MÛSÂ’NIN HİKÂYESİ
MÛSÂ’NIN HİKÂYESİ
Çocukluktan Tûr’a : Görevin Hazırlanışı ve Mühürlenişi
Mûsâ’nın hikâyesini yalnızca Tûr’daki “innî ene Rabbuke” hitabından başlatmak, kıssanın en önemli taraflarından birini gözden kaçırmaktır. Çünkü Tûr’da gerçekleşen şey, gökten düşmüş bağımsız bir olay değildir. Mûsâ’nın çocukluğundan itibaren yaşadığı bütün hayat, Onu o âna doğru taşıyan uzun bir hazırlanma, olgunlaşma, yönelme ve muhataplık sürecidir.
Kur’an’ın Mûsâ kıssasına dair farklı sûrelerde verdiği parçaları birlikte düşündüğümüzde, karşımıza yalnızca bir Peygamberin hayatı değil; bir insanın ilâhî göreve nasıl hazırlandığına ilişkin güçlü bir ontolojik ve epistemolojik model çıkar.
• Mûsâ önce korunur.
• Sonra yetiştirilir.
• Sonra sarayda büyütülür.
• Sonra bir kırılma yaşar.
• Sonra kaçar.
• Sonra Medyen’de yıllarca olgunlaşır.
• Sonra ailesiyle birlikte yola çıkar.
• Sonra içindeki ateş yeniden belirir.
• Sonra nazar eder ve yönelir.
• Ve nihayet Allah Ona hitap eder.
Ancak bütün bunların sonunda henüz Firavuna gitmesi söylenmemiştir. Buraya kadar olan süreç, görevin kendisinden önceki hazırlık ve görevin ilâhî hitapla mühürlenmesi sürecidir.
1. Mûsâ Daha Çocukken Gözetim Altındadır
Mûsâ’nın hikâyesi onun kendi iradesiyle başlamaz. O daha çocukken, Firavunun erkek çocuklarını öldürttüğü bir ortamda dünyaya gelir. Onun hayatı daha başlangıçta ölüm tehdidi altındadır.
Annesine vahyedilir :
وَأَوْحَيْنَا إِلَىٰ أُمِّ مُوسَىٰ أَنْ أَرْضِعِيهِ ۖ فَإِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَأَلْقِيهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَافِي وَلَا تَحْزَنِي ۖ إِنَّا رَادُّوهُ إِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلِينَ
“Sen Onu emzir; Onun için korktuğunda Onu suya bırak; korkma ve üzülme. Şüphesiz Onu sana geri döndüreceğiz ve Onu elçilerden kılacağız.” (28/7.)
Burada Mûsâ’nın hayatında daha çocukken çok önemli bir hakikat ortaya çıkar : Mûsâ henüz hiçbir karar veremeyecek yaştayken Onun hayatı bir ilâhî plan içinde korunmaktadır.
• Henüz görev yoktur.
• Henüz vahiy alan bir Peygamber yoktur.
• Henüz bilinçli bir dâvâ yoktur.
Fakat gelecekteki görev için bir ilâhî hazırlama vardır.
Mûsâ’nın annesine gelen vahiy, Mûsâ’nın henüz kendisinin farkında olmadığı bir geleceğe işaret eder : “Onu elçilerden kılacağız.” Demek ki Mûsâ’nın hayatı, kendi bilincinden önce başlayan bir ilâhî hazırlıkla çevrilidir.
2. Nil’e Bırakılmak : Kayıp Değil, Korunma
Anne için en büyük paradoks budur : Çocuğunu korumak için Onu bırakmak. Mûsâ’nın annesi Onu sandığa koyup suya bırakır. Fakat Kur’an’ın anlatısında bu, terk edilme değildir.
Allah : وَلِتُصْنَعَ عَلَىٰ عَيْنِي = “Gözümün önünde yetiştirilmen için...” (20/39.) buyurur.
Buradaki ifade Mûsâ’nın hayatındaki temel kavramlardan birini daha şimdiden ortaya çıkarır : “Ayn” = göz. Fakat bu kez Mûsâ’nın gözü değil, ilâhî gözetim söz konusudur.
Mûsâ insanların gözünden kaçırılırken Allah’ın “ayn”ı altındadır.
İnsanların görmediği yerde Allah’ın gözetimi vardır.
Mûsâ’nın hayatı daha çocukken görünmeyen bir ilâhî gözetim altında şekillenmeye başlar.
Bu nokta, ayn-basar-nazar-idrâk hattı açısından son derece anlamlıdır.
İnsan henüz görmeden önce Allah görmektedir.
3. Firavunun Sarayında Büyümek
Mûsâ’nın Firavunun öldürmek istediği çocuklardan biri olması gerekirken, sonunda Firavunun sarayında yetişmesi, kıssanın en büyük paradokslarından biridir.
Allah, gelecekte karşısına çıkaracağı Mûsâ’yı Firavunun kendi evinde yetiştirir.
Bu, sıradan bir tesadüf değildir.
Mûsâ’nın gelecekte mücadele edeceği iktidarın merkezinde yetişmesi, Ona daha sonra karşılaşacağı düzeni içeriden tanıma imkânı verir.
Böylece Mûsâ yalnızca dışarıdan bakarak Firavunu tanıyacak biri değildir. Firavun düzeninin nasıl çalıştığını yaşayarak öğrenmiştir.
Bu da görevden önceki hazırlığın bir başka boyutudur : İnsanın mücadele edeceği yapıyı tanıması.
4. Allah’ın Mûsâ’yı Kendi Terbiyesi Altında Yetiştirmesi
Tâhâ sûresinde Allah Mûsâ’ya geçmişini hatırlatırken : وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي = “Ve Seni kendim için yetiştirip seçtim.” (20/41.) buyurur.
Bu ifade, Mûsâ’nın hayatının bütününe ışık tutar. Onun çocukluğundan itibaren yaşadığı olaylar birbirinden kopuk değildir.
Mûsâ’nın hayatı bir hazırlanma sürecidir.
• Çocukluk, korunma.
• Saray, gözlem ve tecrübe.
• Hayatın kırılması, sorumluluk ve vicdan.
• Medyen, uzun süreli olgunlaşma.
• Dönüş, göreve hazır oluş.
• Tûr, ilâhî hitap.
Burada önemli olan şudur : Allah Mûsâ’yı bir anda görevli hâle getirmemiş; Onu görevi taşıyabilecek bir insan hâline getirmiştir.
5. İlk Büyük Kırılma : Mûsâ’nın Zulme Müdahalesi
Mûsâ büyüdüğünde bir gün şehre girer ve iki kişinin kavga ettiğini görür. Biri kendi tarafından, diğeri düşman taraftandır.
Mûsâ, kendi tarafından olan kişinin yardım talebine karşılık verir ve diğerine vurur ve adam ölür, Mûsâ bunun üzerine : رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ لِي = “Rabbim! Ben nefsime zulmettim; beni bağışla.” (28/16.) der.
Bu olay Mûsâ’nın hayatında son derece önemlidir. Çünkü Mûsâ’nın içinde daha o zaman zulme karşı müdahale eden güçlü bir adâlet ve sorumluluk duygusu vardır. Fakat bu güç henüz tam olarak olgunlaşmış değildir. Mûsâ iyi niyetle müdahale etmiş, fakat eylemin sonucu ölüm olmuştur.
Burada Mûsâ’nın öğrenmesi gereken şeylerden biri ortaya çıkar : Haklı bir öfke, doğru bir amaç ve güçlü bir adâlet duygusu tek başına yeterli değildir; doğru eylem için hikmet, ölçü ve istikâmet gerekir.
Mûsâ’nın göreve hazırlanması tam da bu tür tecrübelerden geçecektir.
6. Kaçış : Eski Hayattan Kopuş
Olayın ardından Mûsâ şehirden çıkar : فَخَرَجَ مِنْهَا خَائِفًا يَتَرَقَّبُ = “Korkarak ve etrafını gözetleyerek oradan çıktı.” (28/21.)
Mûsâ artık sarayın güvenli dünyasından çıkmıştır. Bir anlamda ilk hayatı kapanmıştır.
Medyen’e giden Mûsâ :
رَبِّ إِنِّي لِمَا أَنزَلْتَ إِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَقِيرٌ
“Rabbim! Bana indireceğin her hayra muhtacım.” (Kasas 28/24) der.
Bu duâ, Mûsâ’nın yeni hayatının anahtarlarından biridir. Çünkü burada artık kendisine güvenen güçlü saray insanı yok; muhtaç olduğunu bilen bir insan vardır.
Ve gerçek hazırlık biraz da burada/n başlar.
7. Medyen : Mûsâ’nın Uzun Terbiye Dönemi
Mûsâ Medyen’de Şuayb’in yanında uzun yıllar geçirir.
Şuayb, Kur’an’ın ifadesiyle Mûsâ’ya evlilik ve çalışma üzerinden bir hayat düzeni teklif eder :
قَالَ إِنِّي أُرِيدُ أَنْ أُنكِحَكَ إِحْدَى ابْنَتَيَّ هَاتَيْنِ عَلَىٰ أَن تَأْجُرَنِي ثَمَانِيَ حِجَجٍ...
Nikâh ve sekiz yıl çalışma; isterse bunu on yıla tamamlama anlaşması. Burada Mûsâ’nın hayatında çok önemli bir eğitim başlar :
• Güçten emeğe,
• Saraydan çalışan insan olmaya,
• İktidar merkezinden aile hayatına,
• Kendi kararlarının sonuçlarını yaşamaktan sabra,
• Âni müdahaleden uzun süreli sorumluluğa geçiş.
Bu nedenle Şuayb dönemi yalnızca “Mûsâ’nın evlendiği ve çobanlık yaptığı yıllar” değildir. Kıssanın bütünlüğü içinde bu dönem, Mûsâ’nın görev taşıyabilecek bir karaktere dönüştüğü uzun hazırlık dönemi olarak okunabilir.
Şuayb burada Mûsâ’nın Peygamberliğinin kaynağı değildir.
Şuayb Allah’ın Elçisidir; fakat Mûsâ’nın yetişme sürecinde de bir vesiledir.
Bu ayrım önemlidir.
Şuayb hazırlayan sebeptir; Allah hazırlamanın Müsebbibidir.
8. Yıllar Sonra Dönüş
Mûsâ artık Medyen’deki hayatını tamamlamış, ailesiyle birlikte yola çıkmıştır.
Bu dönüş, çocuklukta başlayan uzun yolculuğun yeni bir aşamasıdır.
Mûsâ artık saraydan çıkan genç değildir.
Hayat tecrübesi edinmiş, aile kurmuş, emek vermiş, sorumluluk taşımış ve yıllar içinde olgunlaşmış bir insandır.
Tam bu noktada Tâhâ sûresindeki : وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي ifadesinin anlamı daha da derinleşir : “Seni Kendim için yetiştirdim.”
Mûsâ’nın yaşadığı hiçbir dönem boşa gitmemiştir.
9. Ateş : Dışarıdaki Görüntü, İçerideki Ateş
Yolculuk sırasında Mûsâ : إِنِّي آنَسْتُ نَارًا = “Bir ateş fark ettim.” (20/10.) der.
Burada kıssayı yalnızca fiziksel bir ateş hikâyesi olarak okumak mümkündür; fakat kıssanın içsel düzleminde ateş çok daha derin bir anlam taşıyabilir.
Mûsâ’nın içinde yıllardır olgunlaşan sorumluluk ve görev bilinci vardır.
Bu nedenle ateş, Onun içinde yanan hakikat, sorumluluk, dâvâ ve görev bilincinin sembolik karşılığı olarak da okunabilir.
Burada önemli olan, bu okumanın lafzın fiziksel anlamını ortadan kaldırmamasıdır. Dışarıda ateş vardır; fakat kıssanın iç dünyasında da bir “ateş” vardır.
Ve Mûsâ o ateşi sadece kendisi için istemez : لَعَلِّي آتِيكُم مِّنْهَا بِقَبَسٍ = “Belki size ondan bir kor getiririm.”
Buradaki “size”, son derece anlamlıdır. Mûsâ ateşten aldığı bir koru ailesine götürmek istemektedir.
İçinde yanan ‘şeyi/ateşi’ ehline intikal ettirme arzusu vardır.
Bunu, içsel düzlemde sahip olduğu sorumluluk ve hakikat bilincini kendi ailesine de taşımak şeklinde okuyabiliriz. Fakat tam burada kıssanın büyük kırılması gerçekleşir.
10. Mûsâ Ateşi Ararken Hüdâ Arıyor
Mûsâ : أَوْ أَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى= “Yahut ateşin yanında bir hüdâ bulurum.” der.
Buradaki hüdâyı yalnızca “yol tarifi” olarak okumak zorunlu değildir.
Mûsâ yıllar önce bu coğrafyada bulunmuştur. Dolayısıyla mesele basitçe “yolumu kaybettim, bana yolu gösterecek birini bulayım.” olmayabilir.
Hüdâ, daha geniş anlamıyla yönlendirme, doğru istikâmet, rehberlik ve doğruya sevk eden ilâhî yöneliş anlam alanına sahiptir.
Bu durumda Mûsâ’nın arayışı “hayatımın ve sorumluluğumun doğru istikâmeti nedir?” şeklinde okunabilir.
Mûsâ ateşe doğru yürürken aslında bir anlam arayışının içindedir.
Ve işte burada nazar devreye girer.
11. Ayn’dan Nazar’a
Mûsâ önce fark eder :
Ayn : “Orada bir ateş var.”
Sonra nazar eder : “Orada ne var?”
Daha da önemlisi : “Orada bir hüdâ bulabilir miyim?”
Dolayısıyla nazar, yalnızca görme değildir. Görünenin anlamına yönelmiş görüştür.
Mûsâ’nın gözü ateşi görür fakat nazarı ateşin ötesinde anlam ve yön arar.
Bu, ayn ile nazar arasındaki temel farktır.
12. Asıl Kırılma : Ateşten Hitaba
Mûsâ’nın aradığı şey ile Allah’ın Ona verdiği şey aynı değildir.
Mûsâ : “Bir kor getireyim.” Veya “Hüdâ bulayım.” diye düşünür.
Fakat Allah : يَا مُوسَىٰ = “Ey Mûsâ!” diye seslenir.
Ardından : إِنِّي أَنَا رَبُّكَ= “Şüphesiz Ben Senin Rabbinim.” (Tâhâ 20/12) der.
İşte kıssanın epistemolojik kırılması tam burada gerçekleşir.
Mûsâ Allah’ı ateşten hareketle kendi aklıyla keşfetmez, Allah Kendisini hitap ederek bildirir.
Mûsâ’nın nazarı dışarıya yönelmiştir. Allah’ın hitabı ise Mûsâ’yı muhatap hâline getirir.
Bu nedenle Mûsâ Allah’ı görerek bulmadı; Allah Mûsâ’ya hitap ederek Kendisini bildirdi.
Bu ayrım belirleyicidir.
13. “İnnî Ene Rabbuke” : Önce İlişki
Allah önce : إِنِّي أَنَا رَبُّكَ = “Ben Senin Rabbinim.” diyor.
Ardından : إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا أَنَا = “Şüphesiz Ben Allah’ım. Benden başka ilâh yoktur.” (Tâhâ 20/14) diyor.
Bu sıralama önemlidir.
Mûsâ’ya önce soyut bir metafizik önerme verilmemektedir.
Önce rubûbiyet ilişkisi kurulmaktadır : Ben senin Rabbinim.
Sonra Ben Allah’ım.
Ve hemen ardından :
فَاعْبُدْنِي = “Öyleyse Bana kulluk et.”
Sonra :
وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي = “Beni anmak için salâtı ikâme et.”
Böylece Rab → Hitap → Bilgi → Kulluk → Eylem zinciri kurulmaktadır.
14. Mûsâ’nın Yakîni Nereden Geliyor?!.
Mûsâ’nın yakîni, Allah’ı gözle görüp sonra, “Bu gördüğüm Allah’tır.” demesinden doğmuyor.
Allah’ı bir nesne olarak idrak etmiyor. Allah Ona Kendisini bildiriyor.
Bu nedenle Mûsâ’nın kesinliği, “Allah’ı kuşattım.” kesinliği değildir. Tam tersine, “Allah’ın Bana bildirdiği hakikatte şüphem yok.” kesinliğidir.
Burada yakîn ile ihâta birbirinden ayrılır.
• Yakîn vardır; kuşatma yoktur.
• Bilgi vardır; tüketme yoktur.
• Nazar vardır; nesneleştirme yoktur.
15. Ayn, Basar, Nazar, Sem’ ve İdrâk
Mûsâ kıssası, bu kavramları canlı bir süreç hâline getiriyor :
• Ayn, ateşi fark eder.
• Nazar, ateşe doğru yönelir ve onun anlamını arar.
• Basar, görünenin ötesindeki işarete açık hâle gelir.
• Sem’ , Allah’ın hitabını işitir.
• İdrâk, hitabın ne anlama geldiğini kavrar.
• Kalp, bilgiyi tasdik eder.
• Yakîn, bilgi tereddütsüz bir hakikate dönüşür.
• Eylem, ilâhî emir doğrultusunda hayat yön değiştirir.
Burada çok önemli bir ilke vardır : Mûsâ’nın idrâki Allah’ı üretmez; Allah’ın hitabı Mûsâ’nın idrâkini hakikate açar.
16. İçsel Olan Nedir?!.
Burada “içsel” ile “dışsal” ayrımını da doğru kurmak gerekir.
Ateş dışarıda olabilir.
Ses dışarıdan işitilmiş olabilir fakat hitabın muhataplık hâline gelmesi içeridedir.
Allah insanın içindeki bir nesne değildir fakat ilâhî hitabın idrâk, tasdik ve yakîn hâline geldiği yer insanın kalbidir.
Bu yüzden ses dışarıdan gelebilir; hitap içeride gerçekleşir.
Mûsâ’nın dışarıda karşılaştığı ateş, içindeki görev ateşini görünür kılan bir vesile gibi okunabilir fakat ateşin kendisi hidayet değildir.
Hidayet, Allah’ın hitabıyla gelir.
17. Şuayb’in Hazırlığı ve Tûr’un Mührü
Mûsâ’nın Tûr’daki karşılaşmasını Medyen’deki yıllarından koparamayız.
Şuayb’in yanında geçirdiği uzun dönem, Mûsâ’nın hayatında bir terbiye ve olgunlaşma dönemi olmuştur. Bu nedenle Şuayb hazırlayan sebeptir; Allah görevlendiren Müsebbib-ül Esbâb’dır.
Mûsâ yıllarca hazırlanır. Sonra dönüş yolunda içindeki ateşle karşılaşır. Sonra nazar eder. Sonra yönelir. Sonra Allah hitap eder.
Bu noktada sanki daha önce hazırlanmış olan görev bilinci ilâhî hitapla mühürlenmektedir.
Buradaki “mühür”, Mûsâ’nın kendi içindeki bir düşüncenin Peygamberlik hâline gelmesi değildir. Tam tersine içte olgunlaşmış sorumluluk bilinci, ilâhî vahiy tarafından kaynağına ve istikâmetine bağlanmaktadır.
Mûsâ’nın içinde “bir şey yapmalıyım.” duygusu vardır.
Allah, “Ben senin Rabbinim.” diyerek bunun kaynağını gösterir.
Sonra, “Bana kulluk et.” diyerek yönünü belirler.
Böylece içsel ateş ilâhî görevin bilincine dönüşür.
18. Mûsâ’nın Hazırlanmasının Bütünlüğü
Mûsâ’nın çocukluğundan Tûr’a kadar olan hayatını bir bütün olarak gördüğümüzde anne rahmindeki/çocukluktaki korunma = Allah’ın gözetimi. Nil = Görünürde kayıp, hakikatte ilâhî koruma. Saray = Firavun düzenini içeriden tanıma. Gençlik = Zulme karşı güçlü adâlet duygusu. Kırılma = Eylemin sonuçlarıyla yüzleşme. Medyen = Tevazû, emek, aile, sabır ve uzun süreli sorumluluk. Şuayb = Başka bir Elçi aracılığıyla olgunlaşma. Dönüş = Göreve hazır insan. Ateş = İçteki görev ve sorumluluk bilincinin yeniden görünürleşmesi. Kor = Bu bilinci ehline/ailesine taşıma arzusu. Hüdâ arayışı = Görevin istikâmetini arama. Nazar = Görünenin ötesindeki anlama yönelme. Hitap = Allah’ın kendisini bildirmesi. İdrâk = İlâhî hitabın anlaşılması. Tasdik = Kalbin tereddütsüz kabulü. Yakîn = Bilginin sarsılmaz kesinliğe dönüşmesi. Kulluk = “Bana kulluk et.”
Buraya kadar hazırlık tamamlanmış, görev ilâhî hitapla mühürlenmiştir.
Ve tam burada kıssanın bir sonraki aşamasının kapısı açılır : فَاذْهَبَا إِلَىٰ فِرْعَوْنَ = “Artık ikiniz Firavun’a gidin.” (Tâhâ 20/43)
İşte buradan itibaren artık hazırlanma değil, görev başlayacaktır.
SONUÇ : MÛSÂ’YI GÖREVE GÖTÜREN YOL
Mûsâ’nın hikâyesi bize şunu gösterir : İnsan bir anda “görevli insan” hâline gelmez.
• Önce hayat tarafından eğitilir.
• Sonra tecrübeyle sınanır.
• Sonra hatalarının sorumluluğunu alır.
• Sonra muhtaçlığını öğrenir.
• Sonra emek verir.
• Sonra sabreder.
• Sonra bir başka elçinin yanında olgunlaşır.
• Sonra içinde bir ateş taşır.
• Sonra o ateşi başkalarına taşımak ister.
• Sonra yönelir.
Ve bütün bu yönelişin tam kırılma noktasında Allah Kendisini bildirir.
Bu nedenle Mûsâ’nın hikâyesinin epistemolojik özeti şudur :
• Ayn, gördü.
• Nazar, yöneldi.
• İrade, yürüdü.
• Sem’, işitti.
• Vahiy, bildirdi.
• İdrâk, kavradı.
• Kalp, tasdik etti.
• Yakîn, oluştu.
Fakat bütün bunların üzerinde Allah’ın fiili vardır :
• Allah, hazırladı.
• Allah, korudu.
• Allah, yetiştirdi.
• Allah, yöneltti.
• Allah, hitap etti.
• Allah, bildirdi.
• Allah, görevlendirdi.
Böylece insan ile Allah arasındaki ilişki ne pasif bekleyişe, ne de insanın kendi hakikatini üretmesine indirgenebilir.
İnsan görür, nazar eder, arar, yürür, dinler ve hazır olur.
Allah bildirir, hidayet eder, muhatap kılar ve görevlendirir.
Mûsâ’nın Tûr’daki karşılaşmasının sırrı belki de tam buradadır :
Mûsâ Allah’ı arayarak Allah’ı üretmedi.
Allah’ı kendi içinden keşfetmedi.
Allah’ı bir nesne olarak görüp tanımadı.
Mûsâ yöneldi; Allah hitap etti.
Mûsâ hazır oldu; Allah kendisini bildirdi.
Mûsâ’nın içinde yıllardır olgunlaşan sorumluluk ateşi, ilâhî hitapla kaynağını, yönünü ve anlamını buldu.
Ve böylece hazırlık sona erdi, görev mühürlendi.
Bir sonraki söz artık : فَاذْهَبَا إِلَىٰ فِرْعَوْنَ = Firavun’a git. olacaktır.
****
Burada/n Mûsâ kıssasını sadece bir Peygamber biyografisi olarak okumaktan çıkarıp Kur’ân’ın insan, sorumluluk, vahiy ve görev anlayışını çözmek için bir “anahtar kıssa” olarak okumaya geçebiliriz.
Kur’ân’da adı en çok geçen kişi Mûsâ’dır. Mûsâ’nın adının Kur’an’da yaklaşık 136 kez geçtiği kabul edilir ve hiçbir başka insan figürü bu yoğunluğa yaklaşmaz.
Bu yoğunluk gerçekten dikkate değerdir.
Mûsâ neden bu kadar çok anlatılıyor olabilir?!.
Çünkü Mûsâ kıssası, tek bir meseleyi değil, insanın bütün görev oluşum sürecini gösteriyor : Çocuk → korunma → yetiştirilme → çevre → güç → hata → pişmanlık → kaçış → muhtaçlık → çalışma → aile → sabır → olgunlaşma → yöneliş → nazar → hitap → vahiy → yakîn → görev → iktidarla yüzleşme → mücadele → topluluk → özgürleşme → sorumluluk → tekrar tekrar sınanma.
Yani Mûsâ kıssası âdetâ bir insan oluş laboratuvarı gibidir.
Kitâb’ta Mûsâ bize yalnızca görev yapan Peygamber olarak değil, göreve hazırlanan insan olarak da anlatılıyor.
Mûsâ’nın hayatı “görev”den önce başlıyor
Çoğu zaman Peygamberlik denilince zihnimizde doğrudan vahiy → emir → tebliğ şeması oluşuyor. Oysa Mûsâ’da Kur'ân çok daha uzun bir hazırlık gösteriyor.
Görevden önce hayat var.
Ve o hayatın her aşaması anlamlıdır.
• Firavunun sarayı bile eğitim alanı.
• Medyen bile eğitim alanı.
• Hata bile eğitim alanı.
• Kaçış bile eğitim alanı.
• Aile bile eğitim alanı.
• Ateş bile eğitim alanı.
• Sonra Tûr geliyor.
Dolayısıyla vahiy Mûsâ’yı yoktan bir görev insanına dönüştürmüyor; uzun bir hayat sürecinde hazırlanmış insanı göreve çağırıyor.
Bu, bizim fıtrat-vahiy-sorumluluk modelimiz açısından da çok önemli.
Bir başka olağanüstü tarafı da şu : Mûsâ’nın hayatında sebepler olağanüstü derecede görünür.
• Annesi bir sebep.
• Sandık bir sebep.
• Nil bir sebep.
• Firavunun ailesi bir sebep.
• Saray bir sebep.
• Medyen bir sebep.
• Şuayb bir sebep.
• Evlilik bir sebep.
• Çalışma bir sebep.
• Yolculuk bir sebep.
• Ateş bir sebep.
Ve bütün bu sebeplerin arkasında Müsebbib-ül Esbâb.
İşte bu yüzden Mûsâ kıssası bizim “İyyâke nestaîn” çalışmamız için de olağanüstü değerli. Çünkü kıssa bize, “sebepleri bırak, doğrudan Allah’a ulaş” demiyor tam tersine sebeplerin içinden geç; fakat sebepleri Allah’ın yerine koyma, diyor.
• Annesi Mûsâ’yı suya bırakıyor.
• Şuayb Mûsâ’yı yetiştiriyor.
• Mûsâ yürüyor.
• Mûsâ çalışıyor.
• Mûsâ ailesini götürüyor.
• Mûsâ ateşe yöneliyor.
Fakat GERÇEK Fâil/Âmir, Allah.
Bu, “sebeplere sarılmak” ile “sebeplere dayanmak” arasındaki ayrımı somutlaştırıyor.
Ve belki daha da önemlisi : Mûsâ’da “görme” meselesi
Mûsâ kıssasının olağanüstü bir başka tarafı da bu.
Mûsâ görüyor ama gördüğüne tapmıyor.
Nazar ediyor ama nazarını gördüğü nesneye hapsetmiyor.
Arıyor ama aradığını kendi idrakiyle Allah’a dönüştürmüyor.
İşitiyor ama işitmekle yetinmiyor.
İdrak ediyor ama Allah’ı kuşattığını sanmıyor.
Tasdik ediyor. Ve yakîn oluşuyor.
Dolayısıyla Mûsâ kıssası, bizim : Ayn → Basar → Nazar → Sem‘ → İdrâk → Kalp → Yakîn → Eylem şemamız için belki de Kur'ân’daki en güçlü örneklerden biri bu.
Mûsâ’yı tekrar tekrar okumamızın sebebi de burada.
Kur'ân Mûsâ’yı tek bir sûrede baştan sona anlatmıyor. Onu parçalar hâlinde, farklı bağlamlarda, farklı kırılma noktalarıyla tekrar tekrar karşımıza çıkarıyor.
Bu da bize şunu düşündürüyor : Mûsâ kıssası bir biyografi olarak değil, her defasında başka bir hakikati açan bir “âyetler bütünü” olarak okunmalıdır.
Bir yerde anne ve çocuk öne çıkar. Başka yerde Firavun ve iktidar. Başka yerde hata ve istiğfar. Başka yerde Medyen ve hazırlık. Başka yerde ateş ve hitap. Başka yerde vahiy ve görev. Başka yerde Mûsâ’nın korkusu. Başka yerde kardeşi Harun’la ilişkisi. Başka yerde İsrâiloğullarının zaafları. Başka yerde Firavun. Başka yerde Sihirbazlar. Başka yerde deniz. Başka yerde buzağı.
Yani Kur'ân bize yalnızca “Mûsâ’nın başından neler geçti” diye sordurmuyor. Asıl soru “Mûsâ’nın hayatında insan hakkında ne gösteriliyor?” olmalı.
MÛSÂ : GÖREVE HAZIRLANAN İNSAN
Ve bunu çocukluktan Firavuna gidişe kadar kronolojik bir biyografi olarak değil, her hayat aşamasının insanın oluşumuna ilişkin ne öğrettiğini ortaya çıkaracak şekilde okuyabiliriz. Çünkü o zaman Mûsâ’nın hikâyesi yalnızca “Mûsâ ne yaşadı?” olmaktan çıkar ve “Allah, Mûsâ’nın hayatı üzerinden bize insanın nasıl yetişti(ril)ğini, nasıl yöneldiğini, nasıl yakîne ulaştığını ve nasıl sorumluluk taşıdığını ne anlatıyor” sorusuna dönüşür.
Mûsâ’nın hayatı, Kur'ân’ın insanı, hayatın bütün gerçekliği içinde gösterdiği bir laboratuvardır. Çünkü Mûsâ hazır bir Peygamber portresi olarak verilmez. Kur'ân, Onun nasıl oluştuğunu gösterir.
Ve bence bundan sonra Mûsâ’yı okurken en önemli ilke şu olmalı : Olayları yalnızca “ne oldu?” diye değil, “bu olay Mûsâ’yı neye dönüştürdü?” diye okumalıyız.
Mesela :
• Nil’e bırakılmasında güven ve teslimiyet nasıl oluşuyor?!.
• Sarayda yetişmesinde insan, mücadele edeceği sistemi içeriden tanıyabilir mi?!.
• Zulme müdahalesinde haklılık ile doğru eylem arasındaki fark nedir?!.
• Öldürme olayında sorumluluk, hata ve istiğfar nasıl çalışıyor?!.
• Medyen’e kaçışında güçten muhtaçlığa geçiş insanı nasıl dönüştürüyor?!.
• Şuayb’in yanında yıllarında bir insan görevden önce nasıl yetişiyor?!.
• Aile kurmasında görev bilinci ile aile sorumluluğu nasıl birleşiyor?!.
• Dönüş yolculuğunda geçmişe dönmek, aynı insan olarak dönmek midir?!.
• Ateş, içteki görev ateşi nasıl yeniden uyanıyor?!.
• Nazar, insan gördüğünün ötesine nasıl yöneliyor?!.
• Hüdâ, insan neyi arıyor; Allah ona ne veriyor?!.
• Hitap, insan ararken Allah’ın kendisini bildirmesi ne demek?!.
• “İnnî ene Rabbuke”, yakîn nasıl oluşuyor?!.
• “İnnî ene'llāh”, ilâhî bilgi ile insan idraki arasındaki ilişki nedir?!.
• “Fa’budnî”, bilgi nasıl kulluğa dönüşüyor?!.
• “Ve ekımi's-salâte”, yakîn nasıl sürekli eyleme bağlanıyor?!.
• Ve nihayet “İzhebâ ilâ Firavun”, hazırlanmış insan ne zaman görevlendirilmiş insana dönüşüyor?!.
Burada çok önemli bir metodolojik sonuç çıkıyor : Mûsâ’yı sadece Peygamberlik açısından okumamalıyız.
Onu aynı zamanda :
• İnsan,
• Çocuk,
• Evlat,
• Yetişkin,
• Eş,
• Çalışan,
• Hata yapan,
• Pişman olan,
• Kaçan,
• Arayan,
• Nazar eden,
• Dinleyen,
• Öğrenen,
• Sorumluluk alan,
• Yakîn kazanan
• Ve sonunda görevlendirilen bir insan olarak okumalıyız.
O zaman Mûsâ kıssası, bir insanın neredeyse tüm hayatının anlatıldığı bir merkez hâline geliyor : Fıtrat → çevre → tecrübe → hata → sorumluluk → terbiye → yöneliş → nazar → vahiy → idrâk → yakîn → kulluk → görev.
Ve burada çok güzel bir şey daha var : Mûsâ’nın hayatında Allah, sebepleri ortadan kaldırmıyor; sebepleri kullanıyor.
• Anneyi kullanıyor.
• Nil’i kullanıyor.
• Saray’ı kullanıyor.
• Şuayb’i kullanıyor.
• Yılları kullanıyor.
• Aileyi kullanıyor.
• Yolculuğu kullanıyor.
• Ateşi kullanıyor.
Ama hiçbir sebebi Müsebbib’in yerine geçirmiyor. Bu nedenle Mûsâ kıssası, bizim “İyyâke ne’budu ve iyyâke nesteîn” metnimizin de canlı bir örneği olabilir : Sebep var; fakat bağımlılık sebebe değil Allah’a. Çaba var; fakat başarı insanın kendisinden değil Allah’ın tevfikinden. Nazar var; fakat hakikati yaratan, nazar değil. İdrak var; fakat Allah idrake sığmaz. Yöneliş var; fakat hidayeti veren Allah. Hazırlık var; fakat görevi veren Allah.
Bu yüzden Mûsâ’nın hayatını aceleyle kronolojik olarak anlatmak yerine, Onu âdetâ bir araştırma laboratuvarı gibi açmak çok daha verimli olur. Ve özellikle çocukluktan Tûr’a kadar olan bölümü üzerine yeniden ve daha derin düşünmek gerekir.
Çünkü orada henüz “Mûsâ’ya verilmiş bir görev” yok ama görevi taşıyacak Mûsâ’nın/Mûsâ’ların inşâsı var.
Bence tam olarak incelememiz gereken yer burası. Evet. Burada çok güçlü bir nokta yakalıyoruz.
Bu, Mûsâ’nın hikâyesinin daha en başında bize bir şey söylüyor : Allah, göreve hazırladığı insanın yetişme sürecini veya planını daha o insanın bilincine bile ulaşmadan başlatıyor.
Ve burada “plan” kelimesini de dikkatle kullanabiliriz. Kur’an’ın diliyle bu, Allah’ın tedbiri, takdiri ve iradesi içinde Mûsâ’nın göreve hazırlanmasıdır.
Daha da çarpıcısı şu : Mûsâ henüz :
• Konuşamıyor,
• Karar veremiyor,
• Nazar edemiyor,
• Sorumluluk alamıyor,
• Vahiy alamıyor,
• Kendi geleceğini bilmiyor.
Ama Allah Onun geleceğini biliyor : وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلِينَ = “Onu Elçilerden kılacağız.” Yani görev henüz Mûsâ’nın bilincinde yokken; hazırlık, Allah’ın planında vardır.
Bu çok önemli.
Ve anneye gelen vahiy, Mûsâ’nın ilk “eğitim”idir
Allah annesine : أَرْضِعِيهِ = “Onu emzir.”
فَإِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَأَلْقِيهِ فِي الْيَمِّ = “Korktuğunda Onu suya bırak.”
وَلَا تَخَافِي وَلَا تَحْزَنِي = “Korkma, üzülme.”
إِنَّا رَادُّوهُ إِلَيْكِ — “Onu sana geri döndüreceğiz.”
وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلِينَ = “Onu Elçilerden kılacağız.”
Burada aslında Mûsâ’nın bütün hikâyesinin küçük bir özeti var : Koruma → ayrılık → dönüş → görev.
Ve Mûsâ’nın annesi bu planın ilk insanî halkası oluyor. Bu yüzden “Allah neden anneye vahyetti” sorusunun cevabı bence çok önemli : Çünkü Allah, Mûsâ’yı hazırlarken yalnızca Mûsâ’yı değil, Mûsâ’nın içinde yetişeceği çevreyi de hazırlıyor.
Bu, bizim “laboratuvar” dediğimiz şeyin ilk aşaması.
Üstelik Allah sadece Mûsâ’yı değil, Firavun ailesini bile hazırlığın parçası yapıyor
Bu daha da çarpıcı.
Mûsâ’yı öldürmesi gereken sistem, Mûsâ’yı kendi evinde büyütüyor.
فَالْتَقَطَهُ آلُ فِرْعَوْنَ = “Firavunun ailesi Onu bulup aldı.” (Kasas 28/8)
Ve Allah : وَلِتُصْنَعَ عَلَىٰ عَيْنِي = “Gözümün önünde yetiştirilmen için...” (Tâhâ 20/39) diyor. Yani Mûsâ'nın eğitiminde anne → Nil → saray → Firavun çevresi birbirinden bağımsız tesadüfler değil. Hepsi aynı büyük sürecin farklı halkaları olarak okunabilir.
Sonra Medyen → Şuayb → yıllar → aile → dönüş geliyor.
Ve en sonunda ateş → nazar → hitap → vahiy → görev.
Bu gerçekten muazzam bir süreklilik.
Buradan çok önemli bir ilke çıkıyor
Allah bir insanı görevlendireceği zaman yalnızca görev anını hazırlamaz; görevi taşıyacak insanı hazırlar.
Ve daha da ileri, insanı hazırlarken onun çevresini, ilişkilerini, karşılaşmalarını, kırılmalarını ve tecrübelerini de hazırlığın unsurları hâline getirir.
Mûsâ’nın annesine vahiy gelmesi bu yüzden çok önemli. Çünkü Peygamberlik daha Mûsâ’nın hayatında başlamadan önce, Mûsâ’nın hayatının hazırlığı başlamıştır. Ve bu bize insanın hayatını okumak için çok güçlü bir anahtar veriyor : Bazı olayların anlamı, meydana geldikleri anda değil; insanın daha sonra üstleneceği sorumluluk ortaya çıktığında anlaşılır.
Mûsâ’nın annesi o gün çocuğunu suya bırakırken bütün hikâyeyi bilmiyordu. Mûsâ da bilmiyordu ama Allah biliyordu.
Sonradan Mûsâ’ya :
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً أُخْرَىٰ ... وَلِتُصْنَعَ عَلَىٰ عَيْنِي diyerek çocukluğunu hatırlatması bu yüzden çok anlamlıdır.
Sanki “bugünkü Mûsâ’yı anlamak istiyorsan, çocuk Mûsâ’yı unutma.” denmektedir.
İşte bence Mûsâ laboratuvarının ilk prensibi burada : Görev, görev verildiği gün başlamaz. Görevi taşıyacak insanın inşâsı çok daha önce başlar.
Fıtrat–vahiy–çevre–sorumluluk zincirinin Mûsâ’daki ilk somut örneği de tam burasıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder