SÛRET VE SÎRET

SÛRET VE SÎRET : İNSANIN GÖRÜNÜŞÜ VE HAYAT OLUŞU

İnsan, önce sûret olarak görünür; fakat yalnızca sûretiyle bilinmez. Beden, insanın dış görünüşüdür. Yüzü, bedeni, biçimi ve fiziksel varlığı bize onun nasıl göründüğünü gösterir. Fakat onun kim olduğunu bize bedeninden çok, hayatı ve eylemleri gösterir.

Bu nedenle insanın iki görünüşünden söz edebiliriz :

Sûret: dış görünüş.

Sîret: hayatın görünüşü.

Sûret, insanın bedende görünmesidir; sîret ise insanın eylemlerinde görünür hâle gelmesidir.

1. VAR OLMAK VE GÖRÜNÜR OLMAK

Kur'an'ın A‘râf 11’de kullandığı ifade bu açıdan son derece dikkat çekicidir :

خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ

“Sizi yarattık, sonra sizi sûretlendirdik.”

Buradaki halq ile tasvîr aynı şey değildir.

Halaka: var etmek, yaratmak.

Savvara: sûret vermek, biçimlendirmek, görünür bir forma kavuşturmak.

Bu ayrım bize önemli bir ontolojik ilke verir : Var olmak ile görünür olmak aynı şey değildir.

Bir şey var olabilir fakat henüz görünür olmayabilir. Tohum bunun en güzel örneğidir. Tohumda ağacın imkânı vardır; fakat ağaç henüz görünür değildir. Tohum açıldığında, içindeki imkân dışarı çıkar ve görünür bir hâle gelir.

İnsan da böyledir.

İnsan yaratılmıştır; fakat insanın kim olduğu, yalnızca bedeninin sûretinde hazır olarak okunamaz. İnsan, hayatı boyunca kendi içindeki imkânları eylemleriyle açığa çıkarır.

Bu sebeple insanın yaratılmış olması verilmiş varlığıdır; fakat nasıl bir insan olacağı, hayatında gerçekleşen bir oluştur.

2. SÛRET VE SÎRET

Sûret, insanın dışarıdan görünen biçimidir.

Sîret ise insanın yürüyüşü, yaşayışı, davranış tarzı ve hayat çizgisidir.

Bu yüzden sîret, insanın yalnızca yaptığı tek tek fiillerin toplamı değildir. Daha derinde, insanın hayatı boyunca aldığı yönün görünür hâle gelmesidir.

Bir insanın yüzünü görebiliriz; fakat merhametini yüzünde bütünüyle göremeyiz.

Adâletini, dürüstlüğünü, zulmünü, vefasını, ihanetini, sevgisini, bencilliğini ancak hayatının içinde görürüz.

İnsan söz söyleyebilir; fakat sözü ile eylemi arasındaki ilişki, onun sîretini ortaya çıkarır. Çünkü sûret insanın nasıl göründüğünü; sîret ise kim olduğunu gösterir.

Beden insanın sûretidir.

Eylem ise onun sîretinin görünüşüdür.

3. TOHUMDAN İNSANA

Tohumda açma ve kapanma; büyüme ve çürüme imkânı vardır.

Tohumun içinde bir imkân bulunur. O imkân uygun şartlarda açılır, kök salar, filiz verir, büyür ve sonunda ürün verir.

İnsanın fıtratı da böyle düşünülebilir.

İnsanda iyilik ve kötülük istikametleri arasında bir gerilim ve imkân alanı bulunur. İyilik, insanın varlığa ve fıtrata uygun biçimde açılmasıdır. Kötülük ise bu istikametten sapma, bozulma ve çürümedir.

Bu anlamda iyilik → yeşerme, kötülük → çürüme.

İyilik, insanın kendisine verilmiş fıtrî imkânı gerçekleştirmesidir.

Kötülük ise insanın kendi imkânını bozmasıdır.

Burada kötülüğü, iyilikle ontolojik olarak eşit ve bağımsız bir ilke olarak düşünmek zorunda değiliz. Çürüme, ağacın karşısında ikinci bir ağaç değildir. Çürüme, ağacın sağlıklı oluşunun bozulmasıdır.

Aynı şekilde kötülük de insanın karşısında bağımsız bir “insanlık” değildir.

Kötülük, insanın insanlığının bozulmasıdır.

Bu yüzden insanın gerçek görünüşü, yalnızca aynadaki sûretinde değil, hayatındaki eylemlerinde ortaya çıkar.

4. İNSAN EYLEMİYLE GÖRÜNÜR

İnsanın bedeni ona verilmiştir. Fakat hayatının yönü, tercihlerinde ve eylemlerinde belirginleşir.

İnsan doğduğunda henüz hayatının bütün ahlâkî sûretini ortaya koymuş değildir. Önünde bir imkânlar alanı vardır.

İşte irade burada devreye girer.

İnsan seçer.

Seçtiğini yapar.

Yaptığı şey tekrarlandıkça bir davranış biçimine dönüşür.

Davranış biçimi bir hayat tarzı oluşturur.

Hayat tarzı ise insanın sîretini görünür kılar.

Dolayısıyla tercih eyleme, eylem alışkanlığa, alışkanlık karaktere, karakter sîrete dönüşür.

Böylece insan kendi hayatında kendisini görünür kılar.

Bu yüzden insanın “kim olduğu” yalnızca söylediği sözlerle değil, yaşadığı hayatla anlaşılır.

5. SÎRET, İNSANIN İÇİNİN DIŞA ÇIKMASIDIR

İnsanın iç dünyası doğrudan görünmez.

Niyet görünmez.

İman görünmez.

Vicdan görünmez.

Korku, sevgi, kibir, merhamet, haset ve güven doğrudan görünmez. Fakat bunların hepsi eylemde görünür hâle gelebilir.

Bu nedenle eylem, insanın iç dünyası ile dış dünya arasında bir görünürlük alanıdır.

İçte bulunan, dışta eylem olarak belirir.

Bu açıdan sîret, insanın bâtınının zâhire çıkmasıdır.

İnsan neye inanıyorsa, neyi önemsiyorsa, neyi seviyor veya neyin peşinden gidiyorsa, zamanla hayatında onun izleri görünür.

Bu nedenle bir insanın gerçek inancı yalnızca “neye inandığını söylediği” ile değil, inandığı şeyin hayatında neye dönüştüğüyle de anlaşılır. Çünkü iman yalnızca zihinde duran bir bilgi değildir.

İman hayat olduğunda görünür.

6. EFENDİMİZİN SÎRETİ

İşte burada Hz. Muhammed (s.a.v.)’in sîreti bambaşka bir anlam kazanır.

Onun sîretini yalnızca tarihî bir şahsiyetin biyografisi olarak okumak eksik kalır. Çünkü onun hayatı, Kur'an’ın hayatta görünür hâle gelmiş biçimidir.

Kur'an’ın emirleri, yasakları, ahlâkı, adâleti, merhameti, sabrı, affı, tevazuu, mücadeleyi, sorumluluğu ve Allah’a kulluğu onun hayatında eyleme dönüşmüştür.

Kur'an bir kelâm olarak gelir.

Sîret ise bu kelâmın hayat içinde görünüşünü gösterir.

Bu nedenle Hz. Âişe’ye Hz. Peygamber'in ahlâkı sorulduğunda verdiği cevap son derece anlamlıdır : “Onun ahlâkı Kur'an'dı.

Bu cümleyi yalnızca “Kur'an’ın ahlâkî hükümlerine uyuyordu” şeklinde daraltmamak gerekir. Daha derin anlamıyla Kur'an, Onun hayatında okunabilir hâle gelmişti.

Kur'an’ın insanı nasıl bir varlığa dönüştürmek istediği, Onun hayatında görünürlük kazanıyordu.

Dolayısıyla Onun sîreti, Kur'an’ın hayat oluşudur.

7. KUR'AN’IN GÖRÜNÜŞÜ : İSLÂM’IN HAYAT OLUŞU

İslâm yalnızca bir inanç sistemi değildir.

İslâm’ın kelimelerde, kitaplarda ve kavramlarda ifade edilen bir yönü vardır; fakat İslâm'ın gerçek gücü hayat hâline geldiğinde ortaya çıkar.

Kur'an’ın istediği insan, Kur'an’ı yalnızca okuyan insan değildir.

Kur'an’ın istediği insan, Kur'an’ın kendisinde okunabildiği insandır.

Bu yüzden Hz. Muhammed’in sîreti, Kur'an’ın insanda görünüşü, İslâm’ın hayat oluşudur.

Burada çok önemli bir ayrım ortaya çıkar : Kur'an, İslâm’ın kaynağıdır. Hz. Peygamberin sîreti, bu kaynağın insan hayatındaki görünüşüdür.

Sîret Kur'an’ ın yerine geçmez. Tam tersine, Kur'an’ın hayata nasıl taşındığını gösterir.

Bu yüzden sünneti yalnızca biçimsel davranışların toplamına indirgemek, sîretin özünü kaçırmaktır.

Sünnetin merkezinde, Kur'an’ın yön verdiği bir hayat tarzı vardır.

8. “GÜZEL ÖRNEK” OLMAK

Kur'an, Hz. Peygamberi üsve-i hasene, yani güzel örnek olarak gösterir : “Andolsun, Allah’ın Elçisinde sizin için, Allah’ı ve âhiret gününü uman ve Allah’ı çokça zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb 33:21)

Buradaki “örneklik”, yalnızca dış davranışları taklit etmek değildir.

Örneklik, bir hayatın nasıl kurulacağını göstermektir.

Hz. Peygamberin sîreti bize şunu gösterir : Vahiy, insan hayatına indiğinde nasıl görünür?!.

• Adâlet nasıl görünür?.

• Merhamet nasıl görünür?!.

• Sabır nasıl görünür?!.

• Tevhîd nasıl yaşanır?!.

• Sorumluluk nasıl taşınır?!.

• İnsan, Allah karşısında nasıl bir kul; insanlar karşısında nasıl bir insan olur?

Bunların cevabı yalnızca teorik olarak değil, yaşanmış bir hayat içinde görünür.

İşte sîretin önemi buradadır.

9. SÛRETTEN SÎRETE, SÎRETTEN HAKİKATE

İnsanın sûreti onun bedenini gösterir, sîreti ise hayatını. Fakat sîret de nihai olarak kendi başına amaç değildir.

İnsanın sîreti, onun hangi hakikate yöneldiğini gösterir.

İyiliğin kaynağı varlığa ve fıtrata uygunluksa, insanın iyi sîreti varlığın Rabbine doğru istikamet kazanmış bir hayat demektir.

Kötü sîret ise insanın kendisine verilmiş istikâmeti bozmasıdır.

Böylece insanın hayatı bir yol hâline gelir.

Ve yolun sonunda yalnızca insanın başına gelenler değil, insanın neye dönüştüğü ortaya çıkar.

Tohumun âkıbeti meyvesinde görünür.

İnsanın âkıbeti de hayatında yetiştirdiği üründe görünür.

Bu nedenle âhiret, dünyadan kopuk bir ikinci hayat değildir. Âhiret, dünyada görünür hâle gelen sîretin hakikatinin açığa çıkmasıdır.

10. SONUÇ : İNSANIN GÖRÜNÜŞÜ

İnsan önce yaratılır, sonra sûret kazanır, sonra hayatı boyunca kendisini eylemleriyle görünür kılar.

Bu görünüşe sîret diyebiliriz.

Sûret bize insanın bedenini gösterir.

Sîret bize insanın hayatını gösterir.

Eylem bize insanın kim olduğunu gösterir.

Ve iyi eylemler insanın fıtratındaki imkânın yeşermesi, kötü eylemler ise o imkânın çürümesidir.

Bu bakımdan insanın gerçek “görünüşü”, aynadaki yüzünden daha derindedir.

İnsan yüzüyle görünür; hayatıyla kendini gösterir.

Beden sûrettir; hayat sîrettir.

Sûret insanın dışıdır; sîret insanın görünür olmuş içidir.

Hz. Muhammed’in sîreti ise bunun en yüksek insanî örneklerinden biridir :

Kur'an Onun hayatında görünür oldu.

Vahiy Onda eyleme dönüştü.

İslâm Onda hayat oldu.

Bu sebeple Onun sîretine bakmak, yalnızca bir insanın geçmişine bakmak değildir.

Kur'an’ın insanda nasıl göründüğüne bakmaktır.

Ve belki de sîretin bize yönelttiği en ağır soru şudur : Benim hayatımda ne görünür oluyor?!.

Çünkü insanın gerçek sûreti, yalnızca nasıl göründüğü değil; hayatıyla neyi görünür kıldığıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

SOLUK