AHLÂKÎ AÇIDAN KELİME-İ ŞEHÂDET OKUMASI

Ahlâkî Açıdan Kelime-i Şehâdet Okuması

Giriş : İstikâmet Meselesi

Bu metin, ahlâkın ne olduğu sorusundan değil; nerede durduğu sorusundan doğdu. Çünkü ahlâk tartışması çoğu zaman içerikten önce istikâmeti kaybediyor. Biz burada ahlâkı; bireyin keyfine, toplumun uzlaşmasına veya ideolojilerin ihtiyaçlarına göre değil, yaratılışın içine yerleştirilmiş bir hakikat olarak ele alıyoruz.

Ahlâk asıldır. Din ise bu aslı görünür kılan, koruyan ve hayatta uygulanabilir hâle getiren ilahî bir araçtır.

Ahlâk, yaratılışa uygun hareket etmek; din, bu uygunluğu hatırlatmak (= zikir) içindir.

1. Ahlâk, Bir Keşiftir; İcat Değil

İyi ve kötü insan tarafından üretilmez; keşfedilir. Keşfedilen şey üzerinde insanın tasarruf hakkı yoktur. Yerçekimi nasıl keşfedildiğinde değiştirilemiyorsa, ahlâk da öyledir. İnsan ahlâkın hakemi değil, muhatabıdır.

Bu yüzden ahlâk :

  • Zamana göre eğilip bükülemez.
  • Güce göre saf değiştiremez.
  • Çoğunlukla pazarlık konusu yapılamaz.

2. Hulk ve Halk, Aynı Ontoloji

Arapçada halk (yaratılış) ile hulk (ahlâk) aynı kökten gelir. Bu, ahlâkın sonradan eklenmiş bir davranış seti değil, yaratılışın iç düzeni olduğunu gösterir.

Ahlâk bozulduğunda yalnızca davranış değil, insanlık da bozulur. Zulüm, sadece etik bir hata değil, aynı zamanda bir yaratılış ihlâlidir.

3. Din Neden Var?!.

Ahlâk yaratılışta varsa, din neden gönderildi?!.

Çünkü bilmek başka, bağlanmak başkadır.

Selîm akıl teorik olarak iyiyi bulabilir; fakat onu :

  • Menfaat karşısında koruyamaz.
  • Güç karşısında savunamaz.
  • Tarih içinde sürdüremez.

Din, ahlâkın kaynağını değil; istikâmetini belirler. Vahiy öğretmez, hatırlatır. Ahlâkı icat etmez, üzerindeki örtüyü kaldırır.

4. Toplum Ahlâkın Kaynağı Olamaz

Hiç kimsenin dışarıda kalmadığı, herkesin her konuda uzlaştığı bir toplum mümkün değildir. Uzlaşma varsa bile geçicidir ve mutlaka birilerini dışarıda bırakır.

Toplum yanlış yaparsa ne olacak?!.

Kölelik, soykırım, sistematik adâletsizlikler bir zamanlar toplumsal normdu. Eğer ahlâk toplumdan gelseydi, bunlar sadece “eski” olurdu; yanlış değil.

Toplum ahlâk üretmez; toplum, ahlâkın sınandığı alandır.

5. Birey de Kaynak Olamaz

İndividüalist sistemlerde (liberalizm ve kapitalizmde) ahlâk bireyin tercihine indirgenir :

  • İyi = Bana faydalı olan.
  • Hak = Gücümün yettiği.

Bu durumda ahlâk bağlayıcılığını kaybeder ve güçlü olanın ahlâkı geçerli olur. Zulüm, “özgürlük” adıyla meşrulaşır.

6. Kolektivizm de Çıkmazdır

Sosyalist ve komünist sistemlerde bu kez toplum kutsallaştırılır :

  • Birey feda edilir.
  • İtiraz suç sayılır.
  • Zulüm “tarihsel zorunluluk” diye aklanır.

Birey ezildiğinde, ahlâk ideolojiye teslim edilir.

7. Mantıksal İspat : Neden Aşkın Kaynak Şart?!

Ahlâk bağlayıcı olmak zorundadır. Bağlayıcılık :

  • Bireyden gelirse keyfe dönüşür.
  • Toplumdan gelirse baskıya dönüşür.

O hâlde ahlâk, insandan önce var olan ve insanı yargılayabilen aşkın/müteal bir referansa dayanmak zorundadır.

8. Kant Neden Yetemedi?!.

Kant, ahlâka yer açmak için bilgiyi sınırladı ama Tanrı’yı pratik aklın postülası olarak geri çağırdı : “Bilgiyi ortadan kaldırdım ki, inanca yer açayım.” dedi.

Ama Tanrı’yı temele değil, sona koydu. Böylece Tanrı, ahlâkın garantörü oldu ama kaynağı olamadı. Bu yüzden onun aklı, ahlâkı tek başına taşıyamadı.

9. Taklit Değil, İstikâmet

Birebir taklit müzeliktir. İstikamet ise diridir.

Sünnet :

  • Geçmiş davranışların arşivi değil.
  • Bugüne yön tayin eden ahlâkî pusuladır.

Ahlâk, sergilenmek için değil; yaşanmak için vardır.

10. Ahlâkî Açıdan Kelime-i Şehâdet

‘Lâ ilâhe illallah’ın ahlâkî karşılığı :

  • Güç, ilâh değildir.
  • Çoğunluk, ilâh değildir.
  • Birey, ilâh değildir.
  • Çıkar, ilâh değildir.

Hiçbir beşerî otorite iyiyi ve kötüyü belirleme yetkisine sahip değildir.

Muhammedün Rasûlullah, ahlâkın tarihte somutlaşmış, hayatta uygulanmış hâlidir. Ahlâk mümkündür; istikâmet yürünebilirdir; bu istikâmeti (yolu), en iyi Muhammed yürümüştür.

Sonuç : Asıl ve Araç

Ahlâk asıldır. Din, bu aslı hatırlatan ve koruyan ilahî araçtır.

Dinsiz ahlâk mümkündür ama kırılgandır. Ahlâksız din mümkündür ama felâkettir.

Kelime-i Şehâdet, bu açıdan sadece dine giriş ve bir kimlik değil; aynı zamanda ahlâkî taraf tutuş beyanıdır.

Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, biz sonuç almaktan (başarılı olmaktan) değil; sorumlu (ahlâklı) davranmaktan sorumluyuz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

NEREYE?!.