İSLÂMÎ SİYASET

İslâmî Siyaset Üzerine Yol Gösterici Bir Çerçeve

1. Başlangıç : Hayat, Yön ve Ahlâk

Hayat statik değil, dinamiktir. Asıl soru, bu dinamizmin hangi yöne aktığıdır : Adâlete mi, zulme mi; merhamete mi, hoyratlığa mı?!. Bu soru teknik değil, temelde ahlâkî bir sorudur. Çünkü daha düzenli, daha güçlü veya daha zengin olmak; daha âdil ve daha insaflı olmak anlamına gelmeyebilir.

Ahlâkın kaynağı, insanın fıtratı, yani yaratılışıdır; fıtrat da doğrudan Yaratan’a işaret eder. Din, ahlâk icat etmez; fıtratta zaten mevcut olan doğru yönü hatırlatır ve düzeltir.

2. Üst İlke : Kur’ân

İslâmî siyasette nihâî ve tartışılmaz üst ilke Kur’ân’dır. Kur’ân burada bir anayasa metni gibi; adâlet, merhamet, emânet, şûrâ ve hesap gibi değişmez ahlâkî ilkelerin kaynağıdır.

Bu ilkeler :

  • Oyla/oylamayla belirlenemez ve değiştirilemez.
  • Güçle askıya alınamaz.
  • Maslahat gerekçesiyle iptal edilemez.

Kur’ân, siyasete, “ne olunmalı?!” sorusunun cevabını verir ve sınırlar çizer.

3. Model : Efendimizin Sünnetidir

Kur’ân’ın hayata nasıl indirileceğinin yaşanmış modeli, Efendimizin (s.a.s.) sünnetidir. Bu sünnet :

  • Donmuş bir devlet biçimi değildir.
  • Birebir taklit edilecek tarihsel şekiller bütünü de değildir.

Sünnet burada usûldür, ahlâkî akıldır, karar verme biçimidir. Efendimizin sünneti bize şunu öğretir :

  • Güç varken de yokken de adâleti,
  • Galibiyet ânında da yenilgi anında da merhameti,
  • Belirsizlikte de istişâreyi terk etmemeyi.

Model alınan şey, yapılan işten çok işin nasıl yapıldığıdır.

4. Zemin : Yaşanan Hayattır

İslâmî siyaset, hayalî bir toplumda veya geçmişte değil; şu ân yaşanan hayatın içinde yürür. Toplumun kültürü, imkânları, zaafları ve şartları; bu siyasetin zeminidir.

Bu zemin :

  • Meşrûiyet kaynağı değildir.
  • İlke belirlemez ama ilkeyi de yok saymaz.

Islah, mevcut hâli inkâr ederek değil; onu dikkate alarak mümkün olur.

5. Maslahat : İlke-Model-Zemin Buluşması

Maslahat; bağımsız bir ilke ve keyfî bir faydacılık değildir.

Maslahat, Kur’ân’ın ilkelerinin, Efendimizin sünnetini model alarak, yaşanan hayatın şartlarında karşılık bulmasıdır.

Şartlar ilkeyi belirlemez; ilkeler şartları yorumlar. Ahlâka aykırı hiçbir şey, halkın yararı (maslahat) adına meşru sayılamaz.

6. Şûrâ, Rıza ve Yetki

İslâmî siyasette :

  • Şûrâ, karar üretme biçimidir; süs veya formalite değildir.
  • Rıza (= Biat), koşulsuz sadâkat değil; adâletle sınırlı ahlâkî bağlılıktır.
  • Ülü’l-emr, tek kişi değil; yetki kullananların çoğul ve denetlenebilir bütünüdür.

Bu unsurlar, siyasetin hata fark etme ve düzeltme kapasitesini ayakta tutar.

7. Hata, Günah ve Tövbe

İnsan hata yapar; siyaseti yapan da insandır. Bu yüzden :

  • İslâmî siyaset (ve devlet) kutsal değildir.
  • Hatasız değildir.
  • Lâ yüs’el (sorgulanamaz, dokunulamaz) değildir.

İslâmî olan, hatasızlık iddiası değil; tövbe edebilme ahlâkıdır.

Siyasal tövbe :

  • Yanlışı kabul etmeyi,
  • Zararı telâfi edebilmeyi,
  • Kararı geri alabilmeyi,
  • Hesap verebilmeyi içerir.

Tövbesi olmayan siyaset, kaçınılmaz olarak zorbalığa dönüşür.

8. Tarihî Tecrübe ve Yanlış Uygulamalar

İslâmî siyaset konuşulurken yapılan en büyük hatalardan biri, tarihî tecrübeyi ya tamamen kutsamak ya da toptan mahkûm etmektir. Oysa tarih, ne bütünüyle örneklik ne de bütünüyle sapmadır; ibret alanıdır.

Tarih boyunca yaşanan bazı temel sapmalar şunlardır :

Hilâfetin emânet olmaktan çıkıp iktidara indirgenmesi. Kur’ânî anlamda insanın yeryüzündeki sorumluluğu olan hilâfet, zamanla siyasal gücün meşrulaştırıcı etiketi hâline gelmiştir.

Şûrânın işlevsizleştirilmesi. Karar üretim süreci olmaktan çıkarılan şûrâ, çoğu zaman alınmış kararların süsü hâline getirilmiştir.

Biatın ahitten sadâkate dönüşmesi. Şartlı ve karşılıklı bir sorumluluk olan biat, sorgulanamaz bağlılık ritüeline indirgenmiştir.

Ülü’l-emrin tekleştirilmesi. Yetkinin çoğulculuğu kaybolmuş, siyasal otorite tek kişi veya hanedan etrafında toplanmıştır.

Maslahatın ilkenin önüne geçirilmesi. Adâlet ve merhamet askıya alınarak, düzenin ve bekânın korunması aslî gaye hâline getirilmiştir.

Siyasetin kutsallaştırılması. İktidar, eleştirilemez ve sorgulanamaz kılınarak fiilen “lâ yüs’el” konumuna taşınmıştır.

Bu yanlış uygulamaların büyük kısmı, Kur’ân’ın ilkelerinden değil; insan zaaflarından, korkudan ve iktidar arzusundan/hırsından doğmuştur. Bu yüzden tarih, “olması gerekenin” değil; neye düşülebileceğinin kaydıdır.

9. Sonuç : İslâmî Siyaset Nedir?!.

İslâmî siyaset : Tarihi aynen tekrar etmeyi ve tarihi mutlak ölçü kabul etmeyi değil; tarihten ders alarak, bugünü ahlâkî olarak ıslah etmeyi hedefler.

İslâmî siyaset, devleti kutsallaştıran değil, adâleti devletin önüne koyan; itaati değil, sorumluluğu önceleyen; hata yaptığında geri dönebilen bir siyasal ahlâk arayışıdır.

Hedef : Kusursuz bir sistem değil; yanlış yapınca tövbe edebilen, düzelebilen ve hesap verebilen bir yol tutmaktır.

Bu çerçevede yapılması gereken : Geçmişe övgü ya da sövgü değil; sürekli diri tutulacak olan bir istikâmet muhasebesidir.

Not : Burada kullanılan İslâmî kavramı, doğrudan İslâmı değil, İslâmdan anlaşılanı ifade eder. Bu ayrımı, Tâhâ Abdurrahman net bir şekilde ifade eder.

Sünnîlik, hilâfet; Şiîlik, imâmet kavramını öne çıkarmıştır. Bunlar, ilke değil şekildir, usûldür.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP