BENLİK, SORUMLULUK VE TASAVVUF
Benlik, Sorumluluk ve Tasavvuf : Eleştirel Bir Değerlendirme
Tasavvufun bazı klasik yorumları, özellikle Vahdet-i Vücûd yaklaşımı, insanın benliğini görünüşte yok etmeyi amaçlar. Teorik olarak bu, hakikate yöneliş ve egoyu kırma açısından anlamlı görünse de, pratikte ciddi sorunlar doğurur : Benlik küçülürken sorumluluk da flûlaşır ve insan pasifleşir.
• Benlik küçülünce insan bağımsız bir fâil olarak görünmez hâle gelir.
• Sorumluluk flûlaşınca imtihan ve kulluk bilinci bulanıklaşır.
Bu durum, dinin en temel ölçütü olan insanın Rabbine karşı sorumluluğunu zayıflatır. İslam’da kulluk, yalnızca niyet ve ibâdetle değil, aynı zamanda ahlâkî sorumluluk ve fiilî yönelimle de ölçülür. Benliği yok etmek, sorumluluğu da yok etmek anlamına gelirse, kulluk flûlaşır, imtihanın etkisi azalır ve insanın Tanrı ile ilişkisi zayıflar.
Benlik ve Sorumluluk Arasındaki Kritik İlişki
Klasik tasavvuf, çoğu zaman benliği küçültürken sorumluluğun da azalmasını doğal karşılar. Oysa doğru yaklaşım, ters orantılı bir ilişkiyi gerektirir : Benlik küçülürken sorumluluk artmalıdır.
Bu, hem egoyu kırar, hem de imtihanı ve ahlâkî yönelimi güçlendirir. Küçülen ben, sorumluluğun artması ile desteklendiğinde, insan hakikate yönelir, fiilleri bilinçli bir sorumlulukla anlamlı hâle gelir.
Benliği büyüterek sorumluluğu küçültmek, Tanrısaldır. Biz insanlar ontolojik olarak Tanrı’dan farklıyız. Benliği büyüterek sorumluluğu silmek de, benliği küçülterek sorumluluğu silmek de imtihanı ve kulluğu ortadan kaldırır.
Vahdet-i Vücûd ve Eleştirel Perspektif
Vahdet-i Vücûd teorik olarak her şeyi hakikatin bir parçası olarak görür. Vahdet-i Vücûdda görünüşte benlik silinir; hakikat ve çokluk tek bir noktada birleşir. Ancak ontolojik olarak insan, Tanrı ile aynı düzlemde değerlendirilemez. Eğer benlik yok edilip sorumluluk da flûlaştırılırsa, insan ile Tanrı arasındaki fark da bulanıklaşır. Bu, tasavvufun ahlâk ve sorumluluk boyutunda ciddi bir zaaf oluşturur : İnsan pasifleşir, niyet ve yönelim bilinçli olarak deneyimlenmez. Böyle bir durum zâlim sistemlerin de işine gelir. Nitekim tasavvufa sıcak bakılmasının arkasında bu anlayış vardır.
Nietzsche ve Sorumluluk Örneği
Örnek olması açısından değil, eleştirel bir bakış vermesi açısından, İslâm dünyası için önemli bir bakış/yaklaşım, Tanrı’yı öldürmeyen ve insanî sorumluluğu silmeyen bir 'Nietzsche'dir. Çünkü sorumluluk ve kulluk, insanın Tanrı ile ilişkisini belirler. Klasik tasavvuf, benliği yok ederken sorumluluğu da yok ediyorsa, bu yaklaşım hem ahlâkı hem imtihanı = insanın yaratılış amacını bulanıklaştırır.
Sonuç ve Öneri
1. Klasik Vahdet-i Vücûd, benliği küçültür, sorumluluğu siler; kulluk flûlaşır, insan pasifleşir.
2. Olması gereken : Benliği küçültmek ama sorumluluğu büyütmek, kulluğu ve niyeti canlı/diri tutmak.
3. İnsan ile Tanrı'nın ontolojisi farklıdır. Benliği büyüterek sorumluluğu silmek Tanrısal bir yetkidir; bu yetki bize ait değildir.
4. Sorumluluk, benin görünmezliği ile flûlaşmamalıdır. İmtihan ve ahlâkî bilinç korunmalıdır.
Özetle : Tasavvufun bazı yorumları, benliği silerken sorumluluğu da flûlaştırır ve insanı pasif hâle getirir. Doğru yol, benliği küçülterek sorumluluğu çoğaltmak, ahlâkî sorumluluğu ve kulluk bilincini canlı tutmaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder