İYYÂKE = إياك
İyyâKe = إياك
İyyâ, mefûl-u bih = tümleç konumundaki bitişik zamirden önce kullanılır ve tahsis ifade eder. Tümleç nedir?!. Cümleyi (cümlede anlamı) tümleyen/tamamlayan. Cümlede tümleci bulmak için, yükleme/fiile kime, kimi, niçin, neden, nereye, ne zaman, ne kadar sorularını sorarız.
Ey ve yâ, nidâ, ünlem. Eyyâ, neyi, kimi, kim ve ne. Baştaki elifin harekesi esreye dönünce, iyyâ olur; eyyâya zamir bitişmez, iyyâya bitişir; burada iyyâ’ya ke = sen zamiri bitişmiş, iyyâke olmuş.
İyyâKe size tanıdık geliyor değil mi?!. Fâtihâ 5. âyette iki kez geçiyor. “İyyâKe neabudu ve İyyâKe nesteîn.” Anlamı ne?!. Sadece ve yalnızca (tahsis) Sana ibâdet (= kulluk) eder ve sadece ve yalnızca Senden yardım dileniriz. Bu iki iş için başkalarına (aslâ) müracaat etmeyiz. Çünkü onlara da Sen yardım etmektesin; bu yüzden kendisi himmete muhtaç olanlara kulluk etmez onlardan yardım dilenmeyiz. Eğer onlar da Sana kulluk ediyor ve Senden yardım dileniyorlarsa, onlarla karşılıklı olarak yardımlaşırız. Dikkat ettiyseniz hep yüklemlerin sonunda iz/ız dedim = biz zamirini kullandım; çünkü âyette neabudu ve nesteîn’in başında nâ = biz zamiri var. Biz ne?!. En az, sen ve ben; en çok, tüm Mü’min ve Müslümanlar. = biz.
Her Mü’min ve Müslüman Rabbine SEN diyebilecek kadar yakındır!. Çünkü O, insana şahdamarından daha yakın; kişi ile kalbi arasına girer. (Bknz. 50/16. 8/24.)
Pekiî O’na nasıl, ne şekilde ibâdet (= kulluk) edeceğimizi nasıl bilebiliriz?!. Çünkü önce ibâdet (= kulluk) = neabudu; sonra yardım isteği/dileği = nesteîn talebi var.
İbâdet edip yardım alanları = Rasülleri izleyerek.
Basit zihinle düşünelim. Siz birine yardım etmek için o kişide hangi kriterlere bakarsınız?!. Bu kıyasım, yanlış anlaşılmaya meydan vermesin. Allah herkese yardım ediyor, yaratma ve yaşatma, yardım değil mi?!. Buradaki yardım, “ekstra/özel” bir yardım; sadece O’na ibâdet (= kulluk) edenlere özel/tahsisli. Tahsise tahsis. Onların O’ndan bu özel yardımı = istiâneyi talep etme hakları var. Neden?!. Sadece ve yalnızca (tahsis) O’na ibâdet (= kulluk) ettikleri = kulluklarını sadece O’na tahsis ettikleri; O’nu tanımayanlara eyvallah etmedikleri (= ağam-paşam, efendim-rabbim demedikleri) için.
Dikkat! o yardım talebi de dünyalık menfaat değil. Ya ne?!. “İhdinâ-s sırât-al müstekîm.” = Bizi doğru yola ilet = hidâyet et. Yol doğru olunca (bulununca), kişi buradaki hayatından da ötedeki hayatından da emîn (mü’min) olur, savrulmaz.
İşte, kişiyi savrulmadan koruyan, bu tahsisdir = iyyâKe’dir.
“Allah, aralarında anlaşamayan (şirk-et kurmuş = şürekâü müteşâkisûne) birkaç ortağa bağlı (kulluk eden) bir kimse ile, tek bir kişiye bağlı (kulluk eden, selemen) bir kimseyi örnek verdi. Bu iki kimsenin durumu hiçbir olur mu?!. Övgü yalnızca Allah’a özgüdür ama çokları bilmiyorlar.” (39/29.)
Bu yüzden kulluğu = ubûdiyyeti (= ibâdeti, itaati) parça parça ediyorlar.
Üç çeşit kulluk var :
1. Yalnızca Allah’a kulluk.
2. Allah’la beraber başka ilâhlara da kulluk. Buradaki kullukta çatışma var. Allah, en büyük ilâh ama aşağıdaki ilâhların hepsi Allah’a kulluk etmedikleri uyum yok.
3. Allah dışında başka ilâha veya ilâhlara kulluk.
İyyâKe, 1. gruba girer; 2 ve 3’ü reddeder.
Yorumlar
Yorum Gönder