KESÂFETTEN LETÂFETE

Kesâfetten Letâfete : Varoluşun Atlası

1. Başlangıç ve Birikim : Kömür, Karanlık Madde ve Gizli Hazine

Her şeyin temeli, enerjinin madde içinde hapsolmasıdır.

Kömür, Güneşten gelen o lâtif ışığın, yerin altında, ışıksız ve oksijensiz bir ortamda “kristalleşmiş” halidir. Bu bir “halvet” sürecidir; ışıksızlık burada enerjinin kaçmasını önleyen bir mühürdür.

Karanlık Madde (Fiziğin Sırrı) : Evrenin %27'sini oluşturan ama ışıkla (nûrla) hiç muhatap olmayan, sadece “kütlesiyle” (kesâfetiyle) var olan sessiz bir güçtür. Tıpkı zulumâtın en derin katmanı gibi, ışığı ne yansıtır ne de saçar; sadece sistemin iskeletini tutar ama kendisi bir “hayâlet” gibidir.

2. Körlük ve Reddiye : Zulumât ve Şeytanî Bakış

Nûr Suresi’ndeki “elini dahi göremeyecek kadar zifiri karanlık”, letâfetten tamamen kopuşu simgeler.

Şeytanî Bakış : Şeytan, sadece “kesîf” olanı (toprağı) gördüğü, içindeki “lâtif” olanı (ruh/nûr) idrak edemediği için bu karanlığa mahkumdur. Kendi ateşini (nâr) üstün görmüş ama o ateşin nura dönüşmesi için gereken “yanma” ve “teslimiyet” sırrını çözememiştir.

Karadelik : Işığı yutan ama dışarı tek bir foton bile bırakmayan mutlak bir hapishanedir. Bu, nefsin kendi içine çöküp hakikati tamamen yutması ve etrafına sadece karanlık saçmasıdır.

3. Dönüşüm ve Simya : Kömürden Elmasa, Nardan Nura

Maddenin saflaşması, büyük bir basınç ve yanma (çile) gerektirir.

Elmas Sırrı : Kömür ile elmas aynı elementtir (karbon). Aradaki fark; elmasın o devasa basınç ve ısı altında (yanarak/pişerek) tüm kirlerinden arınmış olmasıdır. Elmas, ışığı hapseden kömürün aksine, ışığı mükemmel şekilde kıran ve yansıtan “lâtif” bir forma ulaşmıştır.

Nar (Ateş) - Ara Form : Ateş, maddeyi (kesîf) manaya (lâtif) dönüştüren köprüdür. Eğer yanma yönü (kıblesi) doğruysa, “nar” yerini “Nur”a bırakır.

4. Kimlik ve Sahtelik : Entelektüel (Entel) ve Ârif (Aydın/Bilge)

Entelektüel (Entel) : Bilgiyi sadece biriktiren, ısınan ama yanmayan kişidir. Kiri-pası (egosu) içinde durduğu için duman çıkarır, is bırakır.

Ârif (Aydın/Bilge) : “Lâ” ateşiyle kendi tortularını yakan, “illâ” nuruyla aydınlanan kişidir. O artık bir ayna değil, ışık saçan bir yıldızdır.

5. Nihâî Ufuk : Lâ - İllâ ve Mutlak Nûr

Allah göklerin ve yerin Nûrudur.”

Güneş'in (Zat’ın) kendisine doğrudan bakmak imkansızdır; ancak insan, “lâ” ile tüm sahte putları ve tağutları yakıp, kendini “lâtif” bir aynaya dönüştürmesiyle o Nûr'a tahammül edilebilir.

İnsan, kesâfetinden (ağırlığından) kurtulup lâtifleştiği oranda, O mutlak Nûr'un içinde yanıp yok olmaz; aksine o Nûr ile sonsuz bir aydınlığa kavuşur.

Sonuç : Kur'an ve tüm sahih metinler; insanı kendi içindeki o “karadelikten” çıkarıp, “elmas” saflığında bir “nûr”a dönüştürmek için gelmiştir. Bu yolculuk, kömürün yanıp = dönüşüp ışık = elmas olması gibi, maddeden manaya hicretin hikayesidir.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP