MEDENİYET KRİZİ
MEDENİYET KRİZİ : GÜÇTEN HAKKA DÖNÜŞÜN İMKÂNI
I. Krizin Teşhisi
Bugünkü küresel düzen, teknik olarak gelişmiş, hukuken örgütlü, ekonomik olarak karmaşık; fakat ahlâkî olarak kırılgandır.
Sorun, sadece Batı ve ABD değildir.
Sorun, sadece kapitalizm değildir, daha derindedir : Gücün H/hakka üstün gelmesi.
Modern sözleşme düzeni imza üretir; ama eşit güç üretmez.
Hukuk vardır; ama hukuk çoğu zaman güçlünün yanındadır.
Ekonomi mal ve hizmet üretirken bağımlılık da üretir.
Teknoloji kolaylık sağlarken gözetim de sağlar.
Böylece açık sömürü yerini rafine sömürüye bırakır.
Zincir görünmez olur; rıza görünür olur.
Bu durum, salt komplo teorisiyle de masum rekabetle de açıklanamaz. Bu, ahlâkın sistemden çekilmesidir.
Roger Garaudy, modern medeniyetin “insanı araçsallaştıran” yönünü eleştirirken bunu fark etmişti.
Arnold Toynbee ise, medeniyetlerin dış saldırıyla değil, iç çözülmeyle yıkıldığını söylemişti.
Bugün yaşanan şey tam olarak budur : İç çözülme.
II. Kök Sebep
Kök mesele şudur : Hak, aşkın bir referansa dayanmadığında görecelileşir. Görecelileşen hak da çoğunluğun ya da gücün eline geçer.
Ve orada şu sessiz dönüşüm başlar : Hak, norm; norm, prosedür; prosedür, teknik; teknik, güç olur. Ve sonunda hak, gücün diliyle konuşmaya başlar.
Bu noktada Tevhîd ilkesi devreye girer. Burada “lâ ilâhe illâllah”, sadece inanç cümlesi değildir; bir medeniyet ilkesidir.
“Lâ” : Gücün ilâhlaştırılmasını reddeder. “İllâ” : Hakkı, aşkın bir ölçüye bağlar.
Hak, gücü sınırlamazsa; güç, hak üretmeye başlar.
Bu da medeniyetin kırılma ânıdır.
III. Bugünkü Medeniyetin Üç Sorunu
1. Güç Yoğunlaşması
Ekonomik, teknolojik ve askerî güç tarihte hiç olmadığı kadar merkezileşmiştir.
2. Rıza Üretimi
Bugün, zorlamadan çok iknâ; baskıdan çok yönlendirme çalışmaktadır.
Sözleşme vardır ama eşitlik yoktur.
3. Ahlâkın Özelleşmesi
Ahlâk, bireysel alana itilmiş; sistem, ahlâktan bağımsızlaştırılmıştır.
Birey iyi olabilir; ama yapı/sistem âdil değildir.
IV. Çözüm : Devrim mi, Dönüşüm mü?!.
Yeni bir medeniyet kurmak, çoğu zaman romantik bir söylemdir. Tarih büyük sıfırlamalarla değil, uzun dönüşümlerle ilerler. Bu yüzden çözüm : Toplu yıkım değil; eksen kaydırmadır.
V. Çözümün Dört Ayağı
1. Hak-Güç İlişkisinin Yeniden Tanımı
- Hak, çoğunluğa değil; ilkeye dayanmaldır.
- Güç, ilkeye tabi olmalıdır.
Bu, soyut bir slogan olarak değil; hukuk, ekonomi ve eğitim politikalarına tercüme edilmelidir.
2. Yerel Ahlâkî Toplulukların Güçlendirilmesi
Merkezî sistemlerin karşısında küçük ama bilinçli yapılar kurulmalıdır. Aile, vakıf, cemiyet, yerel üretim ağları gibi…
Büyük sistemler tek başına dönüştürülemez; ama alternatif pratikler üretilebilir.
3. Ekonomik Sadelik
Tüketim üzerinden kimlik kuran düzen kırılmadan ahlâk geri gelmez.
İhtiyaç ile arzu arasındaki fark yeniden öğretilmelidir.
4. Şahsî Sorumluluk Bilinci
Suç kolektif olabilir; ama sorumluluk şahsîdir.
İnsan, “herkes böyle yapıyor” diyerek kendini temize çıkarmamalıdır.
Medeniyet dönüşümü, önce insanın içindeki güç arzusunu sınırlamasıyla başlar.
VI. Direnç ve İnşâ
Direnç olmadan inşâ saflığa dönüşür. İnşâ olmadan direnç öfkeye dönüşür.
Bu yüzden yanlışı reddetmek gerekir ama doğruyu üretmeden yanlışı reddetmek yetersizdir.
Karınca metaforu burada semboliktir. Yangını söndüremeyebilirsin ama tarafını belli edersin.
VII. Sonuç
Mesele Batı-Doğu meselesi değildir; güç-hak meselesidir.
Mesele medeniyet değiştirmek değil; medeniyetin ölçüsünü değiştirmektir.
Belki biz o büyük dönüşümü göremeyeceğiz ama güce tapmamayı, hakkı savunmayı, imzanın arkasındaki ahlâkı sorgulamayı, küçük ama sahici alternatifler üretmeyi öğrenebiliriz.
Yeni medeniyet bir anda doğmaz ama bilinç bir anda uyanabilir.
Her gerçek dönüşüm, önce bilinçte başlar. Rabbimden niyazım : bu Ramazanın böyle bir bilince vesile olması.
Yorumlar
Yorum Gönder