ORUÇ VE FARKINDALIK

Kafa, Kalp ve Beden : İnsan ve Medeniyetin Anatomisi

Kafa, akıldır; planlama, ölçü yeteneği ve yön belirleme gücüdür. Kalp, imandır; niyet, vicdan ve duygunun merkezi, eylemleri besleyen kaynaktır. Beden ise toplumdur; adâletin ve düzenin sahaya yansıdığı yer. Bu üçü birlikte çalışmadığında medeniyet hasta olur, birey ve toplum bozulur.

Oruç, bedeni susturmaz; bedeni görünür kılar ve bene bedeni tanıtır. Açlık, susuzluk ve sabırsızlık ile beden konuşur, ama ben konuşmaz; ben, verilen karara/emre uyar. Bu itaatte akıl ve kalp birlikte çalışır. Akıl ölçer, kalp niyet eder, beden tecrübe eder. Böylece insan kendini tanır, akıl ve kalp ilk kez uyum içinde çalışır.

Oruç, ben’e değil, Bilen’e itaattir; bene bilmediğini bildirir ve bu itaatle kendini bildirir, yani insanın hem aklını hem kalbini aynı anda işlevsel/faal hâle getirir. Akıl, sınırını bilir; kalp güven ve tevazu ile ona yanıt verir. Oruçluda merkez ben değildir; ben, çağrı ile cevap arasındaki köprüdür. Bu, gururun ve nefsin hastalığını iyileştirir.

Oruç, aynı zamanda toplumu da görünür kılar. Zengine açlığı hatırlatır, fakiri fark ettirir; âmire, memurun durumunu anlatır; memura nasıl bir âmirin memurunu olduğunu hatırlatır. Açlık ve sabır, eşitsizlikleri ortaya çıkarır; kalp empati ile bu duruma tepki verir, akıl ölçü ve sınır koyar. Böylece birey ve toplum bir bütün hâline gelir; ve insan ve toplum organlarıyla birlikte yeniden dengelenir.

Devlet de toplum gibi benzer bir anatomiyi gerektirir. Yöneticinin imanlı olması, kalbi besler; ama adâletin tecellisi için ahlâk şarttır. Ahlâklı ama imansız bir yönetici, imanlı ama ahlâksız bir yöneticiden daha evlâdır = iyidir; çünkü toplumun düzeni, ahlâkî ölçülerle ve adâletle ayakta durur. Ancak unutmamak gerekir ki ahlâk ve iman birbirinden ayrılmaz : Ahlâk, iman; iman, ahlâktır; adâletin kaynağı da buradadır.

Batı ve Doğu’nun tarihsel travmaları, kafa ve kalbin dengesini bozdu. Batı, aklını incitenlerden; Doğu, kalbini incitenlerden “intikam” alıyor gibi. İnsanlık ailesi bir bedense, bu bedene hem sağlıklı bir akıl hem sağlıklı bir kalp şarttır. İkisi de dengesiz çalıştığında veya birine fazla yüklenildiğinde, bedenin ve toplumun düzeni bozulur, medeniyet hasta olur.

Modern çağın bir başka yarası da laiklik ve sekülerlik üzerinden geldi. Bunlar yalnızca siyaseti bölmedi; insanı da böldü, parçaladı. Kafa ve kalp arasındaki uyum kayboldu; akıl kendi başına iş gördü, kalp kendi yalnızlığında kaldı. İtaat ve teslimiyet bilinci silindi; insanlar kendi küçük merkezlerinde sıkıştı-kaldı.

Bu yüzden oruç, hem içsel bir terbiye hem toplumsal bir denge aracıdır; bireyin kendini tanımasıyla toplumun farkındalığı aynı anda yürür, yürümelidir. Akıl, kalp ve beden birbirlerine düşman değil; birbirini tamamlayan organlardır. İnsan ve medeniyet, ancak bu uyumla sağlıklı olur, adâlet ve ahlâk ancak bu dengeyle işler.

Ve bu dengenin bozulduğu en çok oruçlu iken hissedilir; hissedilmiyorsa, sadece açlık çekilir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP