İLETİŞİM AHLÂKI

İLETİŞİM AHLÂKI

Söz ve Yazı : İçeridekinin Dışarıya Çıkışı

İnsan, içinde taşıdığını söz ve davranış olarak dışarıya aktarır.

Duygu düşünceye, düşünce söze, söz yazıya, yazı eyleme dönüşebilir. Bu nedenle iletişim, yalnızca bilgi alışverişi değildir. İletişim, insanın iç dünyasının dış dünyaya açılmasıdır.

İnsan konuşurken kendisinden bir şey verir.

Yazarken kendisinden bir şey bırakır.

Söz ve yazı bu anlamda birer eylemdir.

Nasıl ki insanın eliyle yaptığı bir eylemin ahlâkî bir değeri varsa, diliyle yaptığı eylemin de vardır.

Dolayısıyla “ben sadece söyledim” veya “ben sadece yazdım” diyerek sorumluluktan çıkamayız.

Söylemek de yazmak da yapmaktır. Çünkü söz bir şey yapar; yaklaştırır veya uzaklaştırır; onarır veya yaralar; aydınlatır veya örter; ihyâ eder veya öldürür.

Söz ve Yazı, İmana da Küfre de Bağlanabilir

İman yalnızca insanın zihninde ve kalbinde duran soyut bir kabul değildir.

İman, yöneliştir.

Yöneliş ise eylem üretir.

Bu nedenle iman, insanın sözünde ve yazısında da görünür.

Hakikati söylemek...

Hakkı savunmak...

Mazlumun yanında durmak...

Bir yanlışı düzeltmek...

Bir insanı iyiliğe çağırmak...

Doğruyu, kendi aleyhine bile olsa söylemek...

Bunlar imanın söz ve yazı üzerinden görünür hâle gelen biçimleri olabilir. Fakat söz ve yazı bunun tersine de hizmet edebilir.

Hakikati bile bile örtmek...

Yalanı yaymak...

Zulmü meşrulaştırmak...

İftira etmek...

İnsanı küçültmek...

Kötülüğü cazip hâle getirmek...

Bunlar da sözün ve yazının insanı hakikatten uzaklaştıran biçimleridir.

Kur'ân’ın “küfür” kavramındaki örtme anlamı burada önem kazanır.

İman hakikate yönelir ve onu görünür kılmaya çalışır.

Küfür ise hakikatin üzerini örtebilir.

Bu yüzden söz, imanın eylemi olabilir; söz, küfrün de eylemi olabilir.

Yazı, imanın eylemi olabilir; yazı, küfrün de eylemi olabilir.

İman Tohumsa, Söz ve Yazı Meyvedir

İman bir tohumdur.

Tohum toprağın altında görünmez fakat hayat bulduğunda filiz verir.

Filiz büyür, ağaç olur ve meyve verir.

İman ile sâlih amel arasındaki ilişki de böyledir.

İman, tohum; sâlih amel, meyve.

Söz ve yazı da bu meyvelerden olabilir.

İnsanın içinde ne varsa, bir biçimde dışarıya sızar.

Öfke söze dönüşür.

Kibir üsluba dönüşür.

Merhamet dile dönüşür.

İhlâs davranışa dönüşür.

Hakikat arayışı yazıya dönüşür.

Dolayısıyla insan konuştuğunda yalnızca kelimeleri dışarı çıkarmaz; içindeki tohumu da dışarı taşır.

Bu yüzden sözün ve yazının ahlâkı, önce içerideki tohumun ahlâkıdır.

İhlâs : Sözün Çekim Gücü

İletişimin en önemli ahlâkî şartlarından biri ihlâstır.

İhlâs, burada yalnızca ibâdetlerin Allah için yapılması anlamında düşünülmemelidir.

İhlâs, sözün ve yazının arkasındaki yönelişin de saflaşmasıdır.

İnsan konuşurken “ben ne kadar bilgiliyim” demek yerine “hakikati nasıl daha doğru aktarabilirim?!.” diye düşünüyorsa, iletişim başka bir hâl kazanır.

Amaç muhatabı yenmek değil, anlamı ulaştırmaktır.

Amaç üstünlük kurmak değil, hakikati görünür kılmaktır.

Amaç alkış almak değil, fayda üretmektir.

İşte bu hâlde söz çekim gücü kazanır.

Buradaki çekicilik, hoş görünmek değildir.

Hakikatin insanı kendisine çağırmasıdır.

İhlâslı söz, muhatabın üzerine kapanmaz; ona bir kapı açar.

Tekebbür : Sözün İtme Gücü

İhlâsın karşısında tekebbür vardır.

Tekebbür, insanın kendisini merkeze koyması ve başkasına karşı üstünlük iddiasında bulunmasıdır.

Bu hâl iletişime girdiğinde söz değişir.

Artık “gel, birlikte bakalım.” yerine “ben biliyorum, sen bilmiyorsun.” denir.

Artık söz hakikati taşımaktan çok, konuşanın üstünlüğünü taşır.

Böylece sözün yönü değişir.

Söz, anlam taşımaktan çıkar; muhatabı itmeye başlar.

Bu nedenle iletişimde asıl mesele yalnızca ne söylediğimiz değil, hangi hâlden söylemekte olduğumuzdur.

Aynı bilgi, farklı bir iç hâlden söylendiğinde tamamen farklı bir etki oluşturabilir.

Söz, muhatabı çekebilir de itebilir de.

Recm : Sözün Uzaklaştırıcı Hâle Gelmesi

Recm, taşlama; taş atarak uzaklaştırma anlam alanına sahiptir.

Fiziksel taşın yerini söz aldığında ortaya çok güçlü bir metafor çıkar :

Bazı sözler taşır; bazı sözler taş atar.

Bazı sözler insanı hakikate yaklaştırır.

Bazı sözler insanı hakikatten uzaklaştırır.

Bazı yazılar insanı düşünmeye davet eder.

Bazı yazılar insanı savunmaya iter.

Bazı cümleler bir kapı açar.

Bazı cümleler kapıyı yüzüne kapatır.

İşte iletişim ahlâkı açısından soru şudur : Benim sözüm muhatabı nereye götürüyor?!.

Bu soru, “sözüm doğru mu” sorusunu ortadan kaldırmaz fakat ona bir soru daha ekler : “Doğruyu nasıl taşıyorum?!.”

Çünkü doğru bir hakikat, yanlış bir üslupla aktarılırsa muhatabı hakikatten uzaklaştırabilir.

Hakikat yanlış değildir fakat hakikatin tercümesi yanlış olabilir.

Çekici Söz ve Uzaklaştırıcı Söz

Bu noktada iki farklı iletişim biçimi ortaya çıkar : Çekici söz ve uzaklaştırıcı söz.

Çekici söz, mutlaka yumuşak söz değildir.

Bir zâlime “dur!” demek serttir. Fakat zulmü durdurduğu için ahlâken çekici olabilir.

Bir mazlumun hakkını savunmak da sertlik gerektirebilir.

Dolayısıyla ölçümüz “yumuşaklık” değildir.

Ölçümüz, hakikat, niyet, istikâmet ve sonuçtur.

Bazen sert söz adâleti korur.

Bazen tatlı söz zulmü örter.

Bazen sessizlik hikmettir.

Bazen sessizlik zulme ortaklıktır.

Bu nedenle iletişim ahlâkı mekanik bir “hep güzel konuş” kuralına indirgenemez.

Asıl mesele : Sözün hakikate, insana ve Allah’a karşı konumudur.

Tercüme : İçeridekinin Başkasına Taşınması

Yazmak, içerideki duygu ve düşüncelerin dışarıya aktarılmasıdır. Fakat bu aktarım basit bir boşaltma değildir.

Yazmak bir tercümedir.

İnsan kendi içindeki anlamı, başkasının anlayabileceği kelimelere dönüştürür.

Benim içimdeki anlam kelime ile muhatabın zihnindeki anlama dönüşür.

Bu süreçte anlam kaybolabilir.

Çarpılabilir.

Eksilebilir.

Hatta bozulabilir.

İşte burada yazarın sorumluluğu başlar.

Yazar yalnızca “ben ne düşünüyorum?” diye sormamalıdır. Şunu da sormalıdır : “Bunu karşımdaki insan nasıl anlayacak?!.”

Daha da önemlisi “benim yazdığım şey, karşımdaki insanın zihninde neye dönüşecek?!.”

Çünkü yazı, zihinden zihne taşınan bir eylemdir.

GDO’lu Tohum

Burada tohum metaforu yeniden karşımıza çıkar.

İçerideki tohum sahihse, dışarıya çıkan sözün de hakikate hizmet etme ihtimali artar.

Fakat içerideki tohum :

• Kibirle,

• Öfkeyle,

• Kinle,

• Riyâ ile,

• Üstünlük duygusuyla,

• Çıkarla,

• İntikam arzusuyla bozulmuşsa, dışarı çıkan sözün biçimi ne kadar güzel olursa olsun, içinde bu bozulmanın izleri bulunabilir.

Bu anlamda “GDO’lu tohum”, biyolojik değil, ahlâkî bir metafordur.

Tohumun genetiği bozulmuşsa meyvenin de tabiatı değişebilir.

İçerideki neyse, sözün ruhu da odur.

Bu yüzden iletişim ahlâkı yalnızca dilin terbiyesi değildir.

Nefsin terbiyesidir.

Sözün Ahlâkı, Niyetin Ahlâkıdır

İnsan bazen çok güzel kelimeler kullanır fakat kelimelerin arkasında küçümseme vardır.

Bazen çok sert konuşur fakat sözünün arkasında adâlet ve merhamet vardır.

Bu nedenle iletişimin ahlâkını yalnızca kelimelerin yüzeyinde aramak yetmez.

Niyet de iletişimin bir parçasıdır.

Aynı cümle, farklı niyetlerle farklı bir eyleme dönüşebilir.

Bu yüzden ne söylediğim kadar, niçin söylediğim de önemlidir.

Ve nasıl söylediğim kadar, söylediğim şeyin muhatabımı nereye götürdüğü de önemlidir.

İnsan Sadece Söylediğinden Değil, Söylemediğinden de Sorumludur

İletişim ahlâkı konuşmaktan ibaret değildir. Susmak da bir eylemdir.

Bazen susmak hikmettir.

Bazen susmak korkaklıktır.

Bazen susmak bir insanı korumaktır.

Bazen susmak zulmü desteklemektir.

Dolayısıyla sözün ahlâkı kadar susmanın ahlâkı da vardır.

İnsan bazen bir cümle söyleyerek iyilik yapar.

Bazen bir cümleyi söylemeyerek.

Bazen bir yazıyı yazarak sorumluluğunu yerine getirir.

Bazen de yazmayarak.

Çünkü iletişim ahlâkı, “her şeyi söylemek” değil; ne zaman, neyi, niçin, nasıl söyleyeceğini bilmektir.

İnsanları Anlamak ve Kendini Anlatmak

İletişim tek yönlü değildir.

İnsan yalnızca kendisini anlatmak istemez aynı zamanda anlaşılmak ister. Fakat bunun karşılığı olarak kendisi de başkasını anlamak zorundadır.

Kendini anlatmanın ahlâkı olduğu gibi, dinlemenin de ahlâkı vardır.

Ben kendi düşüncemi mutlaklaştırmadan anlatmalıyım.

Karşımdakini kendi kavramlarıma hapsetmeden dinlemeliyim.

“Ben ne demek istiyorum?” kadar “o ne demek istiyor” diye sormalıyım. Çünkü iletişim, iki monoloğun yan yana gelmesi değildir.

İki insanın anlam alanlarının buluşmasıdır.

Bu yüzden gerçek iletişimde amaç karşı tarafı susturmak değil, birbirini anlamaktır.

Sözün Nihâî Sınavı

Bir sözün değerini yalnızca ne kadar etkileyici olduğuyla ölçemeyiz.

Bir yazının değerini yalnızca ne kadar beğenildiğiyle de ölçemeyiz.

Asıl sorular şunlardır : Yazı, hakikati taşıyor mu, insanı küçültüyor mu, yüceltiyor mu, yaklaştırıyor mu, uzaklaştırıyor mu, örtüyor mu, açığa çıkarıyor mu, ihyâ ediyor mu, öldürüyor mu, nefsi mi büyütüyor, hakikati mi?!.

Ve en önemlisi bu söz Allah’ın rızasına mı, nefsin üstünlük arzusuna mı bağlanıyor?!.

Sonuç : Söz de Ameldir, Yazı da

İman içteki yöneliştir.

Amel, bu yönelişin dışarıdaki hareketidir.

Söz de harekettir.

Yazı da.

Dolayısıyla insan konuşurken ve yazarken yalnızca iletişim kurmaz; amel eder.

İçindeki tohumu dışarıya eker.

O tohum ihlâssa, söz hakikate çağırabilir.

Tekebbürse, söz uzaklaştırabilir.

İhlâslı söz muhataba bir kapı açar.

Kibirli söz kapıyı kapatabilir.

İman insanı hakikate yaklaştırır.

Küfür hakikatin üzerini örtebilir.

Bu yüzden iletişim ahlâkının özeti belki de şudur:

Sözünü söylemeden önce tohumuna bak.

Yazını yazmadan önce niyetine bak.

Hakikati aktarırken kendini değil hakikati öne çıkar.

Muhatabını yenmeye değil, anlamaya çalış. Çünkü ağzından çıkan ve kaleminden dökülen her söz, içindeki dünyanın dışarıya taşınmış hâlidir.

Ve unutma!. :

Her söz bir eylemdir.

Her yazı bir eylemdir.

Her eylem bir yere bağlanır.

İmanla bağlanan söz sâlih amel olabilir.

Nefse ve tekebbüre bağlanan söz ise insanı hakikatten uzaklaştırabilir.

Bu nedenle insanın dili ve kalemi, yalnızca iletişim araçları değildir.

Dilin ve kalemin ahlâkı, insanın iç dünyasının ahlâkıdır.

İçerideki tohum sahihse söz meyve verir.

Ve belki de gerçek iletişim şudur : Benim içimdeki anlamın, senin içinde yeni bir hakikat arayışına dönüşmesi.

İşte o zaman söz yalnızca söylenmiş olmaz.

Hayat bulur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

SOLUK