NEREDEN NEREYE GELDİK?!.
Nereden Nereye Geldik?!.
Bu metin, kimseyi korkutmak için değil; insanın kendi içine kulak vermesi için yazıldı.
İlk insan, yanıldığında durdu; sözü kısa, yükü ağırdı : “Rabbena zalemnâ enfusenâ...” dedi. Ne şart saydı ne gerekçe üretti. Fiili üstlendi, emâneti kabul etti ve hata, itirafla kapandı.
Bugünün insanı ise durmuyor; açıklıyor, yanlışını savunuyor, hatasını bağlama yerleştiriyor. Dil inceldi, mazeret çoğaldı. Suç yok gibi, ama sorumluluk da yok. Bugün isyan, açık değil; dağınık.
Eskiden şeytan dışarıdaydı, düşmandı; şimdi içeride/n bir danışman gibi konuşuyor. Bu yaptığım ‘mantıklı, makul kaçınılmaz’ diyor. Eski insan, şeytanı düşman biliyordu; bugünün insanı, şeytanı danışmanı gibi dinliyor.
O zamanlar insan, şeytanı Rabbinin kendisini imtihan için yarattığı bir varlık olduğunu biliyordu. Şimdiki insan, kendi yaptıklarının arkasına saklanıyor. “Bu imkânları Sen bana verdin, ben de ürettim, yaptım.” diyor; imtihanı imkâna, emâneti gerekçeye çeviriyor.
...
Bazen bir söz kulağa doğru gelir, hatta insanı heyecanlandırır; paylaşmak isteriz, anlatmak isteriz ama sonra hayatımıza bakarız; o söz, orada yoktur. İşte tam o ânda, farkında olmadan ağır bir eşiğe gelmiş oluruz.
“Yapmadığınız şeyi niçin söylüyorsunuz?!...” (Saff 61/2)
Bu âyet, yalnızca ahlâkî bir ikaz değil; anlamın ontolojisine dair sert bir ölçüdür. Söylenen ile yaşanan arasındaki kopukluk, sözün içini boşaltır; anlamı sahibinden ayırır. Bu metin, tam da bu merkezden bakarak insan ile yapay zekâ arasındaki farkı netleştirmeyi amaçlar.
1. Anlam : Üretmek Değil, Taşımak
İnsan, yalnızca anlam üreten bir varlık değildir; aynı zamanda ürettiği anlamı taşıyan ve aktaran bir varlıktır. Taşımak burada lojistik bir nakil değil; söylenen sözün bedelini üstlenmek, yanlışsa yanmak, doğruysa yalnız kalmayı göze almak ve sözün sonuçlarını hayatta karşılamak demektir.
Bu yüzden anlam, soyut bir içerik değil; emanettir. Emanet, sorumluluk ister.
2. Tatmadan Paylaşmak : Sözün İhâneti
Zihinde kurulan her anlam bir tattır. Tatmadan yutulmaz; yutulmadan sindirilmez; sindirilmeden paylaşılmaz.
Sağlam usûl şudur : Kur → Tat → Tart → Yaşa → Faydasını Gör ve Paylaş.
Bu zincir kırıldığında ortaya çıkan şey, ham teori, vitrinlik hikmet, bedelsiz hakikat olur. Âyetin ikazı tam burada devreye girer : Yapmadığını söylemek, sözün ihanetidir.
3. Beden, Bilincin Taşıyıcısı Değil, Şartıdır
Bilinç, anlamdan ayrı bir katman değildir. Anlam kurma yetisi bilincin kendisidir. Beden ise bu bilincin donanımı değil, imtihan alanıdır.
- Acı yoksa sınır yoktur.
- Sınır yoksa sorumluluk yoktur.
- Sorumluluk yoksa ahlâk yoktur.
Bu yüzden bilinçsiz canlılık insan üretmez; bilinç, bedenle sınanan anlamdır.
4. Yapay Zekâ Nerede Durur?!.
Yapay zekâ, dili işler, örüntüler kurar, anlam üretir gibi görünür, bilgiyi aktarır ama bedel ödemez, acı çekmez, risk almaz, emâneti üstlenmez.
Dolayısıyla yapay zekânın yaptığı şey anlam taşımak değil, anlam dolaştırmaktır. Ondan geçen söz, sahibi olmayan sözdür; sorumluluğu yoktur.
İnsan ise tam tersine, sözü yüklenerek konuşur. Anlam, insanda ağırlık kazanır.
5. Asıl Tehlike : Yetki Devri
Tehlike, yapay zekânın konuşması değildir. Tehlike, insanın kendi taşıdığı anlamı, emânet taşımayan bir yapıya (YZ’ya) devretmesidir.
Bu noktada mesele teknik olmaktan çıkar; rıza, itaat ve emânet meselesine dönüşür. İnsan, kendi sözünün bedelini ödemekten vazgeçip, bedelsiz söze yaslandığında âyet muhatabını bulur.
6. Şeytanın Güncel Kılığı
Şeytan, isyanını açık etti : “Beni Sen saptırdın = fe-bimâ eğveytenî…” (7/16) dedi. Suçu yukarıya attı, ama fiilinin farkındaydı. Bugünün insanı daha örtük konuşuyor : “Ben, bana verilen imkânları kullandım.” Böylece ne açık bir isyan var ne de taşınan bir sorumluluk. Cümle yumuşadı, gerekçe çoğaldı; fakat sonuç değişmedi. Fiilin ağırlığı sahiplenilmedi. İsyan geri çekildi, emânet askıya alındı.
7. Son Söz
Anlam, ancak biri onu yaşamaya razıysa anlamdır.
Yapay zekâ anlamı hızlandırır; insan anlamı taşır. Biri imkân sunar, diğeri imtihan olur. İmkânı gerekçe yapanla imtihanı üstlenen arasındaki fark, âyetin bugün hâlâ neden diri olduğunu gösterir.
Nereden nereye geldik?!. Söz çoğaldı, yük hafifledi. Akıl keskinleşti, itiraf zayıfladı ama ölçü hâlâ aynı yerde duruyor : Yapmadığınız şeyi niçin söylüyorsunuz?!.
Söylemede güyâ fail biziz ama biz artık söz üretmiyoruz, birilerinin ürettiği sözleri paylaşıyoruz. Belki de bugün şöyle söylememiz gerekiyor : Yazmadığınız şeyleri niçin/niye paylaşıyorsunuz?!.
Yazmak, sözü yazı yapmaktır; bugünkü yazıların çoğu, yapılmış/yazılmış yazıların kopyasıdır; fiil de fâil de makinaya/YZ’ya devrediliyor; insan, sorumluluğu makinaya devrederek bir “aparata” dönüşüyor.
Yorumlar
Yorum Gönder