SIYAM VE SERVET
Sıyâm/Oruç ve Servet Kullanımı
Modern dünyada para, sadece bir satın alma ve değişim aracı değil; aynı zamanda itibarın ve değerin görünür simgesi olmuş; toplum da servetini ve gücünü sergileyen kişiyi yüceltir; parasız olanı ise değersizleştirir hâline gelmiştir. Villa, yalı, pahalı araba, büyük mülk… Bunlar basit nesneler gibi görünse de, toplumsal algıda değer ve statü sembolü hâline gelmiştir. Reklamlar, sosyal medya ve kolektif bilinç bu illüzyonu sürekli pekiştiriyor. Dış mekân algısı, iç mekâna ve zihniyete de yansıyor. Derme çatma bir baraka veya gecekondu, kişinin kendini eksik hissetmesine yol açarken; büyük bir yalı veya gösterişli mülk, egoyu ve tekebbürü besliyor.
İşte modern Karun buradadır. Bugün para, servet ve görünürlük değerin ölçütü hâline gelmiştir. Bu durum egoyu ve gücü putlaştırır, haksızlık ve gösterişi kaçınılmaz kılar. Bu zihniyetin klasik ifadesi Arapça’da “ilâhehû hevâ”dır, yani büyüklüğü kendinde görmek, kendini ilâhlaştırmak. Hevâ, kontrol edilmediğinde kendi içinde bir dipsiz kuyu taşır; her arzu ve tatmin isteği, potansiyel bir boşluk üretir.
Modern Karun’un karşısında duran modern Süleyman veya Ebû Bekir karakteri ise bunun tam tersini temsil eder. Onlar, serveti, gücü ve bilgiyi araç olarak kullanırlar, karakteri, sorumluluğu ve topluma faydayı ön planda tutarlar. Onlar için dış mekânın büyüklüğü veya gösteriş, değer ölçütü değildir; değer, kişinin hikmet ve sorumluluk bilinciyle yerini/konumunu doğru almasına (وضع) bağlıdır. Tevazû (تواضع) burada kilittir; tevazû, küçülmek veya pasifleşmek değil, doğru vaziyet almak, ölçüsünü ve sınırını bilmek anlamına gelir. İç mekân dış mekânla; dış mekân iç mekânla ve zihniyetle uyum içinde ego ve gösteriş, yerini bilgelik ve sorumluluğa bırakır.
Oruç ve zekât, modern Karun-Süleyman ekseninin merkezi disiplinleridir. Oruç, arzuların ve ego merkezli davranışların kontrolünü sağlayarak, Karun’un ego ve servet putunu kırar; içsel ölçüyü fark ettirir. Eğer oruç bilinçli tutulursa, hevâ kontrol altına alınır ve kişi modern Süleyman eksenine kayar; aksi hâlde, kontrolsüz hevâ (هوى), hâviye (هاوية), yani içsel boşluk ve dipsizlik doğurur. Zekât ise servetin araç hâline getirilmesini sağlar. Karun’un servetini ego ve görünürlük için toplamasının aksine, Süleyman veya Ebû Bekir ekseninde servet emanet bilinciyle topluma aktarılır, toplumsal fayda ve sorumluluk ön plana çıkar.
Tekebbür (ilâhehû hevâ) ile Tekbir (Allah-u Ekber) arasındaki fark burada netleşir. Tekebbür, büyüklüğü kendinde görmek, ego ve serveti putlaştırmak; Tekbir ise büyüklüğü Allah’ta görmek, teslimiyet ve farkındalıkla doğru konum almak demektir. Modern Karun karakteri, ego ve gösteriş ekseninde hareket ederken; modern Süleyman karakteri, tekbir bilinciyle para, mekân ve görünürlüğü araç hâline getirir, tevazû ve sorumluluk ekseninde durur.
Kısaca hevâ, dipsiz kuyu potansiyeli taşıyan arzu ve ego; hâviye ise onun kontrolsüz hâli ve somut sonucu olan içsel boşluktur. Oruç, tevazû ve zekât ekseninde durulduğunda hevâ kontrol altına alınır, hâviye engellenir; aksi hâlde, ego ve servet tuzağı içsel boşlukla ve anlamsızlıkla sonuçlanır.
Modern Karun’un yolu, ego ve gösterişten beslenen bir tuzaktır; modern Süleyman’ın yolu ise serveti araç hâline getiren, doğru vaziyet alan, topluma fayda üreten ve ibâdetle desteklenen bir çizgidir. Para, mekân, itibar, karakter ve iç disiplin arasındaki dengeyi kurmak, hem bireysel hem de kolektif olarak Karun tuzağından kurtulmanın ve Süleyman ekseninde durmanın tek yoludur. Bunu bize en iyi öğreten ibâdetlerden biri de oruçtur.
Yorumlar
Yorum Gönder