KIBLE : YÜZÜN, HAYATIN VE VARLIĞIN YÖNÜ
KIBLE : YÜZÜN, HAYATIN VE VARLIĞIN YÖNÜ
İnsan yönsüz yaşayamaz.
Yürüyen insanın bir yönü vardır; düşünen insanın bir yönü vardır; isteyen, seven, korkan, umut eden insanın bir yönü vardır. İnsan farkında olsun veya olmasın, hayatını bir merkeze göre düzenler. Nereye bakıyorsa, aslında oraya doğru yaşamaktadır.
Bu yüzden kıble, yalnızca namaz kılarken dönülen coğrafî bir yön değildir. Kıble, insanın yön meselesidir. Daha derinde ise insanın hayatını neye göre düzenlediği, neyi merkez kabul ettiği ve sonunda nereye doğru yürüdüğü meselesidir.
Kur'an'ın kıble öğretisi, bu bakımdan son derece derindir. Çünkü Kur'an, bir yandan insana somut bir yön verir; öte yandan o yönün kendisini amaçlaştırmasına izin vermez. Bir yandan yüzü Kâbe'ye çevirir; öte yandan yüzün Kâbe'ye dönmesini, hayatın da Allah'ın istediği yöne dönmesiyle tamamlar.
Burada üç kavram birbirine bağlanır : Yön → Kıble → İstikâmet.
Fakat istikâmetin hayattaki karşılığı olan birr ortaya çıkmadığında, bu zincir tamamlanmış olmaz.
1. İNSAN VE YÖN
Yön, yalnızca geometrik bir kavram değildir.
Bir insanın bedeni bir tarafa, zihni başka bir tarafa, arzuları başka bir tarafa, eylemleri daha başka bir tarafa gidiyorsa o insanda bir yön dağınıklığı vardır. İnsan ancak farklı boyutları aynı istikamette birleştiğinde bütünlük kazanır.
Bu nedenle mesele sadece “nereye bakıyorum” sorusu değildir.
Asıl soru “nereye doğru yaşıyorum” sorusudur.
Kıble, bu ikinci sorunun da kapısını açar.
2. KIBLE : YÖNÜN SOMUTLAŞMASI
Kur'an, Müslümanların salât sırasında yöneldikleri ortak yönü Kâbe ile belirler : “Yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir.” (2/144, 149, 150)
Böylece dağınık insan toplulukları tek bir yön üzerinde buluşur.
Kâbe, yeryüzündeki Müslümanların ortak zâhirî kıblesidir.
Kıble, insanın bedenine yön verir. İnsan nerede bulunursa bulunsun, salât sırasında yüzünü aynı merkeze çevirir. Böylece coğrafyalar farklı olsa da yön ortaklaşır.
Kıble, bu anlamıyla yön birliğinin işaretidir.
Fakat burada çok önemli bir ayrım vardır : Kıble yönün kendisi değildir; yönü gösteren merkezdir.
Kâbe Allah değildir.
Kâbe’ye ibâdet edilmez; Allah’a ibâdet edilir.
Kâbe, insanın yönelişini kendisine hapsetmek için değil, insanın yönelişini Allah’a kulluk bilincinde ortaklaştırmak için kıbledir.
Bu ayrım kaybedildiğinde tevhid ile sembol arasındaki sınır da kaybolmaya başlar.
3. KIBLE VE İSTİKÂMET
Kıble ile istikâmet aynı şey değildir; fakat birbirinden ayrı da değildir.
Kıble, yönü gösterir.
İstikâmet, o yönde kalmayı ifade eder.
Bir insan doğru yöne bakabilir fakat o yönde yürümeyebilir.
Doğru yönü bilmek, o yönde olmakla aynı şey değildir.
Dolayısıyla Kıble, yön.
İstikâmet, yönün korunması.
Birr, o yönün hayata geçirilmesi şeklinde bir bütünlük kurulabilir.
Bu yüzden kıbleyi yalnızca bedenin yönü olarak anlamak eksiktir. Kıble, bedeni yönlendirirken insanın bütün hayatını da aynı yöne çağırır.
4. KIBLE VE BİRR : BAKIŞTAN HAYATA
Kur'an’ın kıble konusundaki en çarpıcı müdahalesi Bakara 177. âyettedir : “Birr, yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz değildir...”
Âyet, kıbleyi reddetmez. Tam tersine, kıblenin anlamını derinleştirir. Çünkü hemen ardından birr’in ne olduğunu açıklar : “Allah’a, âhiret gününe, meleklere, Kitâb’a ve Nebîlere iman etmek; sevdiği maldan akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara ve kölelerin özgürleştirilmesine harcamak; salâtı ikame etmek; zekâtı vermek; ahde vefa göstermek; darlıkta, sıkıntıda ve savaşın zorluğu karşısında sabretmek.”
Demek ki Kur'an açısından birr, yönün hayatta görünür hâle gelmesidir.
İnsan yüzünü nereye çevirdiğiyle değil yalnızca, hayatını neye göre kurduğu ve ne uğruna yaşadığıyla da sınanır.
Bu nedenle 2/177, kıblenin karşısına birr’i koymaz.
Tam tersine Kıblenin zâhirini, birr’in bâtınıyla tamamlar.
5. ZÂHİRÎ KIBLE VE BÂTINÎ KIBLE
Buradan hareketle kıbleyi iki boyutlu düşünmek mümkündür :
Zâhirî/coğrafî kıble : Kâbe
İnsanın bedenini belirli bir yöne çevirir.
Bâtınî/ahlâkî kıble : Birr
İnsanın imanını, iradesini, malını, ilişkilerini, sözünü ve davranışlarını Allah’ın razı olduğu yöne çevirir.
Bunlardan biri diğerinin alternatifi değildir.
Zâhirî kıble olmadan bâtınî yönelişi bütünüyle keyfîleştirme tehlikesi vardır.
“Benim kalbim Kâbe’de” diyerek vahyin belirlediği zâhirî yönü önemsizleştirmek doğru değildir. Fakat bunun tersi de aynı derecede tehlikelidir : Zâhirî kıbleyi koruyup bâtınî istikameti kaybetmek.
Kâbe’ye dönmek, insanın otomatik olarak birr üzere yaşadığı anlamına gelmez.
İşte Kur'an’ın kıble öğretisinin asıl derinliği burada ortaya çıkar : Yüzün yönü ile hayatın yönü birbirine bağlanmalıdır.
6. BAKARA 2/177 : KIBLENİN AHLÂK HARİTASI
Bakara 177, birr’i soyut bir “iyilik” duygusu olarak bırakmaz, onu somutlaştırır.
Birr’in unsurları, aynı zamanda ahlâkî istikâmetin göstergeleridir.
İman
Allah’a, âhirete, meleklere, Kitâb’a ve Nebîlere iman.
Bu, istikâmetin ontolojik ve epistemik temelidir.
İnsan önce varlığın kime ait olduğunu, hayatın nereye gittiğini ve doğru yönün hangi kaynaktan öğrenileceğini kabul eder.
Paylaşmak
İnsan sevdiği maldan verir.
Akrabaya, yetime, yoksula, yolda kalmışa ve özgürleşme ihtiyacı içindeki insana el uzatır.
Böylece istikâmet, insanın mal anlayışında görünür.
Mal insanın kıblesi olmaktan çıkar; insanın elindeki emanet hâline gelir.
Salât
İnsan salâtı ikâme eder.
Kıble ile salât arasındaki bağ burada tekrar görünür.
İnsan her salâtta bedenini belirli bir yöne çevirirken aynı zamanda hayatını Allah’ın huzurunda yeniden konumlandırır.
Kıble, böylece istikâmetin periyodik olarak yeniden hatırlanmasıdır.
Zekât
İnsan malının içinde başkasının hakkını görür.
Böylece kıble yalnızca mescitte değil, ekonomik hayatta da görünür.
Ahde vefâ
İnsan sözünü tutar.
İstikâmet, insanın ilişkilerinde ve hukukunda ortaya çıkar. Çünkü yönü belli olan insanın sözü de güvenilir olmalıdır.
Sabır
İnsan zorluk, sıkıntı ve mücadele karşısında yönünü kaybetmez.
İşte istikâmet burada gerçek anlamını kazanır.
Kolay zamanda doğru yöne bakmak başka, zor zamanda o yönde kalmak başkadır.
Bu yüzden sabır, istikâmetin zaman karşısındaki dayanıklılığıdır.
7. KIBLE YALNIZCA BEDENİN DEĞİL, HAYATIN DA YÖNÜDÜR
İnsanın bedeni Kâbe’ye dönebilir. Fakat aklı başka yerde olabilir. Kalbi başka bir şeyin peşinden gidebilir. İradesi başka bir merkeze bağlanabilir. Malı başka bir şey için kullanılabilir. Sözü başka bir istikâmete götürebilir. Eylemleri başka bir merkeze hizmet edebilir.
Bu durumda insanın bedensel kıblesi ile yaşamsal kıblesi arasında bir kopukluk meydana gelir.
Asıl tehlike budur.
Çünkü insan yalnızca namaz sırasında yönelen bir varlık değildir.
İnsan her an bir yöne doğru yaşamaktadır.
• Para bir kıble olabilir.
• Güç bir kıble olabilir.
• Şöhret bir kıble olabilir.
• İdeoloji bir kıble olabilir.
• Cemaat bir kıble olabilir.
• Benlik bir kıble olabilir.
• Hevâ bir kıble olabilir.
İnsan, Allah’ın yerine başka bir şeyi hayatının nihâî belirleyicisi yaptığında yönünü değiştirmiş olur.
8. KIBLE VE PUTLAŞTIRMA TEHLİKESİ
Burada cesaretle fakat dikkatle söylenmesi gereken önemli bir husus vardır : Birr’den kopmuş bir coğrafî kıble, putlaştırılma tehlikesi taşır.
Burada “Kâbe puttur” denilmiyor. Tam tersine, Kâbe’nin putlaştırılabileceği söyleniyor.
• Kâbe Allah değildir.
• Kâbe ilâh değildir.
• Kâbe ma’bud değildir.
• Kâbe kıbledir.
Fakat insan, işaret ile işaret edilen şeyi birbirine karıştırabilir.
Kıble, insanı Allah’a yönelten işaret olmaktan çıkıp kendi başına kutsallaştırılmış, mutlaklaştırılmış ve amaçlaştırılmış bir nesne hâline gelirse, tevhîdin yerine sembol geçmeye başlar.
Bu yüzden çok temel bir ayrım yapmak gerekir : Kıble işarettir; put ise işaretin yerine geçen şeydir.
Bir başka ifadeyle Kâbe’ye yönelmek tevhîddir; Kâbe’yi ilâhlaştırmak şirktir.
Dolayısıyla Kâbe’yi kıble olarak korumak ile Kâbe’yi putlaştırmak arasında aşılmaz bir teolojik sınır vardır.
Kur'an’ın 2/177’de yaptığı uyarı, bu sınırın ahlâkî boyutunu da görünür kılar : Yüzün yönü, hayatın yönünden kopmamalıdır.
9. KÂBE’YE DÖNÜP İNSANDAN YÜZ ÇEVİRMEK
Bir insan Kâbe’ye dönüp insanın hakkını yiyorsa, kıblenin anlamı ile hayatının pratiği arasında bir çatışma vardır.
Kâbe’ye dönüp malı kendisinde topluyor, yetimi, yoksulu, yolcuyu ve ihtiyaç sahibini görmüyorsa 2/177’nin çizdiği birr ufkundan uzaklaşmaktadır.
Kâbe’ye dönüp sözünde durmuyorsa,
Kâbe’ye dönüp zulmediyorsa,
Kâbe’ye dönüp emanete ihanet ediyorsa,
Kâbe’ye dönüp sıkıntı karşısında istikametten sapıyorsa, bedeni kıblede, fakat hayatı başka bir yönde olabilir.
Bu nedenle Kâbe’ye dönüp Birr’den yüz çevirmek, kıblenin yönünü koruyup kıblenin anlamını kaybetmektir.
10. BİRR OLMADAN KIBLE EKSİK; KIBLE OLMADAN BİRR KEYFÎLEŞEBİLİR
İki uçtan da kaçınmak gerekir.
Birinci uç, sadece zâhir. Yüz Kâbe’ye dönüktür; fakat hayat Allah'ın istediği yönde değildir. Bu durumda kıble şekle indirgenir.
İkinci uç, sadece bâtın iddiası. “Benim yönüm kalbimde” denilerek vahyin belirlediği kıble, salât ve ortak yön terk edilir.
Bu durumda da istikâmet kişisel kanaate indirgenebilir.
Kur'an’ın bütünlüğü ikisini birlikte ister : Zâhirde Kâbe, hayatta Birr. Bedende kıble, hayatta istikâmet. Yüzde yöneliş, eylemde doğruluk.
11. KIBLE VE ÜMMET
Kıble aynı zamanda bireysel yönelişi toplumsal bir yön birliğine dönüştürür.
Dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan insanlar, farklı dillere, kültürlere ve tarihsel tecrübelere sahip olsalar da salât sırasında aynı yöne yönelirler.
Bu, tek tiplik değil, yön birliğidir.
İnsanlar aynı olmak zorunda değildir. Fakat aynı hakikate doğru yönelmeleri mümkündür.
Kıble, farklılıkları ortadan kaldırmadan ortak yön oluşturur. Bu yüzden kıble aynı zamanda bir ümmet bilincinin mekânsal ifadesidir.
12. KIBLE VE YÖN ÇELDİRİCİLER
Kıbleyi anlamak, kıbleyi kaybettiren şeyleri de fark etmeyi gerektirir. Çünkü insanın yönü yalnızca coğrafî olarak değiştirilmez.
• İnsan zihinsel olarak da çevrilebilir.
• Ahlâkî olarak da çevrilebilir.
• Ekonomik olarak da çevrilebilir.
• Siyasî ve ideolojik olarak da çevrilebilir.
İşte burada hevâ devreye girer.
İnsan bazen Kâbe’ye dönükken bile başka bir şeye yönelmiş olabilir. Çünkü asıl kıble kaybı bedenin yönünü değil, hayatın merkezini değiştirmektir.
Bu nedenle insanın sürekli kendisine şu soruyu sorması gerekir : Ben gerçekten nereye doğru gidiyorum?!.
13. KIBLE, İSTİKÂMET VE BİRR
Bütün bunları üç kavramla özetleyebiliriz :
Kıble : Nereye döneceğim?!.
İstikâmet : Hangi yönde kalacağım?!.
Birr : O yönde nasıl yaşayacağım?!.
Böylece kıble, yalnızca bir coğrafya meselesi olmaktan çıkar.
Kıble yönü gösterir.
İstikâmet yönü korur.
Birr yönün doğruluğunu eylemle kanıtlar.
Bu üçü birleştiğinde insanın yüzü, kalbi, aklı, iradesi ve eylemi aynı istikâmette hizalanmaya başlar.
14. KIBLE BİR MERKEZ MESELESİDİR
Kıbleyi anlamanın belki de en derin noktası şudur :
İnsan hayatında mutlaka bir merkez oluşturur.
Merkez ne ise, yön de ona göre belirlenir.
Allah merkezdeyse insanın yönü Allah’a doğrudur.
Dünya merkezdeyse yön dünyaya doğrudur.
Para merkezdeyse yön servete doğrudur.
Güç merkezdeyse yön tahakküme doğrudur.
Benlik merkezdeyse yön nefse doğrudur.
Hevâ merkezdeyse insan kendi arzularının peşinden sürüklenir.
Bu yüzden kıble, insanın hayatındaki merkez sorusunu açığa çıkarır : Benim kıblem gerçekten ne?!.
İnsan bunu namazdaki yönünden değil yalnızca, hayatındaki tercihleri üzerinden de okuyabilir. Çünkü insanın gerçek kıblesi, en çok neye yöneldiğinde ortaya çıkar.
15. KIBLE : YÜZDEN HAYATA, HAYATTAN ÂKIBETE
Kıble, bedeni bir yöne çevirerek başlar fakat orada bitmez.
• Beden yönelir.
• Zihin anlamlandırır.
• Kalp benimser.
• İrade karar verir.
• Eylem gerçekleştirir.
• Ahlâk görünür hâle gelir.
Böylece coğrafî yön, ahlâkî istikâmete dönüşür.
İnsan artık sadece Kâbe’ye bakmıyor; Kâbe’nin temsil ettiği tevhîdî istikâmette yaşamaya çalışıyor.
İşte o zaman kıble, bir koordinat olmaktan çıkar ve bir hayat programına dönüşür. Çünkü mesele yalnızca dünyada nereye baktığımız değildir.
Mesele, dünyada nereye doğru yaşadığımız ve sonunda hangi âkıbete doğru yürüdüğümüzdür.
SONUÇ : KIBLE, YÜZÜN YÖNÜNDEN HAYATIN İSTİKÂMETİNE
Kıble, Kâbe’dir; fakat Kâbe kıblenin bütün anlamı değildir.
Kâbe, zâhirî yönü belirler.
Birr, o yönün ahlâkî içeriğini ortaya koyar.
İstikâmet ise bu yönü hayat boyunca korumaktır.
Bu nedenle kıbleyi yalnızca “namazda hangi tarafa dönüyoruz” sorusuna indirgemek, Kur'an’ın kıble öğretisini daraltmaktır.
Kıble, insana önce “nereye döneceğini” öğretir. Sonra istikâmet, “o yönde kalmayı” öğretir. Birr ise, “o yönde nasıl yaşayacağını” gösterir.
Ve nihayet insanın bütün varlığı aynı yönde birleşir : Yüz Kâbe’ye, hayat Birr’e, irade Allah’a yönelir.
Bu yüzden kıblenin en özlü tarifi belki şudur : Kıble, yüzün yönüdür; istikâmet, hayatın yönüdür; Birr ise o yönün hayatta görünür hâle gelmesidir.
Ve en kritik uyarı : Kâbe’ye dönmek yetmez; Kâbe’nin gösterdiği yöne doğru yaşamak gerekir. Çünkü kıbleye dönmek bir başlangıçtır; kıblede istikâmet üzere kalmak ise bir hayat meselesidir.
Yorumlar
Yorum Gönder