NEDEN İMTİHAN VAR?!.

NEDEN İMTİHAN VAR?!.

Şâhitlik, Delil ve İlâhî Adâlet

“Neden imtihan var” sorusu, aslında teodise/kötülük meselesinin de ötesine geçen temel bir sorudur.

Eğer Allah insanı ezelden biliyorsa, insan neden imtihan ediliyor?!.

Allah kimin ne yapacağını önceden biliyorsa, neden insanın hayatını yaşamasına, tercih etmesine, iyiyi veya kötüyü fiilen gerçekleştirmesine ihtiyaç var?!.

Bu soruların cevabını Allah’ın bilmesi ile insanın yapması arasındaki farkta aramak gerekir. Çünkü Allah insanı bilir; insan ise kendisini fiilleriyle ortaya koyar.

İmtihan, Allah’ın bilmediğini öğrenmesi için değildir.

İmtihan, insanın kendi hayatına şâhit olması ve hakkında verilecek hükmün apaçık deliller üzerine kurulması içindir.

1. Allah’ın Bilgisi Ezelîdir

Allah’ın insan hakkındaki bilgisi zaman içinde oluşmaz.

Allah, insanın geçmişini, bugününü ve geleceğini bilir.

İnsanın neyi seçeceğini, ne yapacağını, nereye yöneleceğini Allah’ın bilmesi için insanın bunu önce gerçekleştirmesi gerekmez.

Dolayısıyla imtihanı, “Allah'ın! bakalım insan ne yapacak diye bekliyor” şeklinde düşünmek doğru değildir.

Allah için insanın hayatı malumdur. Fakat Allah’ın bilmesi ile insanın fiili aynı şey değildir.

• Allah bilir.

• İnsan tercih eder.

• Allah bilir.

• İnsan yapar.

• Allah bilir.

• İnsan yaşar.

İşte imtihan bu yaşanan fiiller alanıdır.

2. İmtihan Allah İçin Değil, İnsan İçindir

Öyleyse imtihanın amacı Allah’a yeni bir bilgi kazandırmak değildir.

İmtihanın muhatabı insandır.

İnsan, kendisine verilmiş akıl, irade, güç, bilgi ve imkânlarla karşılaşır.

Sonra tercih eder.

Tercihini eyleme dönüştürür.

Eylemiyle kendisini ortaya koyar.

Böylece insan yalnızca “ne yapabileceğini” değil, gerçekte ne yaptığını ortaya çıkarır.

Bu yüzden imtihan, potansiyelin fiile, tercihin eyleme, eylemin karaktere dönüşme sürecidir.

3. İlk Şâhit : İnsan

Kur'an, insanın Allah’a karşı bütünüyle “habersizdim” diyemeyeceği bir zemine dikkat çeker.

A’râf 7/172’de Âdemoğullarına : “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sorulur.

Onlar : “Evet, şahit olduk.” derler.

Ve âyetin devamında bunun amacı açıklanır : “Kıyamet günü, ‘biz bundan habersizdik’ demeyesiniz diye...”

Buradaki şâhitlik son derece önemlidir.

İmtihanın amacı yalnızca insanı bir tercihin önüne koymak değil; insanı kendi varlığına ilişkin hakikate karşı şâhit kılmaktadır.

Bu yüzden hesap gününde “ben bilmiyordum” iddiasının mutlak bir mazeret olarak ileri sürülmesine izin verilmez.

4. Elçiler : İnsanların Hüccetini Ortadan Kaldırmak

Bu ilke Nisâ 4/165’te daha açık biçimde görülür : “Elçilerden sonra insanların Allah’a karşı bir hücceti olmasın diye...”

Elçilerin gönderilmesinin önemli amaçlarından biri budur.

İnsan :

• “Bana hakikat bildirilmedi.”

• “Bana doğru ile yanlış gösterilmedi.”

• “Benden ne istendiğini bilmiyordum.” diyemesin.

• Vahiy gelir.

• Elçi gelir.

• Hakikat açıklanır. Ve

• İnsan tercih eder.

Böylece insanın Allah’a karşı ileri sürebileceği hüccet ortadan kalkar. Demek ki imtihanın içinde yalnızca özgürlük değil, bildirilmiş sorumluluk da vardır.

5. İkinci Şâhit : İnsan Kendi Nefsine Karşı Basîrettir

Fakat Kur'an bununla yetinmez.

Kıyâme 75/14-15 : “Bilakis insan kendi nefsine karşı basîrettir; mazeretlerini ortaya koysa bile.”

Burada hesap açısından çok daha derin bir gerçek ortaya çıkar.

İnsan :

• Kendisini bilir.

• Ne yaptığını bilir.

• Neden yaptığını bilir.

• Neyi gizlediğini bilir.

• Neyi bahane ettiğini bilir.

• Hakikati ne zaman gördüğünü ve ne zaman ondan yüz çevirdiğini bilir.

Bu nedenle insan, hesap gününde kendi hayatının dışarıdan bir gözlemcisi değildir.

İnsan, kendi hayatının şâhididir.

İnsan mazeret ileri sürse bile, kendi içindeki hakikat o mazeretin gerçek olup olmadığını bilir.

6. “Kitabını Oku!”

İsrâ 17/14’te bu durum daha da somutlaşır : “Kitabını oku! Bugün hesap görücü olarak nefsin sana yeter.”

Ne muhteşem bir ifade!.

İnsana yabancı bir hayatın hesabı sorulmuyor.

İnsana kendi kitabı okutuluyor.

Kendi hayatı önüne getiriliyor.

Kendi fiilleriyle yüzleştiriliyor.

Kendi tercihlerinin kaydını kendisi okuyor.

Bu nedenle hesap gününde insan, “ben böyle değildim” diyemez. Çünkü kendi kitabını kendisi okumaktadır.

7. Fiillerin Delile Dönüşmesi

Zilzâl sûresi bu ilkeyi daha da açık biçimde ortaya koyar : “Kim zerre ağırlığınca hayır işlerse onu görür; kim zerre ağırlığınca şer işlerse onu görür.”

Burada hiçbir fiil kaybolmaz.

Büyük veya küçük.

Gizli veya açık.

İnsanların bildiği veya bilmediği.

Her biri insanın hayatında yerini alır.

Böylece insanın akıbeti yalnızca soyut bir bilgiye dayanmaz.

Fiilleri delil hâline gelir.

8. Beden Bile Şâhitlik Eder

Kur'an bununla da yetinmez.

Nûr 24/24’te : “O gün dilleri, elleri ve ayakları yaptıkları şeylere karşı onların aleyhine şâhitlik edecektir.” denilir.

Fussilet 41/20-21’de kulakların, gözlerin ve derilerin şâhitliğinden söz edilir.

Bu tablo, ilâhî adâletin nasıl tecellî edeceğine ilişkin son derece güçlü bir tasavvur ortaya koyar:

İnsan kendi fiilinden kaçamaz; çünkü kendi varlığı onun delilidir.

• Kendi eli kendine şâhit.

• Kendi ayağı kendine şâhit.

• Kendi dili kendine şâhit.

• Kendi gözü kendine şâhit.

• Kendi derisi kendine şâhit.

• Kendi nefsi kendine şâhit.

• Kendi kitabı kendine şâhit.

Böylece insanın aleyhine veya lehine delil, hayatının dışından değil, kendi gerçekleştirdiği hayattan çıkar.

9. Neden Bu Kadar Delile İhtiyaç Var?!.

Çünkü mesele yalnızca Allah’ın bilmesi değildir.

Allah zaten bilir.

Mesele, insanın da hakikati görmesidir.

İlâhî adâlet yalnızca “Allah biliyor” şeklinde gerçekleşmez.

İnsan da “evet, ben bunu yaptım” diyebilecek bir açıklıkla kendi fiiliyle karşılaşır.

İşte burada hesap ile imtihan arasında doğrudan bir bağ kurulur.

İmtihan, fiili gerçekleştirir.

Hesap, fiili gösterir.

Şâhitlik, fiili doğrular.

Adâlet, fiile göre hükmeder.

Böylece insanın itiraz alanı kapanır.

10. “Hiçbir Nefse Haksızlık Edilmez”

Enbiyâ 21/47’de : “Kıyamet günü için adâlet terazilerini kurarız; hiçbir nefse hiçbir şekilde haksızlık edilmez.” buyurulur.

Bu, bütün sistemin ahlâkî temelidir : Hiçbir nefse haksızlık edilmeyecektir.

• Ne fazla ceza.

• Ne eksik ödül.

• Ne görülmeyen iyiliğin kaybı.

• Ne gizlenen kötülüğün unutulması.

• Ne de başkasının yaptığı şeyin insana yüklenmesi.

Hesap kişiseldir.

Delil apaçıktır.

Hüküm âdildir.

11. İmtihanın Anlamı Burada Ortaya Çıkıyor

Şimdi “neden imtihan var” sorusuna daha tam cevap verebiliriz.

İmtihan Allah’ın kimin ne olduğunu öğrenmesi için değildir.

Allah zaten bilir.

İmtihan, insanın :

• Tercih etmesi,

• Tercih ettiğini gerçekleştirmesi,

• Kendi fiiline şahit olması,

• Kendi hayatının delilleriyle karşılaşması,

• Hiçbir mazeretin hakikati örtememesi içindir.

Böylece insan hakkında verilecek hüküm, insan açısından da apaçık ve tartışmasız hâle gelir.

Bu nedenle imtihan, ilâhî bilginin tamamlanması değil; insanî sorumluluğun gerçekleşmesidir.

12. İmtihanın İçinde Özgürlük ve Sorumluluk Vardır

İnsan seçemiyor olsaydı, imtihanın anlamı kalmazdı.

İnsan tercih edemiyor olsaydı, sorumluluk anlamsızlaşırdı.

Bu nedenle imtihanın temelinde irade vardır. Fakat irade yalnızca seçeneklerin bulunması değildir.

İrade, seçilen şeyin fiile dönüştürülmesidir.

İnsan : “Ben adâleti seçiyorum” diyebilir fakat adâlet, ancak fiilde görünür.

“Ben merhametliyim” diyebilir fakat merhamet, ancak davranışta ortaya çıkar.

“Ben güveniyorum/inanıyorum” diyebilir fakat güven/iman, insan sınandığında görünür.

Bu yüzden hayat, insanın iddiası ile eylemi arasındaki mesafeyi ortaya çıkarır.

13. Başkasının Kötülüğü de Benim İmtihanım Olabilir

İmtihan yalnızca insanın kendi yaptığı şeylerden ibaret değildir.

Başkalarının yaptıkları da bizim önümüze imtihan olarak çıkabilir.

Bir insan zulmeder; zâlim, zulmüyle sınanır.

Mazlum, zulme maruz kalmasıyla sınanır.

Şâhit, gördüğü zulüm karşısındaki tavrıyla sınanır.

Güç sahibi, zulmü engelleyip engellememesiyle sınanır.

Toplum, zulmü normalleştirip normalleştirmemesiyle sınanır.

Fakat herkes kendi fiilinden sorumludur.

Zâlim, zulmünden sorumludur; mazlum, mazlum oluşundan değil, kendi tercihinden sorumludur.

Böylece bir insanın kötülüğü, başka bir insan için yeni bir imtihan alanı meydana getirebilir.

14. Dünya : Delillerin Gerçekleştiği Yer

Bu bakımdan dünya yalnızca insanın yaşadığı yer değildir.

Dünya, insanın kendi hayatının delilini oluşturduğu yerdir.

İnsan, burada = bu dünyada 

• Konuşur.

• Susar.

• Seçer.

• Vazgeçer.

• Yapar.

• Yapmaz.

• Adâlet arar.

• Zulmeder.

• Affeder.

• İntikam alır.

• Paylaşır.

• Biriktirir.

Bütün bunlar, insanın kitabına yazılır.

İnsan kendi kitabını burada oluşturur.

Âhirette ise ona : “kitabını oku!” denilir.

Bu nedenle dünya ile âhiret birbirinden kopuk değildir.

Dünya fiilin, âhiret şâhitliğin ve hesabın alanıdır.

15. İmtihanın Nihâî Hikmeti

Öyleyse imtihanın hikmetini şöyle ifade edebiliriz : Allah insanı ezelde bilir; fakat insan, kendi tercihlerini zaman içinde gerçekleştirerek kendisini ortaya koyar.

Allah’ın bilgisi insanı zorlamaz.

İnsanın fiili Allah’ın bilgisine yeni bir şey eklemez. Fakat insanın fiili, insanın kendi sorumluluğunu fiilen gerçekleştirir.

Böylece hesap gününde insan :

“Ben böyle yapmadım” diyemez.

“Bilmiyordum” diyemez.

“Bana bildirilmedi” diyemez.

“Bana haksızlık edildi” diyemez.

Çünkü :

• Şâhit vardır.

• Delil vardır.

• Kitap vardır.

• Fiil vardır.

• Ve insan kendi nefsine karşı basîrettir.

SONUÇ

“Neden imtihan var” sorusunun cevabı, Allah’ın insanı tanımaya ihtiyacı olduğu değildir.

Allah kimin kim olduğunu ezelde bilir.

İmtihanın amacı : İnsanın kendi tercihini gerçekleştirmesi, kendi fiiline şâhit olması, sorumluluğunun delillerle ortaya çıkması ve âkıbetine ilişkin hükmün mutlak adâletle verilmesidir.

Bu nedenle imtihanı şöyle özetleyebiliriz :

• Allah bilir.

• İnsan tercih eder.

• İnsan yapar.

• İnsan kendi yaptığına şâhit olur.

• Deliller ortaya konur.

• Mazeretler düşer.

• Allah adâletle hükmeder.

Ve bütün bunların merkezinde şu ilke vardır : “Hiçbir nefse hiçbir şekilde haksızlık edilmez.” (Enbiyâ 21/47.)

Böylece imtihan, Allah’ın bilgisindeki bir belirsizliği gidermek için değil; insanın kendi hayatına şâhit olması ve ilâhî adâletin insan açısından da apaçık hâle gelmesi için vardır.

İnsan sonunda Allah’ın kendisi hakkında ezelden bildiği şeyle değil yalnızca, kendisinin yaşayıp gerçekleştirdiği hayatla yüzleşir.

Ve insan, kendi kitabını kendisi okur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

SOLUK