LEH VE ALEYH

Leh, Aleyh ve Niyetin Sâfiyeti : Varlığın ve Yönelişin Metafiziği

1. Leh ve Aleyh : Dilbilim ve Ontolojik Temel

Leh = (له), “Le” + “Hû” birleşiminden oluşur. Le, için, adına; Hû, üçüncü tekil zamir, O/o anlamında. Bu O/o'yu kimin için kullandığımız önemli. Örnek : LeHü-l Halk’u ve LeHü-l Emr = “Yaratma ve yönetme O’nundur.” Burada Allah için kullanılmıştır. İnsan için de kullanılabilir.

Çoğul örnekler : Lehümâ / Lehüm, insanlar veya varlıklar için kullanılır; Allah’a çoğul zamir kullanmak teolojik olarak anlam kaymasına neden olur.

Aleyh (عليه), “Alâ” + “Hû”; Alâ, üzerine, karşı; Hû, üçüncü tekil zamir. Örnek : Aleyhisselâm = Selam onun üzerine olsun. Hû burada = aleyhde/alâ ile Allah için kullanılmaz; çünkü kimse Allah’a karşı = Allah aleyhine iş yapamaz.

Ontolojik olarak leh, varlığın “kime ait olduğu”; aleyh, varlığın kime karşı yöneldiği ifade eder. 

Kişi, lehinde ve aleyhinde olanları bilerek, niyet ve fiilini buna göre ayarlamalıdır.

2. Varlığın Amacı ve Niyet

Soru : Niçin varız?!.

  1. Kendimiz için.
  2. Başkaları için.
  3. Allah için.

İlk iki kategori, niyetin safiyetini gizleyen perdeler olabilir.

Saf niyet, bilinçli olarak veccehtü / vech ile = sırf Allah’a yönelimle sağlanır.

Eylem görünüşte kendimiz veya başkaları için olsa da, niyet derinde O’na dönük tutulursa perde kaldırılır ve niyet saf olur.

3. LehHû ve LiHî ile İçsel Niyet

  • LeHû = O’nun için.
  • LiHî = O’na ait, O’nun için.

Bir işe içsel yönelişimiz, veccehtü / vech ile uyumlu olduğunda, niyetimiz ontolojik olarak doğru ve saf/temizdir.

Böylece varlık = iş, niyet ve yöneliş bir bütün hâline gelir.

4. Rasûller Örneği : Niyetin Safiyeti

Tüm Rasûller : “Lâ ecriye illâ alellah” = Allah’tan başkasından hiçbir karşılık istemiyoruz demişlerdir. Burada niyetin en saf hâli görülür :

  • Kendimiz için, yok.
  • Başkaları için, görünüşte olabilir ama niyet O’na dönük.
  • Allah içinse, tamamen saf ve bilinçli. Veccehtü / vech ile uyumlu.
Rasûller’in yönelişi, niyetin lüb-ün lüb düzeyinin sâfiyet örneğidir.

5. Niyetin Hiyerarşisi : Akıl → Kalp → Fuâd → Lüb → Lüb-ün lüb

  1. Akıl, niyeti yönlendirir, farkındalık sağlar. Bu niyet kime dönük?!.
  2. Kalp, niyetin özünü taşır; görünüşten bağımsız sâfiyet merkezidir.
  3. Fuâd, kalbin derin katmanı; niyetin sezgisel ve doğrudan Allah’a dönük boyutudur.
  4. Lüb, fuâdın daha derinliği; niyetin en saf ve örtüsüz hâli.
  5. Lüb-ün lüb, en derin çekirdek; niyetin mutlak saf hâlinin Allah olduğu, başka hiçbir perde veya etkinin olmadığı durum.

Rasullerin niyeti “lâ ecriye illâ ‘alellah” ile, tam olarak lüb-ün lüb düzeyinde durur.

İnsan, yapacağı eylemi, akıl ve kalbe yönlendirilip fuâd ve lüb katmanlarıyla desteklerse, perde incelir ve niyet saf hâle gelir.

6. Şeytan ve Niyetin Katmanları

Şeytanın metafizik etkisi, niyetin ilk iki katmanla sınırlıdır : Akıl ve Kalp.

  1. Akıl, şüphe, yanıltıcı gerekçeler, aldatma şeklinde çalışır.
  2. Kalp, korku, endişe, gurur, bencillik vb. üretir.

Fuâd, Lüb ve Lüb-ün lüb katmanları, saf niyetin ve veccehtü'nün / vech’in devreye girdiği derin alanlardır. Bu katmanlar şeytanın müdahalesine kapalıdır. Rasullerin niyeti ve mutasavvıfların derin yönelişi, şeytanî müdahaleye karşı korunur.

Şeytanın etkisi, bilinçsiz veya bencil yönelimlerde ortaya çıkar. Farkındalık ve veccehtü / vech ile yöneliş, perdeyi inceltir ve niyeti korur.

7. Mutasavvıflar ve Velî-Nebî Ayrımı

Mutasavvıflar, niyetin lüb katmanında kalırlar. Niyetin örtüsüz ve saf hâlini yaşarlar, perdeleri büyük ölçüde kaldırırlar; lüb-ün lüb katmanına geçmezler; bu katman Nebîliğe özgüdür.

Lüb-ün lüb’e geçiş, Nebîlere hastır. Bu katmana geçmek, niyetin mutlak çekirdeğinde tamamen Allah’a ait olmayı gerektirir.

Tasavvufi literatürde genellikle velîler, Nebîlerden aşağıda kabul edilir, ama niyetin hangi katmanda sabitlendiği açıklanmaz. Bu model, mutasavvıfların niyet katmanını teorik olarak lüb’de sınırlı tutarak velîlik ile Nebîlik arasındaki farkı somutlaştırır.

8. Klasik ve Modern Perspektifler

Rûmî : “FîHi mâ FîH”, varlığı “O’nun içinde” olarak ifade etmiş; bu metaforiktir ama ontolojik olarak tartışmalı ve sorunludur.

Bunun alternatifi belki “LîHi mâ LîH” = “O’nun içindir” olabilir; bu, niyet ve varlık perspektifiyle uyumlu gözüküyor.

Kant : Ding an sich

Bu kavram, epistemik; görünüşten bağımsız, değişmeyen varlık anlamında. Bunu metafizik olarak birine muhtaç olmayan, eksilmeyen varlık olarak anlarsak Tanrı’ya yaklaşır ama Kant, bu kavramla doğrudan Tanrı’yı kastetmez.

İbrâhîm : Yüzünü Yaratana Döndürmek

“innî veccehtü vechiye lillezî fetara-s semâvâti vel ardı hanîfen; ve mâ ene min-el müşrikîn.” (6/79.)

Veccehtü / vech ile niyetin Allah’a dönük tutulması, perdeyi kaldırır ve niyet saf hâle gelir.

9. Sonuç ve Pratik Çıkarım

  1. Kendimiz ve başkaları için olan eğilimler, niyetin safiyetini gizleyen perdelerdir.
  2. Saf niyet : Bilinçli yönelişle = veccehtü / vech ile Allah’a dönük olur.
  3. Rasûller bu saflığı “lâ ecriye illâ ‘alellah” diyerek ifade etmişlerdir.
  4. Leh / LiHî farkını anlamak ve niyeti O’na yönlendirmek, varlık, eylem ve niyetin bütünleşmesi demek.
  5. Niyetin hiyerarşisi (akıl → kalp → fuâd → lüb → lüb-ün lüb), niyetin perdelerden arınmasının = saf kalmasının yoludur.
  6. Şeytanın etkisi yalnızca akıl ve kalp katmanlarıyla sınırlıdır; fuâd, lüb ve lüb-ün lüb katmanları ona kapalıdır.
  7. Mutasavvıflar lüb katmanında kalır; lüb-ün lüb’e geçmek yalnızca Nebîlere özgüdür.
  8. Görünüşteki eylemlerimiz dünyaya veya başkalarına hizmet etse de, kalp ve fuâd katmanları O’na dönük tutulduğunda niyet saf hâle gelir.

Bütün mesele, perdeleri kaldırmak, niyeti veccehtü ile O’na yöneltmek ve böylece akıl, kalp, fuâd, lüb ve lüb-ün lüb düzeylerinde yönelişi niyette birleştirmek.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP