KÜLLÎ VE CÜZ’Î İRADE
Küllî ve Cüz’î İrade
İnsan, seçen bir varlıktır. Hayatı boyunca ihtiyaçları, arzuları, beklentileri, imkânları ve karşılaştığı zorunluluklar arasında tercihler yapmak durumundadır. İnsan, devletin yasaları, toplumun beklentileri, doğanın düzeni ve kendi nefsinin talepleri arasında gidip gelir; sonunda bir tercihte bulunur. Hatta çoğu zaman tercih etmemek bile bir tercihtir.
Bu sebeple insanın hayatı, baştan sona bir seçimler/tercihler dizisidir.
Her insanın içinde bulunduğu şartlar, sahip olduğu bilgi, tecrübe, imkân ve karşısındaki seçenekler birbirinden farklı olduğundan, her insanın seçimi de kendine özgüdür. Bu anlamda : Her insanın seçimi özeldir; çünkü her insanın karşı karşıya bulunduğu seçim alanı özeldir.
Bu aynı zamanda insan olmanın zorluğudur. Çünkü insan yalnızca seçmekle değil, doğruyu seçmekle de karşı karşıyadır.
1. İrade : Seçimin Gücü
İrade, en temel anlamıyla seçebilme ve tercihini eyleme dönüştürebilme gücüdür. Fakat irade, kendi başına doğruyu garanti etmez.
İnsan güçlü bir iradeye sahip olduğu hâlde yanlış bir tercihte bulunabilir. Çünkü doğru seçim için yalnızca seçme gücü değil, doğru bilgi ve doğru ölçü de gerekir.
Burada insanın temel sınırı ortaya çıkar : İnsan seçebilir; fakat her şeyi bilemez.
İnsanın bilgisi sınırlıdır. Geleceği bütünüyle göremez; bir tercihin bütün sonuçlarını önceden kuşatamaz; olaylar ve insanlar arasındaki bütün ilişkileri ihâta edemez. Kendi nefsinin etkilerinden de tamamen bağımsız değildir. Dolayısıyla insanın iradesi gerçektir; fakat mutlak değildir.
2. Küllî İrade
Küllî irade, insan iradesinin içinde gerçekleştiği bütün varlık düzenini kuşatan Allah’ın mutlak iradesidir.
İnsan kendi varlığını seçerek dünyaya gelmemiştir. İçinde doğduğu zamanı, toplumu, bedeni, tabiatı, temel varlık şartlarını ve hayatın bütün imkânlarını kendisi belirlememiştir.
İnsan seçer; fakat seçebileceği alanı kendisi yaratmaz.
İnsan ister; fakat istemesini mümkün kılan varlığı kendisi yaratmamıştır.
İnsan eylemde bulunur; fakat eylemde bulunduğu dünyayı kendisi var etmemiştir.
Bu sebeple insanın iradesi, Allah’ın küllî iradesinden bağımsız, kendi başına kurulmuş mutlak bir irade değildir.
İnsan irade sahibidir; fakat iradesinin mutlak sahibi değildir.
Küllî irade, insanın iradesini yok eden bir rakip irade değildir. Aksine insan iradesinin de içinde bulunduğu varlık düzeninin ontolojik zeminidir.
3. Cüz’î İrade
Cüz’î irade ise insanın bu küllî düzen içinde kendisine sunulan imkânlar arasından tercihte bulunabilme gücüdür.
İnsan bütün dünyayı seçemez fakat kendisine açılan imkânlar içinde bir yön seçebilir.
İnsan her şeyi kontrol edemez fakat kendi tercihinden sorumlu olacak bir eylemde bulunabilir.
İnsan her sonucu belirleyemez fakat hangi niyetle, hangi tercihle ve hangi eylemle hareket edeceğine karar verebilir.
Bu nedenle cüz’î iradeyi küçümsemek de onu mutlaklaştırmak da yanlıştır.
Cüz’î irade sınırlıdır; fakat gerçektir.
Onu gerçek kılan da tam olarak budur : İnsan, kendi iradesiyle yaptığı tercihler sebebiyle sorumludur.
4. Bilginin Sınırı ve Vahyin Rehberliği
İnsanın iradesinin en önemli sınırlarından biri bilgi eksikliğidir.
İnsan çoğu zaman bir tercihte bulunurken bütün hakikati bilmez. Bir davranışın yakın sonucunu görebilir; uzak sonucunu göremeyebilir. Bugünkü kazancı görebilir; yarınki kaybı göremeyebilir. Dünyadaki görünüşü görebilir; onun ahlâkî ve uhrevî sonucunu göremeyebilir.
İşte insanın vahye ihtiyacı burada ortaya çıkar.
Vahiy, insanın yerine seçim yapmak için değil, insanın kendi başına tam olarak ihâta edemeyeceği hakikat hakkında bilgi, ölçü ve rehberlik vermek için gelir.
Bu yüzden vahiy iradenin yerine geçmez; iradenin doğruyu seçebilmesi için ona ışık tutar.
Akıl bilgiyi değerlendirir.
Vahiy hakikate ilişkin ölçüyü bildirir.
İrade tercihte bulunur.
Eylem tercihi görünür hâle getirir.
Sorumluluk ise bu tercihin insana ait ahlâkî sonucudur.
Bu zincirin herhangi bir halkasını diğerinin yerine koymak, insanın ahlâkî yapısını bozar.
5. Vahiy İradeyi İptal Etmez
Eğer vahiy insanın iradesini ortadan kaldıracak, onun yerine seçim yapacak veya insanı seçme imkânından mahrum bırakacak şekilde anlaşılırsa, sorumluluğun temeli de zedelenir.
Çünkü seçmeyen insan, seçimin sorumluluğunu taşıyamaz.
Bu sebeple vahiy, insana doğruyu bildirir; emreder, yasaklar, uyarır, sonuçları haber verir ve istikâmet gösterir fakat insanın yerine irade etmez.
İnsan hâlâ seçmek zorundadır.
İşte imtihanın ahlâkî boyutu burada ortaya çıkar.
Vahiy yolu aydınlatır; yürüyen ise insandır.
Bu nedenle vahyin insan iradesi üzerindeki etkisini zorlayıcı bir belirleme olarak değil, rehberlik olarak anlamak gerekir.
6. İrade, Ahlâk ve Sorumluluk
İrade ile sorumluluk birbirinden ayrı düşünülemez.
Her seçim bir sorumluluk doğurur.
İnsan yaptığı tercihin sonucunu bütünüyle kontrol edemeyebilir; fakat tercihini üstlenmekle yükümlüdür.
Bu nedenle insan sonuçların tamamından değil, kendi iradesiyle gerçekleştirdiği tercih ve eylemden sorumludur.
İnsan hayatı tek bir seçimden ibaret değildir. Her tercih, sonraki tercihler için yeni şartlar oluşturur. Böylece seçimler birbirine eklenir ve insanın hayatı bir seçimler zincirine dönüşür.
Bu sebeple her seçim bir sorumluluktur; seçimlerin bütünü ise insanın hayat boyunca taşıdığı toplam sorumluluk alanını oluşturur.
Burada ahlâk ortaya çıkar.
Bilgi, insanın neyi görebileceğini ve değerlendirebileceğini belirler.
Akıl, seçenekleri tartar.
İrade, tercihte bulunur.
Ahlâk, tercihin doğruluğu meselesini gündeme getirir.
Eylem, tercihi gerçekleştirme biçimidir.
Sorumluluk ise insanın kendi seçiminin hesabını üstlenmesidir.
Dolayısıyla bilgi olmadan doğru seçim zorlaşır; irade olmadan seçim gerçekleşmez; seçim olmadan sorumluluk doğmaz.
7. “Ve Mâ Teşâûne İllâ En Yeşâallâh”
Kur’ân’ın : “Siz, Allah dilemedikçe dileyemezsiniz.” (İnsan 76/30; Tekvîr 81/29) ifadesi, insanın iradesini yok saymak için değil, onun mutlak olmadığını hatırlatmak bakımından önemlidir.
İnsan diler.
İnsan seçer.
İnsan eylemde bulunur.
Fakat insanın dilemesi, Allah’ın dilemesinden bağımsız, kendi kendine var olmuş mutlak bir irade değildir.
İnsan iradesi, Allah’ın yarattığı varlık düzeni içinde işler.
Bu nedenle âyet, insanın seçimini anlamsızlaştırmaz; aksine insan iradesinin ontolojik sınırını gösterir.
İnsan : “Ben diledim; öyleyse her şeyi ben belirledim” diyemez. Fakat “benim hiçbir iradem yok; dolayısıyla hiçbir seçimimden sorumlu değilim” de diyemez.
İki iddia da insanın gerçek durumunu eksik anlatır.
Doğru denge şudur :
• İnsan seçer; fakat mutlak değildir.
• İnsan bilir; fakat bütün hakikati ihâta edemez.
• İnsan ister; fakat istemesini mümkün kılan varlığı kendisi yaratmamıştır.
• İnsan eyleme geçer; fakat bütün sonuçlara hükmedemez.
• Bu yüzden insan hem özgürdür hem sınırlıdır; hem seçendir hem sorumludur.
8. Küllî İrade ile Cüz’î İradenin Birlikteliği
Küllî irade ile cüz’î iradeyi birbirinin alternatifi hâline getirmek doğru değildir.
Küllî irade : Bütün varlık düzenini kuşatan ilâhî iradedir.
Cüz’î irade : İnsanın bu düzen içindeki sınırlı fakat gerçek tercih kudretidir.
Biri insanın iradesini yok etmez.
Diğeri Allah’ın mutlak iradesinden bağımsız değildir.
Bu sebeple küllî irade insanın iradesinin ontolojik zeminini; cüz’î irade ise insanın ahlâkî sorumluluğunun zeminini oluşturur.
İnsan, Allah’ın yarattığı imkânlar dünyasında kendisine düşen seçimi yapar.
Tam da bu nedenle insanın iradesi ne mutlak özgürlük ne de mutlak zorunluluktur.
İnsan, sınırlı imkânlar içinde gerçek tercihler yapan ve bu tercihlerinden sorumlu olan bir varlıktır.
Sonuç
Küllî ve cüz’î irade meselesini insanı ya tamamen özgür ya da tamamen mecbur kabul eden iki uç arasında sıkıştırmak yerine, insanın bilgi, irade, eylem ve sorumluluk bütünlüğü içinde ele almak gerekir.
İnsanın bilgisi sınırlıdır; bu yüzden vahye muhtaçtır.
İnsanın aklı vardır; bu yüzden vahyi anlayıp değerlendirebilir.
İnsanın iradesi vardır; bu yüzden seçim yapabilir.
İnsanın seçimi vardır; bu yüzden sorumludur.
İnsanın gücü sınırlıdır; bu yüzden her sonucu belirleyemez.
Ve bütün bunların üzerinde Allah’ın küllî iradesi vardır; çünkü insanın kendisi de, iradesi de, içinde seçim yaptığı varlık düzeni de Allah’ın yaratmasıyla mümkündür.
Böylece mesele şu cümlede toplanabilir : Allah insana seçme iradesi vermiştir; fakat onu mutlak irade sahibi kılmamıştır. İnsan, Allah’ın kurduğu varlık düzeni içinde, sahip olduğu sınırlı bilgi ve imkânlarla tercih eder. Vahiy, onun yerine seçmez; doğru seçebilmesi için hakikati ve ölçüyü bildirir. İnsan seçtiği için sorumludur; seçimlerinin bütünü de onun hayat boyunca taşıdığı sorumluluğun bütününü oluşturur.
Ve belki bütün metnin en kısa özeti şudur : Küllî irade varlığın; cüz’î irade seçimin; vahiy rehberliğin; akıl kavrayışın; ahlâk tercihin doğruluğunun; sorumluluk ise seçimin hesabının adıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder