yürümeye devam eder.

Ve her şimdide yeniden Sübhânallah.

SONUÇ : UFUK VE YOLCULUK

Kâinat Allah değildir.

Kâinat Allah’sız da değildir.

Kâinat, Allah’ın Rabbi olduğu yaratılmış varlık alanıdır.

O, yaratandır; sahip olandır; varlıkta tutandır.

Hayy’dır, Kayyûm’dur.

O, yarattıklarından yücedir.

Sübhândır.

İnsan ise bu kâinat denizinde yüzmektedir. Fakat insanın yüzüşü yalnızca varoluşsal bir hareket değildir.

İnsan, yön seçebilen bir varlıktır.

Yüzmek zorundadır. Çünkü durmak batmaktır. Fakat yalnızca yüzmek de yetmez.

Doğru yöne yüzmek gerekir.

Tesbih işte bu yönü verir.

Teşbihin sınırlı kavramlarından hareket eder, tesbihle onları aşar; Allah’ın aşkınlığını idrak eder ve bu idrakle kendisini dönüştürür.

Böylece tesbih, insanı Allah’ı yüceltmeye değil, Allah’ın yüceliği karşısında kendisini yüceltmeye götürür.

Allah’ın yüceliği değişmez.

İnsan değişir.

Allah kemâle ulaşmaz. O zâten MUTLAK KEMÂLDİR.

İnsan kemâle yürür.

Allah ufuk değildir yalnızca; ufkun sonsuzluğunun kendisidir.

İnsan ise o ufka doğru yürüyen yolcudur.

Bu yolculuğun adı : KEMÂL.

Bu ufkun adı : SÜBHÂNELLAH.

Ve yolculuğun gerçekleştiği yer : SONSUZ ŞİMDİ.

Ey insan!.

Kayıtlı ve sınırlı olana takılıp kalma.

Hiçbir bilgini son bilgi sanma.

Hiçbir hâlini son hâl sanma.

Hiçbir yücelişini nihâî menzil sanma.

Ben A’lâ’yım.

Bana yönel.

Her şimdi yeniden yönel.

Yüzmeye devam et.

Ufkun sonsuzdur.

Yolculuğun kemâldir.

Sübhânallah.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

SOLUK