NİYET, FİİL VE MÎZAN
Niyet, Fiil, Mîzan ve Tefzîz/İstefzîz
İnsan yaşamında sorumluluk, akıl ve irade sahibi olmayı gerektirir. İnsan, varoluş gayesine niyet ve fiil aracılığıyla yönelir veya o gayeden sapar. Bu yönelim, Aristocu dört sebep ve Kelâmın makâsıdı bağlamında değerlendirilebilir.
Niyet, insanın içsel yönelimi olup akıl ve iradesiyle belirlenir. Niyet, çekirdektir. = نواة نووي . Fiil, niyetin görünür hâlidir; ikisi (= niyet ve fiil), iç ile dışın birliğini sağlayarak karakterleşmiş ontolojik bütün oluşturur. Dört sebep (= maddî, formel, etken, gâî) ve makâsıd/maksatlar niyetin fiile dönüşümünü ve fiilin değerini belirlerler. Maddî sebep fiilin somut zeminidir; niyet bunu yönlendirir; formel sebep fiilin biçimi ve düzenidir; niyet hedefe yön verir; etken sebep niyetin motivasyonu ve fiili harekete geçiren güçtür; ereksel/gaye/gâî sebep (makâsıd) niyetin nihaî amacı ve tümel gayeye uyum ve fiile anlam katar.
İnsan, niyetini tümel maksat = tümel gaye ile uyumlu hâle getirmeye çalışır. Her şeye rağmen bu uyum tam değildir; sınırlı insan, bu maksada yalnızca "iyi geçinme" düzeyinde hizalanabilir. İyi geçinme, niyet ve fiilin olabildiğince mîzan ve fıtrata uyum sağlamasıdır, ama bu, hâlâ potansiyel bir başıboşluk, amaçsızlık, sorumsuzluk ve uyumsuzluk da barındırır; önemli olan, bu uyumsuzluğu azaltmaya çalışmaktır. = “eyehsebu-l insânü en yütreke südâ.” (75/36.)
Fıtrat, insanın doğuştan sahip olduğu içsel mîzanın bireysel izdüşümüdür. Mîzan, evrenin düzeni, normatif ölçü ve kozmolojidir. Niyet ve fiil, fıtrat ve mîzanla uyumlu olduğunda takvâya ve âlemle iyi geçinmeye; sapma hâlinde ise, fücura, azgınlığa ve taşkınlığa (= tuğyâna, tağutluğa) sebep olur.
İnsanın sınırlı akıl ve iradesi, tümel gayeyi/maksadı doğrudan ve tam bilmeye yetmez. Önemli olan, tümel gayeyi bilmek değil, yaşamı tümel gayeye uyumlu hâle getirmek, yani emri dinlemek veya itaat etmektir. Bu, Marleau Ponty’ci perspektifte, insanın bedensel ve algısal varlığı ile dünyayla uyumunun bir fenomenal yönelimi olarak görülür. Niyet ve fiil, fıtrat ve mîzanla uyumlu olduğunda, insanın varlığı dünyayla uyumlu bir fenomenal bütünlük kazanırken; sapma hâlinde, varlık ile dünya arasında çatışma ortaya çıkar.
Burada tefzîz/istefzîz, mîzanı bozma davranışı olarak devreye girer. Bu eylem, insanın niyetini (= iç dünyasını, psikolojisini) hedef alır, fiilini çarpıtır ve iç-dış uyumunu (âlemle uyumunu) sarsar. Kur’an, 17/64’te şeytanın Âdem’e yaptığını tefzîz olarak niteler; bu, bir tür niyeti bozma ve kışkırtma eylemidir; tefzizle bireyin iradesi ve rızası farkında olmadan yönlendirilir. Modern çağda bunu algoritmalar, sosyal medya ve yapay zekâ temelli içerikler yapar; insan farkında olmadan tetiklenir, niyeti çarpıtılır ve fiili mîzanla uyumsuz hâle gelir/getirilir. “İnsanların kendi elleriyle yapıp-etmeleri sonucunda karada ve denizde fesat ortaya çıktı.” (30/41.)
İşte bu nedenle insan, niyet ve fiil aracılığıyla iç-dış uyumunu fıtrat ve mîzanla test eder; dört sebep ve makâsıd ile yönelimini değerlendirir. Niyet → Fiil → Dört Sebep + Makâsıd → Fıtrat ve Mîzan → Takvâ ve Fücur → Tefzîz/İstefzîz zinciri, insanın psikolojik, ontolojik, kozmolojik, ahlâkî/etik ve fenomenal konumunu, duruşunu belirler. Uyma ve itaat, tümel gayeye yönelmenin somut biçimidir ve bu, insanın içsel ve dışsal bütünlüğünü korur; dışsal kışkırtmalar = tefzîz ise, içerde bu bütünlüğü bozma potansiyeli taşır. İçeri (niyet) bozulunca, dışarı da (kara ve deniz de) bozulur.
Yorumlar
Yorum Gönder