KADER VE SORUMLULUK

KADER VE SORUMLULUK

Verili İmkândan Âhiret Hesabına

Kader meselesini yalnızca “Allah gelecekte ne olacağını önceden belirlemiştir” sorusuna indirgediğimizde, insanın iradesi ve sorumluluğu ile kader arasında aşılması güç bir gerilim ortaya çıkar. Oysa meseleye insanın hayat tecrübesinden hareketle baktığımızda daha farklı bir yapı görülebilir : İnsan bir dünyanın içine doğar; o dünyanın bütün şartlarını kendisi belirlemez. Kendisine verilmiş bir takım imkânlarla karşılaşır. Bu imkânlar içinde seçimler yapar. Seçimleri sonuçlar doğurur. Bu sonuçların bir kısmı kendi hayatında kalırken, bir kısmı başkalarının hayatına ve hatta kendisinden sonra gelecek insanların şartlarına intikal eder.

Böylece insan yalnızca kaderini yaşayan değil, aynı zamanda kendi seçimleriyle başkalarının karşılaşacağı şartların bir kısmını oluşturan bir varlık hâline gelir. Fakat insan hiçbir zaman bu bütünün hâkimi değildir. Çünkü şartların bütünü hiçbir insanın kontrolünde değildir.

Buradan kader ile sorumluluk arasındaki temel ilişkiye ulaşabiliriz.

1. Kader : Verili İmkânlar Alanı

İnsan dünyaya boş bir sayfa olarak gelmez. Nerede ve ne zaman doğacağına, ana-babasına, ailesinin ekonomik durumuna, bedenine, kardeşlerine, tarihsel dönemine, toplumuna ve daha pek çok başlangıç şartına kendisi karar vermez.

Üstelik bunlar yalnızca ilk şartlardır. İnsan hayatını etkileyen sayısız başka unsurlar vardır.

Bu sebeple kaderi, öncelikle insanın içine doğduğu verili imkânlar alanı olarak düşünmek mümkündür.

Bu imkânlar bazı insanlar için nispeten aynı, bazıları için ise son derece farklı olabilir.

Birinin sahip olduğu imkân diğerinin hiç sahip olmadığı bir imkân olabilir. Birinin yükünü ağırlaştıran şart, başka birinin hayatında hiç bulunmayabilir.

Dolayısıyla herkesin kaderi aynı değildir. Çünkü herkes aynı verili imkânlar alanına doğmaz.

2. Verili Olan ile Seçilen Aynı Şey Değildir

Burada çok önemli bir ayrım ortaya çıkar : İnsana verilen ile insanın seçtiği aynı değildir.

İnsan başlangıç şartlarının tamamını seçmez. Fakat o şartların içinde ne yapacağına dair belli bir seçim alanına sahiptir.

İnsan doğduğu aileyi seçmez; fakat ailesine karşı nasıl davranacağı konusunda seçimler yapabilir.

Doğduğu ekonomik şartları seçmez; fakat elindeki imkânları nasıl kullanacağına karar verebilir.

Doğduğu toplumu seçmez; fakat o toplumdaki haksızlık karşısında nasıl davranacağını seçebilir.

Bilginin kendisine hangi ölçüde ulaşacağını bütünüyle belirleyemez; fakat ulaştığı bilgi karşısında ne yapacağı konusunda sorumluluk sahibi olabilir.

Dolayısıyla kader, insanın seçmediği verili alanı; irade ise bu alan içindeki seçim imkânını ifade eder.

Bu nedenle kader ile irade birbirinin karşıtı değildir.

3. İnsan Kaderinin Bütün Şartlarına Hâkim Değildir

İnsan kendi hayatında seçimler yapar; fakat hayatını oluşturan şartların tamamına hâkim değildir. Hatta dünyanın bütün insanları bir araya gelse bile insan hayatını meydana getiren şartların tamamını oluşturamaz ve kontrol edemez. Çünkü insan tercihleri birbirine eklenir; doğal olaylar meydana gelir; tarih akar; toplumlar değişir; başka insanların kararları devreye girer; beklenmeyen karşılaşmalar ve sayısız başka şartlar ortaya çıkar.

İnsan kendi kararının sonucunu bile bütünüyle kontrol edemez. Bu nedenle insan kendi kaderinin bütününü belirleyemez fakat bundan insanın hiçbir şey yapmadığı sonucu da çıkmaz.

İnsan, kendisine verilmiş imkânlar içerisinde fâildir.

4. İrade : Verili İmkânlar İçinde Seçim

İnsan mutlak anlamda özgür değildir; fakat bütünüyle zorlanmış da değildir.

Onun özgürlüğü, kendisine verilmiş imkânlar alanında ortaya çıkar.

Bu yüzden insan :

• Seçer,

• Tercih eder,

• Yönelir,

• Vazgeçer,

• Israr eder.

Ve bu seçimler onun sorumluluk alanını meydana getirir.

Burada iradeyi kaderin karşısına koymak yerine, onu kaderin içindeki seçim kapasitesi olarak görmek daha tutarlıdır.

İnsan kaderinin tamamını seçmez; fakat kaderi içinde bazı seçimler yapar.

5. Sorumluluk : Seçimin Yükü ve Bedeli

Sorumluluk, insanın sahip olmadığı bir imkândan dolayı hesaba çekilmesi değildir.

Sorumluluk, sahip olduğu ve kullanabildiği imkânlar içerisinde yaptığı tercihle ilgilidir.

Bu nedenle herkesin sorumluluğu aynı olmayabilir. Çünkü herkesin imkânı aynı değildir.

Adâlet, herkese aynı yükü yüklemek değildir.

Adâlet, kişinin sahip olduğu imkân ve kapasite ölçüsünde sorumlu tutulmasıdır.

Bu yüzden sorumluluk yalnızca “ne yaptım” sorusu değildir, aynı zamanda “bana verilen imkânla ne yaptım ve yaptığım şeyin sonucunda ne meydana geldi” sorularıdır.

Sorumluluk, seçimin yüküdür; gerektiğinde onun bedelidir.

6. Seçim Sonuç Doğurur

İnsan yaptığı seçimlerin sonuçlarını bütünüyle kontrol edemez; fakat seçimleri sonuç üretir.

Bir iyilik başka bir iyiliğe yol açabilir.

Bir kötülük başka bir kötülüğün şartını hazırlayabilir.

Bir bilgi başka bir insanın imkânını genişletebilir.

Bir yanlış bilgi başka bir insanın karar alanını daraltabilir.

Bir adâlet örneği başka bir adâlet davranışına dönüşebilir.

Bir zulüm başka bir zulmün zeminini hazırlayabilir.

Dolayısıyla insanın ameli, yalnızca yapıldığı anda mevcut olan bir olay değildir.

Amel, sonuçlar üretir.

Bu sonuçlar başka insanların hayatına ulaşabilir.

7. Etkilemek Başkasının Kaderini Belirlemek Değildir

Burada çok önemli bir sınır vardır : İnsan başkasının kaderini bütünüyle belirlemez; fakat onun kader şartlarından bazılarını oluşturabilir.

Benim seçimlerim benden sonraki insanın hayatına etki edebilir fakat onun hayatındaki bütün şartları ben meydana getirmem.

Dolayısıyla ben, başkasının kaderinin tamamı değilim; onun kader şartlarından biri olabilirim.

Aynı şey benim için de geçerlidir.

Benden önce yaşayanların seçimleri benim karşılaşacağım şartların bir kısmını oluşturmuş olabilir fakat benim kaderimi onlar da bütünüyle belirlemiş değildir.

Böylece kader, tek bir insanın iradesiyle yazılan kapalı bir senaryo değil; insanların, toplumların ve sayısız başka şartın birbirine eklenmesiyle oluşan çok katmanlı bir hayat alanı olarak görünür.

8. İnsan Hem Kaderin Alıcısı Hem Kader Şartlarının Üreticisidir

İnsan dünyaya bir mirasın içine doğar.

Benden öncekiler bana yalnızca mal bırakmaz.

Bana :

• Dil,

• Kültür,

• Bilgi,

• Kurumlar,

• Alışkanlıklar,

• Ahlâkî örneklikler,

• Adâlet veya adâletsizlik,

• Güven veya güvensizlik gibi çok çeşitli imkânlar bırakabilirler.

Ben bunların hepsini seçmiş değilim fakat onları devralırım, sonra kendi seçimlerimi yaparım.

Ve benim seçimlerim de benden sonrakilerin verili şartlarından bazılarına dönüşür.

Böylece insan, kendisine bırakılan dünyanın yalnızca mirasçısı değil, kendisinden sonrakilere bırakılacak dünyanın da kısmen kurucusudur.

Bu, sorumluluğu yalnızca bireysel olmaktan çıkarıp nesiller arası bir boyuta taşır.

9. Miras : Seçimlerin Geleceğe Dönüşmesi

Bir insan çocuğuna mal bırakabilir ama aynı insan çocuğuna bir karakter, bir düşünce biçimi, bir davranış modeli ve bir hayat anlayışı da bırakabilir.

Bir toplum da kendisinden sonrakilere yalnızca binalar bırakmaz; kurumlar, hukuk, eğitim, kültür ve ahlâkî alışkanlıklar bırakır.

Bu yüzden insanın bugün yaptığı bazı seçimler, yarının insanı için verili imkânlara dönüşür.

Burada çok güçlü bir döngü ortaya çıkar : Bana verilen → benim seçtiğim → benim ürettiğim → başkasına verilen → onun seçtiği → onun ürettiği...

Bu zincirin hiçbir halkasında insan mutlak hâkim değildir fakat hiçbir halka da bütünüyle önemsiz değildir.

10. Cârî Etki : İyiliğin de Kötülüğün de Ölümden Sonra Devamı

İşte burada sadaka-i câriye ve kötülüğün cârî etkisi aynı zeminde anlaşılabilir.

Bir insanın yaptığı iyilik, kendisinden sonra da insanlara imkân sağlayabilir.

• Bir kuyu açılır.

• Bir okul kurulur.

• Bir kitap yazılır.

• Bir bilgi öğretilir.

• Bir insan yetiştirilir.

• Bir iyilik geleneği başlatılır...

Eylemin kendisi sona erer; fakat ürettiği imkân yaşamaya devam eder. Aynı şekilde bir kötülük de kendisinden sonra devam edebilir.

• Yanlış bilgi aktarılabilir.

• Zulüm kurumsallaşabilir.

• Bir düşmanlık nesilden nesile taşınabilir.

• Kötü bir örneklik başka insanlarda yeniden üretilebilir.

Dolayısıyla iyiliğin cârî etkisi olabildiği gibi kötülüğün de cârî etkisi olabilir. Fakat burada çok önemli bir ayrım yapılmalıdır : Etki devam eder; fakat başkasının suçu otomatik olarak bana veya benim suçum otomatik olarak başkasına geçmez.

11. “Velâ Teziru Vâziratün Vizra Uhrâ” : Sorumluluğun Şahsîliği

Kur’an’ın temel adâlet ilkelerinden biri şudur : “Hiçbir kimse, başkasının yükünü taşımaz.” (En’âm 6:164; İsrâ 17:15; Fâtır 35:18; Zümer 39:7; Necm 53:38)

Bu ilke, nesiller arasında şartların ve etkilerin aktarılmasını günahın aktarılması hâline getirmez.

Benden önceki insanın yaptığı kötülük benim kader şartlarımdan biri olabilir fakat onun günahı benim günahım değildir.

Miras kalan şart, miras kalan suç değildir.

Fakat ben o şartı devraldıktan sonra onunla ne yaptığım artık benim sorumluluğuma girer.

• Onu sürdürebilirim.

• Değiştirebilirim.

• Azaltabilirim.

• Telafi edebilirim.

• Ya da kendimden sonrakilere aktarabilirim.

Böylece bana aktarılan kötülük benim suçum olmayabilir; fakat onu yeniden üretmek benim sorumluluğum olabilir.

Aynı şekilde başkasını kötülüğe sürükleyen kişi, onun yerine geçmez.

Saptırılan kendi seçiminin sorumluluğunu taşır. Saptıran ise saptırma eyleminin ve sebebiyet verdiği etkinin sorumluluğunu taşır.

Dolayısıyla sonuçların aktarılması, sorumluluğun aktarılması değildir.

12. Ölüm : Amelin Değil, Yeni Amel İmkânının Sonu

Burada ölüm meselesine ulaşırız.

İnsan öldüğünde dünyadaki seçim imkânı sona erer. Artık yeni bir tercih yapamaz. Fakat bu, daha önce yaptığı amellerin sonuçlarının da sona erdiği anlamına gelmez.

Kur’an’ın Yâsîn 36:12’de söylediği gibi Allah : “Onların önden gönderdiklerini ve geride bıraktıkları eserleri yazar.

Buradaki eser, insanın kendisinden sonra bıraktığı iz bakımından son derece önemlidir.

Demek ki insanın hayatı yalnızca yaptığı fiillerden ibaret değildir.

İnsan, yaptığı fiillerle eserler bırakır.

Bu eserler başkalarının hayatında etkiler oluşturabilir.

Dolayısıyla ölüm, yeni amel üretme imkânının sona ermesidir ama daha önce üretilmiş amelin eserlerinin sona ermesi değildir.

• İnsan ölür fakat onun iyiliği yürüyebilir.

• Kötülüğü yürüyebilir.

• Bilgisi yürüyebilir.

• Yanlış bilgisi yürüyebilir.

• Yetiştirdiği insan yürüyebilir.

• Başlattığı adâlet veya zulüm yürüyebilir.

13. Amel Defteri : Önden Gönderilenler ve Geride Bırakılanlar

Bu noktada “amel defteri” meselesi yalnızca insanın yaşadığı anda yaptığı fiillerin kaydı olarak düşünülmemelidir.

İnsanın önden gönderdiği ameller ile geride bıraktığı eserler birlikte düşünülmelidir.

İnsan yaşarken amel eder.

Amellerinin bir kısmı sonuç doğurur.

Bu sonuçların bir kısmı kendisinden sonra da devam eder.

Böylece insanın ölümünden sonra artık yeni amel üretme imkânı bulunmasa da, daha önce ürettiği amellerin cârî sonuçları devam edebilir.

Bu nedenle amel defteri ölümle “yok” olmaz; fakat insanın yeni amel üretme imkânı sona erer.

Burada sadaka-i câriye anlaşılır hâle gelir.

İnsan öldükten sonra da kendisinin başlattığı iyilik devam ediyorsa, o iyiliğin eseri dünyada yaşamaya devam eder.

Aynı şekilde insanın başlattığı kötülük başkalarını etkileyerek devam ediyorsa, onun olumsuz eseri de yaşamaya devam edebilir.

Bu sebeple insanın dünyadaki hayatı, yalnızca yaşadığı yıllarla ölçülemez.

Bir insanın dünyadaki varlığının genişliği, kendisinden sonra bıraktığı etki alanıyla da ilgilidir.

14. Fakat Son Durak Dünya Değildir

Burada modelin en önemli halkasına ulaşıyoruz.

Eğer insanın amelleri yalnızca dünyadaki sonuçlarından ibaret olsaydı, mesele tamamlanmış olmazdı. Çünkü dünyada hiçbir hesap tam değildir.

İyilik yapan insan her zaman karşılığını burada alamaz.

Zulme uğrayan herkes her zaman burada hakkını alamaz.

Zalimlerin tamamı burada cezalandırılmaz.

Mazlumların tamamı burada telafi edilmez.

Dolayısıyla dünyadaki sonuçlar, nihâî hesabın kendisi değildir.

Kur’an’ın âhiret fikri tam da burada anlam kazanır.

Dünya, amelin üretildiği ve imkânların kullanıldığı hayat; âhiret ise amelin tam anlamıyla karşılığının görüldüğü ve hesabın tamamlandığı hayat olarak düşünülebilir.

Bu nedenle ölüm, yok oluş değil; hayatın başka bir safhasına geçiştir.

Dünya hayatı ile öte hayat arasında kopukluk değil, hesap bakımından devamlılık vardır.

15. Amel, Öteki Hayatın ‘Yakıtı’

Bu noktada “yakıt” kavramı, güçlü bir metafor olarak kullanılabilir.

İnsan bu dünyada sürekli bir şeyler üretir :

• İyilik,

• Kötülük,

• Adâlet,

• Zulüm,

• Bilgi,

• Cehalet,

• Sadakat,

• İhanet,

• Merhamet,

• Acımasızlık...

Bunların her biri yalnızca dünyada meydana gelen geçici hareketler değildir.

İnsanın amelleri, öteki hayatın hesabına taşınan ahlâkî içerikler üretir.

Bu anlamda dünya, amelin üretildiği hayat; âhiret, amelin karşılığının açığa çıktığı hayattır.

Ve mecazî olarak buradaki olumlu ve olumsuz ameller, oradaki hayatın “yakıtını” oluşturur.

İyilik orada karşılığını bulur.

Kötülük orada karşılığını bulur.

İnsan oraya boş gitmez, kendi amelleriyle gider.

Kur’an’ın : “Kim zerre ağırlığınca hayır yaparsa onu görür; kim zerre ağırlığınca şer yaparsa onu görür.” (Zilzâl 99:7–8) ifadesi, bu sürekliliğin en yoğun anlatımlarından biridir.

16. Hesap : Kaderin Değil, Seçimin Hesabı

Burada yeniden sorumluluk meselesine dönmek gerekir.

Allah insana verilmiş bütün şartların hesabını sormaz.

İnsan, seçmediği başlangıç şartlarının fâili değildir.

Hesap, insanın irade ve imkân alanındaki tercihleri üzerinden gerçekleşir.

Bu nedenle hesap, insanın kaderinin tamamının hesabı değil; kaderi içinde yaptığı seçimlerin hesabıdır.

İnsan fakir doğduğu için hesaba çekilmez.

Zengin doğduğu için ödüllendirilmez.

Belli bir bedene sahip olduğu için suçlanmaz.

Belli bir aileye doğduğu için mahkûm edilmez fakat sahip olduğu imkânlarla ne yaptığı hesaba konu olur.

• Gücünü nasıl kullandığı...

• Bilgisini nasıl kullandığı...

• Malını nasıl kullandığı...

• İradesini nasıl kullandığı...

• Kendisine verilmiş imkânları başkalarının lehine veya aleyhine nasıl kullandığı...

Bunlar onun amel alanıdır.

17. Böylece Kader ile Sorumluluk Birbirinin Karşıtı Değildir

Bütün bu çerçeve içinde artık şu sonuç ortaya çıkar :

Kader, insanın kendisine verilmiş imkânlar alanıdır.

İrade, bu alan içinde seçim yapabilme kapasitesidir.

Amel, iradenin eyleme dönüşmesidir.

Sorumluluk, bu seçimin yükü ve bedelidir.

Sonuç, amelin dünyada meydana getirdiği değişimdir.

Miras, bu sonuçların başkalarının verili şartlarına dönüşmesidir.

Cârî etki, bu sonuçların fâilin ölümünden sonra da devam edebilmesidir.

Hesap, kişinin kendi irade alanındaki amelinin karşılığını görmesidir.

Âhiret, bu hesabın tamamlandığı ve dünya hayatında eksik kalan adâletin tamamlandığı öteki hayat safhasıdır.

Böylece kader insanı sorumluluktan kurtaran bir mazeret olmaktan çıkar ama sorumluluk da insanı bütün şartların mutlak hâkimi hâline getirmez.

İnsan, ne mutlak kader mahkûmudur ne de mutlak kader belirleyicisidir, kaderin içinde fâildir.

18. Sonuç : Verilen İmkândan Öteki Hayata

Bütün sistemi tek bir zincirde toplayabiliriz :

• Bize verili imkânlar gelir.

• Biz bu imkânlar içinde seçim yaparız.

• Seçimlerimiz amele dönüşür.

• Amellerimiz sonuçlar üretir.

• Sonuçlarımızın bir kısmı başkalarının verili imkânlarına dönüşür.

• Onlar bu imkânlar içinde yeniden seçim yaparlar.

• Biz ölürüz; fakat bıraktığımız eserlerin etkisi devam edebilir.

• Ancak başkasının yükünü taşımayız; herkes kendi seçiminin sorumluluğunu taşır.

• Sonunda bütün bu ameller ve eserler hesap için öteki hayata taşınır.

Böyle bakıldığında insanın dünya hayatı, kendi içine kapanmış kısa bir biyolojik süre değildir.

İnsan :

• Bir miras alır,

• Bir seçim yapar,

• Bir amel üretir,

• Bir iz bırakır,

• Bir miras devreder

• ve sonunda yaptıklarıyla karşılaşır.

Bu yüzden ölüm, hikâyenin bitişi değildir.

Ölüm, seçim imkânının sona erdiği; fakat seçilmiş olanın sonuçlarının ve hesabının devam ettiği eşiktir.

İnsan dünyada yaşarken yalnızca kendi hayatını kurmaz; kendisinden sonrakilerin karşılaşacağı imkânların bir kısmını da oluşturur.

Ve bütün bunların ötesinde, insanın dünyada ürettiği hiçbir ahlâkî değer nihâî anlamda kaybolmaz. Çünkü dünya amel yurdudur; âhiret hesap ve karşılık yurdudur.

İnsan dünyaya eli boş gelmiş olabilir fakat oradan da eli boş gitmez.

Kendi amellerini, kendi eserlerini ve kendi seçimlerinin sonuçlarını beraberinde götürür.

Ve belki bütün meselenin en kısa ifadesi şudur : Kader bize verili imkânları getirir; irade bu imkânlar içinde seçim yapar; seçim amel olur; amel dünyada eser bırakır; eser başkasının kader şartına dönüşebilir; fakat sorumluluk şahsî kalır. Ölüm ameli üretme imkânını bitirir, amelin etkisini zorunlu olarak bitirmez. Ve sonunda insan, dünyada ürettiği amellerin hesabıyla öteki hayatta karşılaşır.

Böylece insanın dünya hayatı ile öteki hayatı arasında gerçek bir devamlılık vardır : Burada yapılan, orada karşılaşılır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

SOLUK