TEVHÎD
İÇERİDEKİ TEVHÎDİ BULMADAN DIŞARIDAKİ TEVHÎDİ BULMAK MÜMKÜN MÜ?!.
Tevhîd denildiğinde çoğu zaman önce dışarıya bakarız.
Gökyüzüne, yeryüzüne, insanlara, tabiata, tarihe ve bütün varlığa bakar; bunların arkasındaki tek ilâhî kudreti düşünürüz. Allah’ın bir olduğunu söyler, O’na ortak koşmamamız gerektiğini kabul ederiz. Fakat burada daha zor bir soru vardır : Ben, kendi varlığımın içinde gerçekten tevhîd üzere miyim?!.
Çünkü insan dışarıdaki çokluğu görüp, içeride kendi çokluğunu fark etmeyebilir.
Dili Allah’ı birlerken kalbi başka güçlere bağlanabilir. Aklı Allah’ın mutlak hâkimiyetini kabul ederken iradesi insanların, korkuların, çıkarların, alışkanlıkların ve arzuların önünde eğilebilir. İnsan Allah’ın tek Rab olduğunu söylerken hayatının farklı alanlarında farklı “rabler” edinebilir.
Öyleyse tevhîd, önce insanın kendi içinde çözmesi gereken bir meseledir. Fakat burada “iç ve dış” kelimelerini bir mekân gibi anlamamak gerekir.
İçerisi bedenimizin içinde, dışarısı bedenimizin dışında olan iki yer değildir.
İç ve dış, insanın hakikatle kurduğu ilişkinin iki yönüdür.
İç; insanın kendisini nasıl gördüğü, neye bağlandığı, kimden medet umduğu, neyi mutlaklaştırdığı, neyin önünde eğildiği ve hayatının nihâî yönünü nereye çevirdiğidir.
Dış ise; insanın kendi dışındaki varlık alanını nasıl okuduğu; varlıkları, sebepleri, güçleri, olayları ve ilişkileri hangi nihâî ilkeye bağladığıdır.
Bu nedenle “içerideki tevhîd”, Allah’ın insanın içine girmesi veya insanın Allah ile özdeşleşmesi değildir.
Kul kuldur; Allah Allah’tır.
Tevhîd, bu ayrımı ortadan kaldırmak değil, tam tersine doğru yere koymaktır.
İnsanın içeride gerçekleştirmesi gereken şey, kendisini ilâhlaştırmak değil; kendisini kendi kendisinin mutlak sahibi ve yeterli sebebi olmaktan çıkarmaktır.
• Ben kendimin yaratıcısı değilim.
• Ben kendimin mutlak sahibi değilim.
• Ben kendi varlığımın nihai sebebi değilim.
• Ben kendi geleceğimi bütünüyle belirleyen mutlak güç değilim.
• Benim sahip olduğum hiçbir şey, beni Allah’tan bağımsız kılan bir varlık alanı oluşturmaz.
İşte insanın kendi varlığına ilişkin bu idrak, içerideki tevhîdin başlangıcıdır.
Kendindeki Çokluğu Görmek
İnsan kendi içinde tek parça değildir.
• Bedeninin ihtiyaçları vardır.
• Aklının talepleri vardır.
• Nefsinin arzuları vardır.
• İradesinin tercihleri vardır.
• Korkuları, beklentileri, tutkuları, alışkanlıkları ve hesapları vardır.
Bütün bunlar insanın varlığında bir “çokluk” oluşturur. Fakat mesele bu çokluğu yok etmek değildir. Mesele, bu çokluğun birbirinden kopuk mutlak merkezlere dönüşmesini engellemektir.
İnsan kendi içinde birçok şey taşır; fakat hayatının nihâî yönünü belirleyen tek bir merkez olmak zorundadır.
İşte tevhîd burada yalnızca “Allah birdir” demekten daha derin bir anlam kazanır : Allah’ın birliğini kabul etmek kadar, hayatımızı O’nun birliği etrafında bütünlemek de gerekir.
Böylece tevhîd yalnızca ontolojik bir önerme olmaktan çıkar; insanın varoluşunun düzenleyici ilkesi hâline gelir.
İçerideki Tevhîd Neyi Değiştirir?!.
İçeride tevhîd gerçekleştiğinde insanın korkuları yok olmaz; fakat korkunun mutlak efendisi olmaktan çıkar.
Arzuları yok olmaz; fakat arzular hayatın ilâhı hâline gelmez.
Sebepler ortadan kalkmaz; fakat sebepler bağımsız güçlere dönüşmez.
İnsanlara ihtiyaç devam eder; fakat insanlardan mutlak kurtuluş beklenmez.
Mal, makam, bilgi, güç ve itibar değerini korur; fakat hiçbiri nihâî değer hâline gelemez. Çünkü insan artık bilir ki hiçbir yaratılmış, Allah’ın sahip olduğu mutlaklığı taşıyamaz.
İçerideki tevhîd tam da bu yüzden bir “duygu” değil, bir hiyerarşi düzenidir.
• Neyin mutlak, neyin araç;
• Neyin amaç, neyin sebep;
• Neyin Rab, neyin kul;
• Neyin kaynak, neyin vasıta olduğunu, doğru yere koymaktır.
Dışarıdaki Tevhîd
İnsan kendi içindeki bu ayrımı kurduktan sonra dışarıya baktığında dünya da değişmeye başlar. Çünkü artık sebepleri görür ama sebepleri ilâhlaştırmaz.
• İnsanların gücünü görür ama onları mutlaklaştırmaz.
• Tabiatın düzenini görür ama tabiatı nihâî fâil hâline getirmez.
• Bilimi kullanır ama bilimi varlığın nihâî açıklaması olarak putlaştırmaz.
• Parayı kullanır ama paraya güvenerek yaşamaz.
• Güce başvurur ama gücü hakikatin ölçüsü kabul etmez.
Kısacası insan çokluğu inkâr etmeden, çokluğu mutlaklaştırmaz.
İşte dışarıdaki tevhîd budur.
Dışarıdaki tevhîd, dünyada yalnızca bir şey görüp “hepsi birdir” demek değildir. Çünkü varlıkların farklılığını ortadan kaldırmak tevhîd değildir.
Tevhîd; farklı olanları aynılaştırmak değil, farklı olanların hiçbirini Allah’a ortak olacak bir mutlaklık seviyesine çıkarmamaktır.
• Ağaç ağaçtır.
• İnsan insandır.
• Sebep sebeptir.
• Güç güçtür.
• Para paradır.
• Tabiat tabiattır.
• Hiçbiri Allah değildir.
Fakat hiçbiri Allah tan bağımsız bir mutlaklık da değildir.
İç Olmadan Dış Okunamaz
İşte burada içerideki tevhîd ile dışarıdaki tevhîd birbirine bağlanır.
İçeride kendisini merkeze koyan insan, dışarıda da kendi merkezini çoğaltır.
Kendi arzusunu ölçü yapan, dünyayı arzularının etrafında düzenler.
Kendi gücünü mutlaklaştıran, dışarıdaki güçleri de mutlaklaştırır.
Kendi korkularının önünde eğilen, dışarıdaki korku kaynaklarını büyütür.
Kendi çıkarını nihâî amaç hâline getiren, dışarıdaki her şeyi çıkar hesabıyla değerlendirir.
Bu yüzden insanın dışarıda gördüğü dünya, çoğu zaman içeride taşıdığı düzenin yansımasıdır.
İçeride putlaştırdığı şeyi dışarıda da putlaştırır.
İçeride mutlaklaştırdığı şeyi dışarıda da mutlaklaştırır.
İçeride bölündüğü ölçüde dışarıdaki dünyayı da parçalanmış ve bağımsız güçler toplamı olarak görür.
Öyleyse içerideki tevhîd bulunmadan dışarıdaki tevhîdi bulmak mümkün değildir. Fakat bu cümlenin ikinci yarısını da unutmamak gerekir : Dışarıdaki tevhîd de içerideki tevhîdin gerçek olup olmadığını ortaya çıkarır.
Çünkü insan, “Allah birdir” diyebilir ama asıl soru şudur : Hayatında kaç tane mutlak vardır?!.
Tevhîd Bir Söylem Değil, Bir İlişki Biçimidir
Tevhîd yalnızca doğru cümleyi kurmak = Lâ ilâhe illAllah demek değildir.
“Allah birdir, Allah’tan başka ilâh yoktur” demek başlangıçtır fakat bu sözün insanın korkusuna, güvenine, tercihine, öfkesine, sevgisine, çalışmasına, ilişkilerine ve sorumluluklarına nasıl yansıdığı belirleyicidir. Çünkü tevhîd, insanın Allah hakkındaki düşüncesinden ibaret değil, insanın Allah karşısındaki konumunu değiştiren bir idraktir.
Bu nedenle tevhîd, insanı dünyadan koparmaz. Tam tersine onu dünyaya daha sahih bir biçimde bağlar. Çünkü artık insan hiçbir yaratılmışı ilâhlaştırmadan onunla ilişki kurabilir.
• İnsanı insan olarak sever.
• Sebebi sebep olarak kullanır.
• Gücü gerektiğinde kullanır.
• Bilgiyi bilgi olarak değerlendirir.
• Malı araç olarak görür.
• Tabiatı emanet olarak kabul eder.
Fakat hiçbirini nihâî mercii hâline getirmez.
İç ve Dış Birbirini Tamamlar
Böylece “iç ve dış” arasında bir duvar olmadığını görürüz.
• İçerisi, dışarının dışında değildir.
• Dışarısı da içerinin dışında değildir.
Bunlar, insanın hakikatle ilişkisinin iki yüzüdür.
İçeride tevhîd : Kendini mutlaklaştırmamak.
Dışarıda tevhîd : Yaratılmış hiçbir şeyi mutlaklaştırmamak.
İçeride tevhîd : Ben’in kendisini Allah’ın yerine koymaması.
Dışarıda tevhîd : Hiçbir varlığın Allah’ın yerine konulmaması.
İçeride tevhîd : Kul olduğunu bilmek.
Dışarıda tevhîd : Karşılaştığı her şeyi kul ve yaratılmış olarak görebilmek.
Ve belki en önemlisi : İçerideki tevhîd insanın kendi nefsini putlaştırmasını engeller; dışarıdaki tevhîd ise dünyanın putlarını fark etmesini sağlar.
Bu yüzden tevhîd, önce insanın dilinde başlayan fakat orada kalmaması gereken bir hakikattir.
• Dil söyler.
• Akıl kavrar.
• Nefs yönelir.
• İrade seçer.
• Hayat gerçekleştirir.
İşte ancak o zaman tevhîd, söylenen bir inanç olmaktan çıkıp yaşanan bir hakikat hâline gelir.
Ve insan dışarıya baktığında artık yalnızca çokluğu görmez; çokluğun içindeki düzeni, sebeplerin arkasındaki bağımlılığı, gücün sınırlılığını, varlığın kendisine ait olmayan imkânını ve bütün bunların hiçbirinin kendi başına mutlak olmadığını görmeye başlar.
Fakat bunu görebilmesinin şartı şudur : Önce kendi içindeki sahte mutlakları tanımak. Çünkü insan kendi içindeki putları görmeden dünyanın putlarını kolayca eleştirir.
Kendi nefsini merkeze koyup başkasının putunu kırmaya çalışabilir.
İşte bu yüzden gerçek tevhîd yolculuğu dışarıdan içeriye değil, önce içerideki yanılgının fark edilmesinden dışarıdaki hakikatin okunmasına doğru ilerler.
Sonunda ise iç ve dış yeniden birleşir : İçeride tevhîd olarak yaşanan hakikat, dışarıda tevhîd olarak okunur; dışarıda tevhîd olarak okunan hakikat ise içerideki tevhîdi sürekli sınar ve derinleştirir.
Böylece insan ne kendisini Allah’la özdeşleştirir ne de Allah’ı dünyadan koparılmış bir uzaklıkta düşünür.
Kul kulluğunu, yaratılmış yaratılmışlığını, Allah da Allah’lığını korur.
Tevhîd tam da bu sınırları doğru yere koyarak bu bütünlüğü kurmaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder