KİTÂB’IN EVRENİ : ÂYETLERDEN ANA MESAJ’A
KİTÂB’IN EVRENİ : ÂYETLERDEN ANA MESAJ’A
Giriş : Ağacı Görmek, Ormanı Kaçırmamak
Kur'ân’ın âyetleri tek tek ağaçlar gibidir. Her biri kendi başına anlam taşır; her birinin kendine özgü bir yapısı, bağlamı, dili, ilişkileri ve işaret ettiği hakikatler vardır. Bu yüzden âyeti anlamak, kelimesinden bağlamına, bağlamından sûresine kadar dikkatli bir okumayı gerektirir. Fakat burada bir tehlike vardır : Ağacı incelerken ormanı kaçırmak.
Bir âyeti çok iyi açıklamak, henüz Kitâb’ın ne söylediğini bütünüyle görmek değildir. Çünkü Kitâb, âyetlerin basit bir toplamı değildir. Âyetler arasında bir anlam örgüsü, bir bütünlük, bir yön ve bir ana mesaj vardır.
Bu sebeple yalnızca, “bu âyet ne söylüyor” sorusunu değil, “bütün Kitâb birlikte ne söylüyor” sorusunu da sormak gerekir.
İşte Kitâb’ın Evreni, bu ikinci sorunun peşine düşer.
1. Âyet : İşaret
Âyet, yalnızca okunacak bir cümle değildir.
Âyet, işaret eder.
Bazen bir söze, bazen bir olaya, bazen insanın kendisine, bazen tabiata, bazen tarihe, bazen geleceğe, bazen görünene, bazen görünmeyene işaret eder.
Dolayısıyla Kur'ân’ın âyetleri yalnızca bir metnin parçaları değil, hakikate açılan işaretlerdir.
Bir âyette durmak gerekir; fakat orada kalmamak da gerekir. Çünkü âyet bizi kendisine değil, işaret ettiği hakikate götürür.
Âyetlerden sûreye, sûreden Kitâb’a; parçadan bütüne doğru ilerlediğimizde, tek tek işaretlerin nasıl bir anlam evreni oluşturduğunu görmeye başlarız.
2. Kitâb : Âyetlerin Anlam Evreni
Kitâb’ı yalnızca bir kitap gibi okumak, onu sayfaların ve cümlelerin toplamına indirgemek olur.
Oysa Kitâb’ın içinde bir varlık tasavvuru, bir insan tasavvuru, bir bilgi tasavvuru, bir değer düzeni ve bir hayat istikâmeti vardır.
• Allah kimdir?!.
• İnsan kimdir?!.
• Varlık nedir?!.
• İnsan nasıl bilir?!.
• Neye inanmalıdır?!.
• Nasıl yaşamalıdır?!.
• Kime karşı sorumludur?!.
• Hayat nereye gider?!.
• Dünya ile âhiret arasındaki ilişki nedir?!.
Bunlar birbirinden bağımsız sorular değildir.
Kitâb’ın evreninde hepsi birbirine bağlıdır.
Bu yüzden Kitâb’ın ana mesajını aramak, birkaç güzel cümle bulmak değildir.
Bütün parçaları birbirine bağlayan merkezi görmek demektir.
3. Merkez : Allah
Bu evrenin merkezi insana göre kurulmaz.
Allah merkezdir.
Kur'ân’ın dünyasında Allah yalnızca “var olan” bir Tanrı değildir.
O :
- Hâlik’tır.
- Rab’dir.
- Melik’tir.
- İlâh’tır.
Bu dört kavramı birbirinden koparmak, Kitâb’ın evrenini parçalamaktır.
- Yaratır.
- Rabblik eder.
- Hükümranlık eder.
- Kendisine kulluk edilir.
Dolayısıyla Allah’ın varlığı yalnızca ontolojik bir başlangıç noktası değildir; insanın hayatının yönünü belirleyen merkezdir.
4. Nâs Sûresi : İnsan Evreninin Koordinatları
Bu noktada Nâs sûresi son derece dikkat çekici bir yoğunlukla karşımıza çıkar:
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ
مَلِكِ النَّاسِ
إِلَٰهِ النَّاسِ
“De ki : İnsanların Rabbine, insanların Melikine, insanların İlâhına sığınırım.”
Üç ifade :
- Rab.
- Melik.
- İlâh.
Bunlar insanın Allah’la ilişkisinin üç temel boyutunu görünür hâle getirir.
Rab
Rab, insanın yetişmesi, gelişmesi, terbiye edilmesi ve kemale yönelmesiyle ilgilidir.
İnsan başıboş bırakılmamıştır.
Melik
Melik, hükümranlık ve yönetim boyutunu açar.
İnsan dünyasında yönetim, düzen ve otorite vardır.
İlâh
Fakat bunların üzerinde nihâî bir sınır vardır : İlâh.
İlâh, insanla aynı düzlemde bulunan bir yönetici veya eğitici değildir.
İlâhlık, nihâî otorite ve kulluğun tek mercii olmayı ifade eder.
Bu nedenle :
• İnsan yönetebilir; fakat ilâh olamaz.
• İnsan eğitebilir; fakat ilâh olamaz.
• İnsan hükmedebilir; fakat nihai hükümranlık ona ait değildir.
Burada tevhîd, soyut bir metafizik önerme olmaktan çıkar ve otoritenin sınırını belirleyen ilkeye dönüşür.
5. Beşerî Rablik ve Meliklik : Yetki Var, Mutlaklık Yok
İnsan hayatında yönetici vardır.
- Öğretmen vardır.
- Anne-baba vardır.
- Kurumlar vardır.
- Devlet vardır.
- Toplum vardır.
Bunların hepsi insan üzerinde belirli ölçülerde yönetme, yönlendirme, öğretme ve yetiştirme işlevine sahiptir.
Bu, Kur'ân’ın insan dünyasını reddettiği anlamına gelmez. Tam tersine, insanî düzenin gerçekliğini kabul eder.
Fakat Kur’an bir sınır koyar : Hiçbir beşerî otorite kendisini İlâh’ın yerine koyamaz.
- İnsanî otorite, mutlak değildir.
- İnsanî yönetim, nihâî değildir.
- İnsanî eğitim, nihâî değildir.
- İnsanî hüküm, nihâî değildir.
Bunların meşrûiyeti, İlâhî hakikate uygunluklarıyla sınanır. Çünkü yöneticiler ve eğiticiler kendi başlarına bir yön tayin etmeye başladıklarında mesele yalnızca kötü yönetim veya kötü eğitim meselesi olmaktan çıkar.
Kıble değişmeye başlar.
6. Kıble : İnsan Hayatının Yönü
Kıble yalnızca bedenin namazda döndüğü geometrik yön değildir.
İnsanın hayatında da bir kıble vardır. İnsan :
- Neye yöneliyor?!.
- Neyi merkeze alıyor?!.
- Neyi nihai değer kabul ediyor?!.
- Kimin hükmünü son söz olarak görüyor?!.
- Neye güveniyor?!.
- Neyi amaçlıyor?!.
Bunların bütünü insanın istikâmetini oluşturur.
İlâh’ın belirlediği yön ile insanın belirlediği yön birbirinden ayrıldığında, insan artık aynı yolda yürüdüğünü zannetse bile istikâmeti değişmiş olabilir.
İnsan yürümeye devam eder, fakat yön değişmiştir.
İşte sapmanın en tehlikeli biçimi budur.
7. Vesvâs-il Hannâs : Yön ve Kıble Çeldiricileri
Nâs sûresi burada birdenbire başka bir boyut açar :
مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ
Vesvâs-il hannâsın şerrinden...
Vesvese, yalnızca zihne gelen kötü bir düşünce olarak okunup geçilmemelidir.
Daha geniş bir anlam düzleminde vesvese, insanın yönünü çeldiren, istikâmetini bozan, aslî merkezinden uzaklaştıran bir etki olarak düşünülebilir. Çünkü insanın yönü değişmeden önce çoğu zaman algısı değişir. Merkez değişmeden önce ölçü değişir. Hüküm değişmeden önce değer değişir. Kıble değişmeden önce insanın iç dünyasında bir çeldirme gerçekleşir.
Bu sebeple vesvâs-il hannâsı, yön/kıble çeldiricileri şeklindeki okuma, Nâs sûresinin bütün yapısı içinde anlamlı bir ufuk açar.
Üstelik sûre bunun yalnızca görünmeyen bir boyutla sınırlı olmadığını da söyler :
مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ
Cinlerden ve insanlardan.
Demek ki insanın yönünü çeldiren etkiler, görünmeyen kaynaklardan gelebileceği gibi insanlardan da gelebilir.
- İnsan, insanın kıblesini değiştirebilir.
- İnsan, insanın ölçüsünü değiştirebilir.
- İnsan, insanın hakikat tasavvurunu değiştirebilir.
- İnsan, insanı Allah’ın belirlediği istikametten başka bir istikâmete yönlendirebilir.
8. İstikâmet Meselesi
Burada Kitâb’ın evreninin ana meselelerinden biri belirginleşir : İnsan nereye yönelmelidir?!.
Ve hemen ardından insanın yönünü kim belirlemelidir?!.
İşte tevhîd burada yalnızca “Allah birdir.” demek değildir. Tevhîd aynı zamanda “nihâî yön birdir” demektir. Çünkü nihâî otorite birden fazla olursa, nihâî yön de parçalanır.
Allah İlâh ise, insanın son merci olarak Allah’ın dışında bir otoriteyi kabul etmesi tevhîdin yön boyutunu zedeler.
Bu nedenle tevhîd, birlik → merkez → yön → istikâmet → hayat zincirini kurar.
9. Fâtiha ve Nâs : İki Uç, Tek İstikâmet
Bu noktada Fâtiha ile Nâs sûresi arasında dikkat çekici bir ilişki ortaya çıkar.
Fâtiha’da insan:
“İyyâke na”budu ve iyyâke نستعين = Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden yardım isteriz, der. Ardından da “İhdinâ's-sırâta'l-müstakîm.” = Bizi dosdoğru yola ilet.
Nâs sûresinde ise : İnsanların Rabbine, Melikine ve İlâhına sığınırım; insanların göğüslerine vesvese veren çeldiricilerin/hannâsın şerrinden korunurum, der.
Böylece iki sûre arasında bir bütünlük görünür.
- Fâtiha, istikâmeti ister.
- Nâs, istikâmeti bozanlardan Allah’a sığınır.
Biri “bizi doğru yola ilet.” der. Diğeri “yolumuzu çeldirenlerden bizi koru.” der.
İki sûre birlikte okunduğunda insanın hayatının temel problemlerinden biri görünür : İnsan doğru yolu yalnızca bulmak değil, o yolda kalmak zorundadır.
10. Kitâb’ın Ana Dramı : Hakikati Bilmek ve Yönünü Kaybetmek
Burada Kitâb’ın çok daha derin bir meselesi ortaya çıkar.
İnsan her zaman bilgisiz olduğu için sapmaz. Bazen bildiği hâlde sapar.
Bazen hakikati görür fakat çıkarı başka yöne çeker.
Bazen doğruyu bilir fakat gücü başka yerde arar.
Bazen Allah’ı kabul eder fakat hayatının merkezine başka şeyleri yerleştirir.
Bazen Allah’ı tanır fakat insanî otoriteleri mutlaklaştırır.
Dolayısıyla problem yalnızca bilgi eksikliği değildir. Problem aynı zamanda merkez, yön, irade ve kulluk problemidir.
İşte Kitâb’ın insanı dönüştürme amacı burada belirginleşir.
Vahiy insana yalnızca doğru bilgi budur, demez. Aynı zamanda doğru yönde yaşa, der.
11. Vahiy : Yön Gösteren İşaret
Bu nedenle vahiy, Kitâb’ın evreninde yalnızca bilgi veren bir metin değildir.
Vahiy, insanın yönünü yeniden kurar.
İnsan :
- Neyi bileceğini öğrenir ama iş bununla bitmez.
- Neye değer vereceğini,
- Neye güveneceğini,
- Kime kulluk edeceğini,
- Nasıl yaşayacağını,
- Nasıl bir insan olması gerektiğini de öğrenir.
Bu sebeple vahyi şöyle anlayabiliriz : Vahiy, Allah’ın insana yalnızca neyi bileceğini değil, nasıl bir insan olacağını bildirmesidir.
12. Kitâb’ın Evreninde İnsan
İnsan bu evrende merkez değildir, fakat değersiz de değildir.
İnsan sorumlu merkezî bir muhataptır.
Ona akıl, irade, fıtrat verilmiştir. Vahiy ulaştırılmıştır. İşaretler gösterilmiştir. Seçme imkânı verilmiştir.
Dolayısıyla insanın sorusu ben ne istiyorum ile sınırlı değildir. Daha temel soru ben hangi istikâmette yaşamalıyım sorusudur.
Ve bunun cevabı insanın kendi kendisini mutlaklaştırmasıyla bulunamaz.
13. Ana Mesaja Doğru
Şimdi tek tek ağaçlardan geri çekilip Kitâb’ın bütününe bakabiliriz. Kitâb’ta :
- Yaratılış anlatıları vardır.
- Peygamberler vardır.
- Kıssalar vardır.
- İman ve inkâr vardır.
- Şükür ve küfür vardır.
- Adâlet ve zulüm vardır.
- İyilik ve kötülük vardır.
- Vahiy vardır.
- Akıl vardır.
- Nefs vardır.
- Dünya vardır.
- Ölüm vardır.
- Diriliş vardır.
- Hesap vardır.
- Cennet ve cehennem vardır.
Fakat bunların hiçbirisi birbirinden bağımsız değildir. Hepsi insanı aynı temel soruyla karşı karşıya getirir : Sen Allah karşısında kimsin ve hayatını hangi merkeze göre kuruyorsun?!.
Böylece Kitâb’ın evreninde :
- Varlık, Allah’ı gösterir.
- Bilgi. hakikati gösterir.
- Vahiy. yönü gösterir.
- Akıl, anlamayı mümkün kılar.
- Fıtrat, yönelişin iç temelini taşır.
- İrade, seçimi mümkün kılar.
- İman, bilgiyi varoluşa dönüştürür.
- Amel, imanı hayatta görünür kılar.
- Kulluk, insanın yönünü Allah'a bağlar.
- Âhiret, bütün bunların sonucunu açığa çıkarır.
Ve bütün bu hareketin merkezinde Tevhîd vardır.
Sonuç : Kitâb Bize Ne Söylüyor?!.
Kitâb’ın bütününü gördüğümüzde ana mesajı tek bir sloganla tüketmek mümkün değildir. Fakat bütün Kitâb’ın yönünü gösteren bir cümle kurulabilir :
Ey insan! Sen başıboş değilsin. Seni yaratan, yaşatan, seni yetiştiren ve seni kendisine karşı sorumlu kılan bir Rabbin vardır. O, senin gerçek Melîkin ve İlâhındır. Öyleyse nihâî otoriteyi O’ndan başkasına verme; yönünü ve kıbleni O’nun gösterdiği hakikate göre belirle; seni bu istikâmetten çeldiren güçlere karşı uyanık ol ve bildiğin hakikati hayatına taşı.
Belki de Kitâb’ın ana mesajını bundan daha kısa şöyle söyleyebiliriz : ALLAH’I MERKEZE AL, KIBLEYİ KAYBETME, HAKİKATİ HAYATA DÖNÜŞTÜR.
Böyle bakıldığında Kitâb artık yalnızca “okunacak” bir kitap değildir. İçinde yaşanacak bir anlam evrenidir.
Âyetler bize ağaçları gösterir. Kitâb bize ormanı gösterir. Fakat Kitâb’ın evrenini gördüğümüzde artık yalnızca ormanı da görmeyiz, o ormanın hangi yöne doğru büyüdüğünü görürüz.
Ve belki de asıl mesele budur : Kitâb’ın ana mesajı, insanın yönünü Allah’a göre yeniden kurmasıdır. Çünkü insanın hayatındaki en temel soru neredeyim değil; hangi yöne gidiyorum sorusudur.
Ve Kitâb’ın bütün çağrısı, insanı Allah’a doğru, doğru bir istikâmete yürütmektir.
Yorumlar
Yorum Gönder